Öyle günlerden geçiyoruz ki memlekette bir taraf, evladına okulda yiyeceği tostun parasını verememenin mahcubiyetini yaşarken, bir taraf da milyarlarca lirayı “Fon manipülasyonu” yaparak cebe indirmenin aymazlığını yaşıyor.

Türkiye’de 2000’li yıllardan sonra fon, borsa ve benzeri finansal araçlar daha aktif kullanılmaya başlandı. Sermaye piyasalarının altyapısı gelişti, bankacılık sistemi değişti. Banka kuyruklarında beklemek yerine, internet bankacılığıyla bankalar cebe taşındı. Yatırım ürünleri çeşitlendi. Fonlar çoğaldı ve insanların yatırım anlayışı değişmeye başladı.

Özellikle pandemi sonrasında üretimde dünya genelinde yaşanan aksamalar enflasyonu tetiklerken, paradan para kazanma yolları daha cazip hale geldi. Çünkü finansal yatırımda üretimin riski, emeği ve zahmeti yoktu. Portföyler büyüdü, çeşitli fonlar ortaya çıktı. Küçük büyük fark etmeksizin yatırımcıların bir bölümü üretim yerine finansal araçlara yöneldi. Finansal yatırım araçları hızla artarken üretim kapasitesi aynı hızda maalesef büyümedi.

Böylece “Paramı faize koyarım, her ay getirimi alırım”, “Borsaya girerim, uğraşmadan kazanırım” diyenlerin sayısı arttı. Para, üretimi büyütmenin aracı olmaktan çıkıp kendi başına para kazanmanın aracına dönüşmeye başladı. Fon ve faiz, ekonominin adeta vazgeçilmez bir parçası gibi görülür oldu.

Çiftçi, “Daha fazla nasıl üretirim?” yerine “Tarlayı satıp başka yerde değerlendirsem daha mı kârlı?” diye düşünmeye başladı. Tarım arazileri üretimden koptukça çeşitlilik ve rekabet azaldı, sebze ve meyve fiyatları yükseldi. Ev sahibi, kiracıyla uğraşmak yerine evini satıp parasını fona yatırmayı tercih etti; kiralık konut arzı azaldıkça kiralar arttı. İş insanı yatırım yapıp fabrika kurmak yerine parasını yüksek getiri sağlayan finansal araçlarda değerlendirdi, istihdam ve işsizlik sorunumuz arttı. Bunun gibi örnekleri çoğaltmak mümkün.

Şimdi yaşanan fon tartışmaları bize bir kez daha gösteriyor ki para üretimden koparıldığında güvenli bir gelecek de garanti etmiyor. Paralar bir tuşla yer değiştirebilir, bir gecede değer kaybedebilir. Bugün zengin olan, yarın büyük bir kayıpla karşı karşıya kalabilir.

Dünyada savaş çanları çalarken esas zenginlik sadece hesabında, fonunda ya da borsasında parası olanın değil; tarlasında ürünü, ahırında hayvanı, fabrikasında üretimi, iş yerinde çalışanı olan zengindir çünkü para kaybedilebilir, fon batabilir, piyasa değişebilir ama üretim varsa hayat devam eder. Asıl mesele de budur işte; üretimden kopmamak.

Gelelim bugün yaşanan fon krizine. Ak Parti hiç topu sağa sola atmamalıdır. Direksiyon başında olanlar bellidir. Sorumluluk da iktidardadır. Her geçen zaman, Ak Parti'nin aleyhine işlemektedir. Acilen durum tespiti yapılmalı, sorumlular kimse ortaya çıkarılmalı ve kamuoyunun önünde şeffaf bir şekilde hesap verilmelidir.

Karşı mahallede benzer olaylar yaşandığında şafak operasyonları yapılıyorsa, burada da kimseye imtiyaz tanınmamalıdır. Adalet her yerde, herkes için eşit tecelli etmelidir. Bugün kira geliri olan sıradan bir vatandaşın hesabı didik didik edilirken, akıl almaz paraları götürenlerin götürdükleri görmezden geliniyorsa orada toplumun adalet duygusunu zedeleyen ciddi bir problem var demektir.

Vatandaş adalette problem, kalkınmada sıkıntı, gelecekte endişe ve huzurunda eksiklik görüyorsa; artık kimse sadece anayasadan, seçimden ya da sandıktan söz ederek meseleyi geçiştiremez.

Bugün mesele sadece bir fon meselesi değildir. Mesele; adalete, ekonomiye ve geleceğe olan güvendir. Unutmayalım ki; üretimden kopan ekonomi, adaletten kopan siyaset ve güvenini kaybeden iktidar ayakta kalmakta zorlanır.

Bunları şahsi bir siyasi düşünce olarak söylemiyorum. Her gün sokakta, çarşıda, pazarda ve iş yerinde vatandaşlardan duyduklarımı aktarıyorum. Vatandaşın sesi yükselmeden, güven duygusu daha fazla zedelenmeden, yarın çok geç olmadan gereken yapılmalıdır. Kolay günlerden geçmiyoruz. Benim sokakta gördüklerim duyduklarım bunlar. Allah yönetenlerin de yönetilenlerin de yardımcısı olsun. Kalın sağlıcakla.