Bu yıl üç çocuğum da okullu oldu. Ezgi anaokuluna, Elif ilkokula, Mustafa da ortaokula gidiyor. Yazdan itibaren okul hazırlıklarına başladık. Şimdi bazı şeyleri yazıp bekârları da korkutmak gibi olmasın ama işin gerçeği, öyle birilerinin sıcak koltuklarında ve klimalı odalarında “Nüfus ve aile” üzerine güzel sözler söylemesi gibi kolay değil!

“En az üç çocuk” dediler, “Aile Yılı” ilan ettiler, “Nüfusumuz gittikçe düşüyor” diye dikkat çektiler peki ya sahada ne var? Ailelere, özellikle de üç ve daha fazla çocuk büyütenlere gözle görülür, elle tutulur bir destek sunulabiliyor mu? Kolaylık sağlanıyor mu? Bence hayır. Bunları söyleyenlerin önemli bir kısmı sahada eksik!

Bizi yönetenler hâlâ biraz eskilerde kalmış gibi. Tamam, eskiden bazı şeyler daha kolaydı. Bir takım elbise ile üç çocuk büyütülür, bir okul çantasını üç kardeş kullanır, bir defteri iki kişi bitirirdi ama şimdi öyle mi? Çocuklar daha okula başlamadan her birinin ayrı ayrı ihtiyaç listeleri whatsapp gruplarından velilere gönderilirken “Şunları alın, bunları hazırlayın...” diye başlayan listeler cep yakıyor.

Eskiden alım gücü olmayan ailelerin bile kendince alternatifleri vardı. Soğan çuvalından çanta yapılır, çimento kâğıdından defter ve kitap kaplanırdı. Büyük çocuğun okul önlüğünü iki kardeş daha giyer, beslenmeye konulan peynir ekmek çikolata bal tadında yenirdi. Bugün ise bir çocuğun günlük beslenme masrafı bile başlı başına bir hesap kalemi. Üç çocuk olunca hesap da büyüyor. Üç çift ayakkabı, üç çanta, üç forma, üç beslenme çantası, üç servis ücreti, üç ayrı harçlık ve liste uzayıp gidiyor.

Enflasyonun yükseldiği, alım gücünün her gün düştüğü bir ortamda “Üç çocuk yapın.” demek kolay, peki üç çocuğu büyütmek, okutmak ve geleceğe hazırlamak kolay mı? İşte mesele tam da burada başlıyor.

Ders kitaplarının devlet tarafından karşılanması elbette önemli ve kıymetli ancak eğitim masrafı sadece ders kitabından ibaret değil. “Zorunlu değil” denilen ama çocuğunun geri kalmaması için velinin almak zorunda hissettiği kaynak kitaplar da ayrı bir yük. Madem bu kitaplara ihtiyaç duyuluyor, o zaman sormak gerekmez mi ders kitapları neden bu ihtiyacı da karşılayacak şekilde hazırlanmıyor?

Sadece veli tarafından bakarsak eğitimcilerin sorunlarını da görmezden gelmiş oluruz. Öğretmenlerin de başta kira ve aile geçindirme gibi ciddi dertleri var. Düşük maaş, ekonomik sıkıntılar, sürekli değişen sistem, müfredat, kalabalık sınıflar, mobbing ve giderek yıpranan mesleki itibar onların da yükünü artırıyor.

Yani bugün okulun kapısından içeri sadece çocuk girmiyor. Velinin ekonomik sıkıntısı, öğretmenin geçim derdi ve sistemin yükü de sınıfa giriyor. Bütün bunların ortasında hâlâ sadece “Nüfusumuz azalıyor, üç çocuk yapın.” demekle yetiniyoruz.

Oysa mesele sadece çocuk sahibi olmak değil; o çocukların nasıl büyüyeceği, nasıl eğitim alacağı ve nasıl bir geleceğe hazırlanacağıdır. Aile güçlenirse toplum, eğitim güçlenirse gelecek güçlenir. Öğretmen güçlenirse gelecek aydınlanır. Üç çocuk demesi kolay, asıl mesele o üç çocuğun geleceğini güvenle kurabileceği bir eğitim ortamı da oluşturabilmektir.

İstisnalar kaideyi bozmaz. Öğretmen nasıl giyineceğini elbette kendisi bilir. Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlara dair yönetmelik hem açıkça belli değil mi? Birkaç kişi yüzünden bu camianın onurunu zedelediğinizin farkında mısınız? Öğretmenin önlüğüne değil; maaşına, özlük haklarına, itibarına ve çalışma şartlarına bakıp iyileştirin çünkü geleceğin güçlü Türkiye’si, sadece daha çok çocukla değil, daha iyi eğitim almış çocuklarla kurulacaktır.

Yeni eğitim ve öğretim yılımız hayırlı olsun. Kalın sağlıcakla.