Uluslararası Trabzon Yarı Maratonu’nu üç günlük bir geziye dönüştürdük. Trabzon’a yarıştan bir gün önce eşimle birlikte geldik. Rize Havalimanı’na indik ve Ayder Yaylası’nın ormanlarını güzel bir havada ilk kez gördük. Sayısız şelale ve gür akan derelerin eşsiz güzelliği İç Anadolu bozkırından sonra bizi adeta mest etti.

Rize’de Doğu Karadeniz mutfağının eşsiz lezzetlerinden kuru fasulye, lahana dolması, et kavurma, Laz böreği ve sütlaç tattık. Üzerine meşhur Rize çayı da çok keyifliydi. Dünyanın iki harfli tek yerleşim yeri olan Of’un içinden panoramik bir tur yaptıktan sonra bence dünyanın en güzel yerlerinden biri olan Uzungöl’e geçtik. Hafif soğuk ama yağışsız Karadeniz için ender sayılabilecek bir günde gölün verdiği huzurla kıyısında yürüyüş yaptık. Uzungöl’ün inanılmaz bir aurası olduğunu düşünüyorum. Pek turist olmayan bir güne denk geldiğimiz için şanslıydık.

Trabzon’a vardık ve misafirhanedeki odamıza yerleştik. Akşam yemeğinde, Karadeniz’in incisi hamsinin mevsimi olmadığı için, sahil yakınlarında bolca gördüğüm ve yurt dışına ihraç edildiğini öğrendiğim levrek çiftliklerinde yetişen oldukça lezzetli levrekle yapılan levrek buğulama ve eti bol, sarımsağı bol, baharatı az Akçaabat köftesi yedik. Karadeniz mutfağı hakkında söylenecek çok şey var ama en doğrusu Doç. Dr. Mehmet Akif Şen’in ödüllü kitabı Gelenekten Geleceğe Trabzon Mutfağı’nı okumanızı salık veririm.

Gezinin ikinci gününün sabahında erken kalktık ve Maçka yolundan Sümela Manastırı’na vardık. Yaklaşık 1700 yıldır ayakta duran ve kartal yuvasını andıran bu kutsal mekân kadim Trabzon tarihinin heyecan verici sütunlarından biri. O mistik ortamda Hristiyanlığın en zor dönemlerinde teoloji eğitimlerinin verildiğini öğrendik. Dönüşte coşkun derelerin üzerinde yer alan birçok taş köprüde durduk. Bunlardan birinde fotoğraf çektirdik. Hemen yakınında Yemen çöllerinde savaşmış, sonrasında İstanbul’da din eğitimi almış ve Trabzon’da müftülük yapmış son Osmanlı vatandaşlarından birinin mezarı başında durup rahmet olsun diye dua ettik.

Trabzon şehir merkezine vardığımızda turistik noktalardan biri olan Atatürk Köşkü’ne çıktık. Trabzon’a hâkim bir tepede yer alan; Gazi’nin birkaç kez ziyaret ettiği ve Trabzonluların bir sevgi nişanesi olarak satın alıp armağan ettiği bembeyaz köşkte Gazi’nin mal varlığını Türk milletine bağışladığı vasiyetini yazdığı odayı gördük. Yine Dersim İsyanı sırasında askerî birliklerin harekât planı çizdiği harita da duvarda asılıydı. Oradan ayrıldıktan sonra son zamanlarda popülerleşen, Boztepe’nin eteklerindeki Kızlar Manastırı’na geçtik. Trabzon’un bir imparatorluk başkenti olduğunun en önemli işaretlerinden biri gibiydi adeta.

