“Yağcılık” yapacağım, bir yerden menfaat sağlayacağım diye doğruları söyleyemeyenler var. Utanması gerekenlerin rezil olduğu ama kimsenin utanmadığı günlere de geldik sonunda. Manipülasyon, dedikodu, iftira, yalan haber ve algı oyunları bunlar artık sıradanlaştı. Hırsızlık, rüşvet ve özellikle dolandırıcılığın envaiçeşidi memlekette her geçen gün karşımıza çıkıyor. Sorarsalar da Müslüman bir devlete mensup inançlı bir milletin torunlarıyız. Elhamdülillah!
Kendimize soralım; Müslüman bir milletin mensupları olduğumuzu söylerken inandığımız değerleri hayatımıza ne kadar yansıtabiliyoruz? Elbette sorun dinde değil bizim yaşantımızdadır. Dini anlamama, dini yaşayamama veya inanç eksikliği ile ilgili sorunlarımız var.
Son zamanlarda Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığının yapmış olduğu operasyonlara bakınca insan ister istemez düşünüyor. Biz nereye gidiyoruz? Birçoğumuz en son 14 ilde yumurta satışı yani yasa dışı üreme hücresi ticareti operasyonunu duyunca “Bu kadar da olmaz!” demiştir herhalde.
Ekonominin bozuk oluşundan mı, yoksa pandemide o son doz ine olduktan sonra mı oldu bilinmez ama “Bu kadar da olmaz” dediğimiz ne varsa oluyor memlekette. Bozulmuşluk ve çürümenin sirayet etmediği alan kalmadı maalesef.
Her gün yeni bir skandalla karşılaşıyoruz. Üstelik bu yaşanan skandallara şaşırmaktan çok acaba sıradaki olayın ne olacağını merak ediyoruz. İşte esas tehlike de burada başlıyor. Toplum olarak kötülüğün sıradanlaşması, ahlaksızlığın normalleşmesi ve utanma duygusunun her geçen gün kaybolması gibi korkunç bir duruma doğru gidiyoruz.
Geçim derdi ve ekonomik sıkıntılar arttıkça dolandırıcılık vakaları da her geçen gün artıyor. Elbette yoksulluk ahlaksızlığın mazereti olamaz. Mesele biraz da nasıl kazandığımıza değil ne kadar kazandığımızı önemseyen anlayışta yatıyor ki doymak bilmeyen bir anlayış artık her yere hâkim.
Para kazanmak uğruna bütün değerlerimizi nerdeyse kaybettik. İnsan onuru, vicdan ve merhamet itildiği kadar en geri plana itildi artık. Yanlış yapmaktan çok, yanlışının ortaya çıkmasından korkan bir anlayış yerleşiyor. Yalan söylemek, haksızlık yapmak, iftira atmak değil; bunların hesabını sormak ayıp sayılıyor. Sanki utanması gereken kötülüğü yapan değil de onu ortaya çıkaran!
Şöyle son zamanlara bir bakın en güvendiğimiz kişiler bile “Yok artık” dedirtecek operasyonlarla anılır oldu. Toplumda müthiş bir güven kaybı söz konusu. Maliye Bakanlığı günlerdir haksız kazanç elde edenlerin tespiti ile uğraşıyor. En basiti palamut bol fiyatı düşük diye denize dökenleri, kavun karpuzu tarlada bırakanları da gördük.
Meyve suyunda meyve, fındık ezmesinde fındık, dondurmada süt arar olduk. Balda arı, salçada domates, sucukta et yok neredeyse. Bu nasıl bir gidişattır? Daha çok kazanma uğruna kaybettiklerimizin kimsenin umurunda olmayan bir topluma doğru gidişat var.
Fındık para etmedi diye toplamayanlar var. Memlekette limon yelerde, üzüm bağda, elma dalda çürüyor. Üretici perişan, sömüren ve zengin olan aracılar. Tamam nakliye ve işçilik pahalı ama bu nasıl iştir? Bu gidişata ne zaman dur denilecek?
Herkesin birbirini kandırdığı, kimsenin kimseye güvenmediği bir yerde ne huzur kalır ne de bereket. Artık kendimize şu soruyu sormalıyız. Biz gerçekten inandığımız gibi mi yaşıyoruz, yoksa inandığımız değerleri sadece dilimizde mi taşıyoruz?
Rabbim bu kış üzerimize kardan fazla ar yağdırır inşallah. Kalın sağlıcakla.