Kolesterol ilaçları yani statinler hakkındaki tartışmalar “hiç yan etkisi yok” diyenlerle “çok tehlikeli” diyenler arasında tüm hızıyla sürüyor. Her iki yaklaşım da bilimsel zeminden uzaktır. Çünkü bu görüşler tıbbi kararların yalnızca yan etki olup olmadığına bakılarak verilmesi gerektiği gibi hatalı bir varsayıma dayanıyor.
Doğru zeminde tartışmak
Oysa tıbbi kararlar ilacın yan etkilerinin kimde ve ne sıklıkta, ne şiddette ortaya çıktığına, geri dönüşümlü olup olmadığına ve bu yan etkilerin hangi mutlak fayda karşısında değerlendirilmesi gerektiğine göre alınır.
Statinler kolesterol ilacı olmanın ötesinde ne yapar?
Önce temel bilimsel gerçeği ortaya koyalım. Statinler basitçe kolesterol ilacı olarak adlandırılsa da klinikte asıl faydaları damar sertliğine bağlı olayları azaltan oldukça etkili bir koruyucu tedavi olmalarıdır. Yani mesele sadece laboratuvar değerlerine odaklanmak değil kalp krizi ve inme gibi olayların yaşanma ihtimalini düşürmektir. Bu nedenle statin başlama kararında hastanın kan koltesterol değerinden çok risk düzeyine bakılmaktadır
Kolesterol ilaçları, kalp ve damar hastalığı geçirmiş ya da çok yüksek riskli bir kişide uzun vadede bu olayları azaltma stratejisinin temel taşıdır. Buna karşılık daha düşük riskli kişilerde mutlak fayda daha küçük olabileceği için kararın daha bireysel verilmesi gerekir. Bu nedenle statin tartışmasında herkesi aynı kalıba sokmak ya gereksiz korku üretir ya da gereksiz bir hafife almaya yol açar. Her iki tutum da hastaya zarar verir.
Yan etkiler nasıl değerlendirilir?
Gelelim yan etkilere. Statinlerin “yan etkisi yok” demek de doğru değildir “korkulacak kadar tehlikeli” demek de. Günlük pratikte en sık merak edilen konu kas şikâyetleridir. Ağır kas hasarı gibi nadir ama ciddi yan etkileri bilinmektedir. Burada kritik nokta kas ağrılarının toplumda zaten çok yaygın olmasıdır. Dolayısı ile statin kullanan bir kişide görülen her ağrıyı otomatik olarak ilacın yan etkisi olarak yorumlamamak ve ileri tetkikler ile neden sonuç ilişkisini ortaya koymak gerekmektedir.
Bazen tiroid bozukluğu, D vitamini eksikliği, yoğun egzersiz ve ilaç etkileşimleri gibi eşlik eden durumlar bu tabloya neden olabilir. Bazen de son yıllarda medyanın alevlendirdiği olumsuz beklentiler şikâyet algısını büyütür. Bu asla şikâyeti küçümsemek anlamına gelmesin. Tam tersine şikâyeti ciddiye alıp doğru yere oturtmak gerektiğini belirtmek istiyorum. Çünkü doz ayarı, statin değişimi, kullanım şemasının bireyselleştirilmesi ve gerekiyorsa ezetimib gibi ek tedavilerle daha düşük statin dozu ile tedaviye devam edilmesi çoğu zaman çözüm sağlayabilmektedir. Hastayı “ya bırak ya katlan” ikileminden kurtarmanın yolu hasta ve hekim arasındaki iletişim ve güven ortamının kurulmasına bağlıdır.
Kolesterol ilaçları şeker hastalığına neden olur mu?
Bir diğer tartışma başlığı kan şekeriyle ilgilidir. Statinler özellikle toplumda gizli şeker olarak bilinen prediyabet veya metabolizma bozukluğu olan kişilerde başlandığında, şeker hastalığı riskini küçük ama anlamlı bir ölçüde artırabilir. Buna karşın çoğu yüksek riskli hastada statinin gelecekte engelleyeceği kalp krizi ve inme riski bu olası risk artışından çok daha ağır basmaktadır. İşte hekimlik sanatı da bu kâr zarar dengesinin yönetiminde kendini gösterir.
Hekimler hastaya standart bir reçete yazmaz. İlaç seçimini ve dozunu risk profiline göre belirler. İzlem planını da hastaya göre kurar. Yan etki geliştiğinde veya risk artışı fark ettiğinde önlem alır. Hastaya bir ilaç başlayıp kendi hâline bırakmaz. Amaç hastanın damar sertliğine bağlı olaylar yaşamasını engellemektir ve bu hedef doğrultusunda tedavide gerekli düzenlemeleri yapar.
Mitler ve gerçekler
Sosyal medyada sıkça tekrarlanan ve mit haline gelmiş konular olan karaciğer hasarı, böbrek yetmezliği, hafıza kaybı ve kanser gibi başlıklar da tartışmayı büyütmektedir. Gerçekte karaciğer enzimlerinde hafif ve geçici değişiklikler görülebilir. Ancak klinik olarak ciddi hasar nadirdir ve çoğu durumda geri dönüşümlüdür. Böbrek hasarı riski daha çok dolaylı mekanizmalarla ilişkilidir ve riskli hastalar yakın izleme alınır. Bilişsel etkiler iddiası ise çoğu kez yaşlanma ve eşlik eden hastalıklarla iç içe geçer. Neden sonuç ilişkisi birçok durumda kurulamaz. Bu nedenle kesin hükümler yerine belirti odaklı, bireysel, sakin ve kanıta dayalı değerlendirme yapmak gerekir.
En doğru yaklaşım nedir?
Statinler kendi kendine başlanacak veya bırakılacak ilaçlar değildir. Şikâyet olduğunda susup katlanmak da doğru değildir ilacı hemen kesmek de. Doğru yaklaşım şikâyeti ciddiye almak, zaman ilişkisini netleştirmek, ilaç ve gıda etkileşimlerini ve eşlik eden nedenleri gözden geçirmek ve mutlaka hekime başvurarak değerlendirmeyi birlikte yapmaktır. En doğru yaklaşım hekimle birlikte bilimsel dengeyi koruyarak kişiye özgü karar almaktır.
Doç. Dr. Mustafa Gökhan Vural
Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kardiyoloji Kliniği
e-posta: [email protected]
X: vuralmg
Instagram: drmustafagokhanvural