İkinci günün akşamında, Türk futbolunun en büyük derbilerinden birini izlemek üzere Akyazı’daydık. Maç öncesi hafif çiseleyen yağmura rağmen kemençe eşliğinde horon tepen insanların coşkusuna şahit olduk. Maç öncesinde “uzayda şarkı çalan tek müzisyen” olarak anılan Trabzonlu DJ Burak Yeter muhteşem ışık gösterileri eşliğinde yaklaşık 40 bin taraftarı modern müziklerle coşturdu. Maç Trabzonsporlu taraftarlar için ne yazık ki hayal kırıklığıyla sonuçlandı. Maç sonu trafik çilesi bir yana şiddetlenen yağmur altında eleştirilerimizi yaparak evlerimize döndük.

Gezinin üçüncü gününün sabahı yarı maraton için hazırdık. Eşim ve ben 10K parkurunda koşmak için start çizgisindeydik. Daha önce tanıştığımız koşucu arkadaşlarımızla selamlaştıktan sonra koşuya başladık. İlk 3 km zor geçmedi benim için; hafifçe tempoyu artırmaya çalıştım. U dönüşüyle rüzgâra doğru koştuğum 6 kilometre o kadar zorluydu ki hızımı neredeyse yürüyüş temposuna düşürmek zorunda kaldım. Beklediğimden yaklaşık 10 dakika daha uzun bir sürede koşuyu tamamladım. Eşim ise hesapladığı süreye yakın bir sürede bitirdi. Şükür ki sakatlık yaşamadık. Koşu alanında TAKA Gazetesi’nin muhabirine rastlayınca kısa bir sporcu sağlığı röportajı yaptık. Trabzon’un en önemli eserlerinin stilize edildiği, oldukça güzel tasarlanmış bitiş madalyasını boynumuza taktıktan sonra alana geçip mercimek çorbamızı içtik. Koşu genel olarak iyi organize edilmişti ancak hava koşulları konusunda daha dikkat çekici uyarılar yapılabilirdi.

Rüzgâra karşı, aşırı soğukta ya da aşırı sıcakta veya yüksek rakımlı bölgelerde uygun bir antrenman periyodu olmadan koşmak kalp-damar hastalığı olmayan kişiler için bile tehlikeli olabilir. Bu nedenle yarış öncesinde, özellikle 35 yaş üstündekilerden veya kalp-damar hastalığı, şeker hastalığı, hipertansiyon gibi riskleri olanlardan ya da aile öyküsü bulunanlardan sağlık raporu istenmesi düşünülebilirdi. Nitekim koşucu sayısının her gün arttığı ve koşunun bir yaşam stili hâline geldiği günümüzde her koşucunun dikkat etmesi gereken noktalar olduğu gibi organizatörlerin de bu konuda farkındalık içinde olması şart.

Koşu sonrası sıvı ve elektrolit kaybımızı telafi etmek için bol bol su içtik. Trabzon mutfağından fasulye turşusu kavurması, mısır ekmeği ve muhlama yedik. Uzun Sokak’ta ve meydanda, yağmursuz ve serin bir havada yürüdük. Ankara’nın gürültüsünden uzakta geçirdiğimiz bu akşamüstü bütün yorgunluğumuzu aldı. Koşu akşamının ilerleyen saatlerinde havayoluyla Ankara’ya, bozkır soğuğuna döndük. Oldukça yorucu ama aynı zamanda dinlendirici ve yenileyici bir geziyi böylece sonlandırdık.

Eşimle birlikte neredeyse her ay bir şehir koşusuna katılıyoruz. Hem spor yapıyoruz hem tatil. Böylece yeni yerler görüyor, yeni kültürler tanıyor ve tabii yeni yemekler yiyoruz. Mart ayında ise kendi şehrimiz Ankara’da, 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle düzenlenen Sağlık Koşusu’nda koşacağız.

Sağlıklı bir hayat için düzenli egzersiz şart. Devamlılık için egzersizi hayatın içine yerleştirmek gerekiyor. Biz fırsatlar elverdiği ölçüde böyle bir yöntem geliştirdik: Gezi ve Tatil. Siz nasıl yapardınız?

Prof. Dr. Mustafa Gökhan Vural

Kardiyoloji Uzmanı

İnstagram: profdrmustafagokhanvural