Değerli TAKA okurları, geçen hafta infodemi yazı dizimizin ilk bölümünde Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımı üzerinden infodeminin ne olduğunu ele aldık.

Yapay zekâ çağında bilgiye erişimin olağanüstü ölçüde kolaylaştığını ve bu yüzden temel sorunun bilgiye ulaşamamak değil, ulaşılan bilginin değerini ve doğruluğunu ayırt edebilmek olduğunu belirttik. Daha da güç olanının, çoğu zaman doğruya benzeyen bir içerikte hangi noktanın hatalı ya da yanıltıcı olduğunun fark edilmesi olduğunun altını çizdik. Çünkü sağlık iletişimindeki asıl tehlike, bütünüyle uydurulmuş iddialardan çok, doğru bilginin içine serpiştirilen küçük ama kritik safsatalardır. Bu tür içerikler ilk bakışta bilimsel görünebilir ancak sonunda kişiyi yanlış bir sonuca ve yanlış bir davranışa sürükler. İnfodemiyi yıkıcı kılan da tam olarak budur.

Kolesterol örneği: Doğru bilginin içine yerleştirilen yalanlar

Tıp, hiçbir zaman kolesterolü tamamen zararlı ya da vücutta işe yaramayan bir madde olarak tanımlamamıştır. Yağ molekülleri hücre zarının temel bileşenlerindendir. Hormon sentezinden enerji metabolizmasına kadar birçok süreçte vazgeçilmezdir. Üstelik kolesterol dediğimiz şey tek bir molekül değil, farklı taşıyıcılar ve farklı işlevlerle ilişkili bir biyolojik sistemin parçasıdır.

Sorun, kolesterolün varlığı değil; bazı kan yağlarının fizyolojik sınırların üzerine çıkması, bazı durumlarda yapısal/işlevsel olarak daha zararlı hâle gelmesi ve bunun, sigara gibi damar duvarını ve kolesterol yapısını bozabilen etkenlerle birleşmesidir. İşte o zaman kolesterol, damar duvarında birikmeye başlar; damarları tıkayarak kalp krizi veya inmeye neden olur. Yani hekim, kolesterol düşürücü tedavileri “kolesterol var diye” değil; belirli kriterlere göre, hastanın toplam kalp damar hastalığı riskini değerlendirerek başlar. Sonrasında da tedavinin yanıtını ölçer, olası yan etkileri izler, gerektiğinde düzenleme yapar ve tüm bu süreçte kar–zarar hesabını hasta ile konuşarak yönetir.

Ne yazık ki bu bilimsel gerçeklerin üzerine serpilen yalanlar toplum sağlığını doğrudan tehdit ediyor. “Kolesterol vücudumuzda doğal olarak bulunuyorken ilaç vermek sağlığa zararlıdır; bu sadece ilaç endüstrisine hizmet eder” söylemi, tıbbi değerlendirme ve izlem disiplinini devre dışı bırakarak etkisi belirsiz, içeriği denetlenmeyen, yan etkileri ve etkileşimleri net olmayan kürler, karışımlar ve ilaç benzeri takviyelerin pazarlanması için alternatif bir sağlık ekonomisi oluşturur. Bu, masum bir yanlış bilgi değildir; bu, toplum sağlığını sistematik biçimde riske atan ağır bir sorumsuzluktur.

Suyu nerede bulandırdılar?

Bu uzun girişten sonra yazımızın özüne gelelim. İnfodemi, yani suyun bulandırıldığı dönemlerde, milletini seven ve hayatını buna vakfeden hekimler olarak ne yapmalıyız? İlk adım tehlikenin farkındalığını oluşturmak olmalı. Bunun için gerçek muhatabımıza—yani topluma—durumun ciddiyetini anlatacağız. Direnç olacaktır. “Abartıyorsunuz” denecektir. “Bunlar da mı zararlı?” diye sorulacaktır. Ama pes etmeden, tekrar tekrar anlatmak zorundayız. Toplumun ikna edilmesi en kritik eşiktir. Çünkü büyüyen bu karanlık, sadece yanlış bilgiye inananları değil; bitaraf kalanları da içine çekmektedir. Suyu birlikte temizlemek zorundayız: Millet–hekim birlikteliğiyle.

Gerçek sağlık sorunlarımız neler?

Sorunumuz, tıp eğitiminde en son başlıklarda bile zor yer bulan vitamin benzeri moleküllerin rastgele takviyesi mi? Sorunumuz sabahları soğuk duş almak mı? Yemeklerden önce ceviz suyu içmek mi? Yüz dolguları mı? Elbette hayır. Bugün toplum sağlığını belirleyen, yıllardır değişmeyen ve tartışmasız başlıklar var: Sigara, alkol, hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme düzeni, obezite, uyku bozukluğu, kronik stres ve bunları besleyen modern şehir hayatı. Bu büyük riskler ortadayken, birlikte bir mücadele planı kurmadan; hangi sirke, hangi karışım, hangi kür bizi kurtarabilir? Binlerce liraya satılan bu mucizelerin; sigaranın, hareketsizliğin ve kötü yaşam koşullarının verdiği zararı telafi edeceğine nasıl inanırız? Neden tek başımıza kurtulmak zorundayız? Neden modern şehir hayatının hasta edici düzeniyle tek başımıza savaşmak ve çoğu zaman kaybetmek zorunda kalalım? Neden sürekli kendimizi bir kişisel kurtuluş savaşının içine sokalım? Bu konuları tartışmadan, milletimizin sağlığını koruyamayız.

Bu haftadan itibaren hepinizi hekim–millet birlikteliğine davet ediyorum. Bu, bireysel değil; toplumsal bir mücadele olmalıdır. Önümüzdeki hafta en önemli yerden infodemiyi kuşatmaya başlayacağız: Gerçek riskleri konuşacağız, doğru öncelikleri netleştireceğiz ve “ne yapmalı?” sorusunu somut adımlara çevireceğiz.

Birlikte başarmak zorundayız çünkü bu kirli su ancak birlikte temizlenebilir.

Doç. Dr. Mustafa Gökhan Vural

e-posta: [email protected]

Instagram: drmustafagokhanvural

X: vuralmg