Aspirin toplumda en çok bilinen ilaçlardan biri. Uzun yıllar ateş düşürücü ve ağrı kesici olarak anıldı fakat kardiyoloji açısından asıl önemini pıhtı oluşumunu azaltan etkisiyle kazandı. Bugün aspirin, doğru hastada hayat kurtarıcıdır. Ancak yanlış kişide fayda sağlamaktan ziyade ciddi kanamalara yol açabilir. Bu nedenle aspirin herkese iyi gelen koruyucu bir hap değil risk hesabı gerektiren bir ilaçtır.
Kan sulandırıcı ne demektir?
Günlük dilde kan sulandırıcı denilen ilaçlar aslında iki ana gruptur. Antikoagülanlar kalpte pıhtı oluşma riskinin arttığı durumlarda kullanılır. En sık örnekler ritim bozuklukları, mekanik kalp kapakları ve bazı pıhtı hastalıklarıdır. Antiplatelet ilaçlar ise damar sertliği zemininde gelişen pıhtılaşmalarda etkilidir. Aspirin bu gruptadır. Stent takılmış bir hastada stentin tıkanmasını önlemede veya kalp krizi ve inme gibi olayların tekrarını azaltmada kritik rol oynar.
Aspirinin hikâyesi tarihsel olarak söğüt ağacı kabuğundaki salisilatların ateş ve ağrıda kullanılmasına dayanır. Zaman içinde bu gözlemler modern tıbbın ve kimyanın gelişmesiyle standardize edilmiş ve aspirin günümüzdeki formuyla modern ilaç üretiminin bir ürünü hâline gelmiştir.
Aspirin esas olarak damar sertliği zemininde gelişen pıhtı olaylarının tekrarını azaltmak için kullanılır. Özellikle kalp krizi geçirmiş kişilerde, kalp damarına stent takılmış hastalarda, bypass ameliyatı sonrasında, pıhtıya bağlı inme geçirenlerde ve bacak damarlarına balon veya stent uygulanan hastalarda önemli bir yer tutar. Aspirin damar içinde pıhtı oluşumunu kolaylaştıran pıhtı hücrelerinin aşırı aktivasyonunu baskılayarak yeniden damar tıkanması riskini azaltmaktadır.
Herkes aspirin almalı mı?
Keşke tek bir hapla “kalp krizi ve inmeyi kesin önleyelim” diyebilsek ancak modern tıp bunu söyleyemez. Çünkü her insanın kalp ve damar olayı geçirme riski ile aspirinin yol açabileceği kanama riski aynı değildir. Hekimler herhangi bir ilacı başlarken bu iki ihtimali birlikte değerlendirir ve kâr–zarar dengesi kurar. Tıpta kesinlik nadirdir. Çoğu karar olasılıkların doğru tartılmasıyla verilir. Bu nedenle kesin vaatler ve herkese aynı çözüm iddiaları sağlık alanında her zaman dikkatle değerlendirilmelidir.
Risk profili bir kişinin gelecekte ciddi bir hastalık yaşama olasılığını artıran faktörlerin toplamıdır. Kalp ve damar hastalığı açısından ileri yaş, hipertansiyon, şeker hastalığı, sigara kullanımı, kolesterol yüksekliği, hareketsiz yaşam ve obezite gibi durumlar riski yükseltir. Kanama açısından ise özellikle ileri yaş, daha önce mide ve bağırsak kanaması veya ülser öyküsü, kontrolsüz hipertansiyon, eş zamanlı başka kan sulandırıcı kullanımı, özellikle ibuprofen içeren ağrı kesicilerin sık kullanımı, kortizon türevi ilaçlar, kronik böbrek ya da karaciğer hastalığı, kırılganlık, düşük vücut ağırlığı ve çoklu ilaç kullanımı riski artırmaktadır. Bu nedenle aspirin kararı verilirken artılar ve eksiler yan yana konur. Beklenen faydanın olası zarardan belirgin biçimde fazla olması amaçlanır.
Kalp krizi geçiren ile sağlıklı birinin durumu neden aynı değildir?
Kalp krizi geçirmiş bir hastada yeni bir kalp krizi veya inme geçirme riski yüksektir. Bu nedenle aspirinin sağlayacağı fayda çoğu zaman kanama riskinin üstündedir. Bu hastalarda aspirin uzun dönem tedavinin temel parçalarından biri olarak planlanır.
Kalp krizi geçirmemiş, bilinen damar hastalığı olmayan bir kişide ise durum farklıdır. Bu grupta aspirinle sağlanan koruyucu fayda sınırlıdır. Buna karşılık kanama riski sıfır değildir. Yani kalp krizini önleyelim derken bazı kişilerde mide kanaması veya beyin kanaması gibi ağır sorunlarla karşılaşma ihtimali ortaya çıkar. Bu nedenle birincil korunmada aspirin kararı çok daha dikkatli verilmelidir.
Aspirinin en önemli zararı nedir?
Aspirinin en önemli riski kanamadır. En sık mide ve bağırsak kanamaları görülür. Daha nadir olmakla birlikte sonuçları çok daha ağır olabilen beyin kanaması da ortaya çıkabilir. Ancak kanama riski herkeste aynı değildir. Bu nedenle aspirin başlanacaksa bu riski azaltmaya yönelik önlemler ve izlem planı hastaya göre düzenlenmelidir. Aspirin yazılıp kaderine bırakılacak bir ilaç değildir; mutlaka kişiye özel bir tedavi ve takip planının parçası olmalıdır.
Yaş neden bu kadar önemlidir?
İleri yaşla birlikte kanama riski belirgin biçimde artar. Bunun başlıca nedenleri arasında böbrek ve karaciğer fonksiyonlarında azalma, tansiyon dalgalanmalarının sıklaşması, damar kırılganlığının artması, birden fazla hastalığın aynı anda bulunması ve buna bağlı çoklu ilaç kullanımı yer alır. Ayrıca ilaç etkileşimleri ile doz ve uyum sorunları da bu riski daha da yükseltir. Bu nedenle yaş ilerledikçe aspirinden beklenen net fayda azalırken net zarar artar.
Modern tıp ne diyor?
Güncel tıbbi yaklaşım bilinen bir kalp ve damar hastalığı olmayan kişilerin gelecekte kalp krizi veya inme geçirmeyeyim düşüncesiyle kendi kendine aspirin kullanmasını genellikle önermemektedir. Çünkü çoğu kişide sağlanabilecek koruyucu fayda sınırlı kalırken kanama riski bu faydanın önüne geçer. Buna karşılık kalp krizi veya inme geçirmiş, damarına stent takılmış, bypass ameliyatı olmuş ya da başka bir damar girişimi uygulanmış yüksek riskli hastalarda aspirin hâlâ tedavinin merkezinde yer alır. Bu grupta beklenen fayda olası risklerin belirgin biçimde üzerindedir.
Komşuya iyi gelen bana da iyi gelir mi?
Aspirin toplumda zaman zaman bir alışkanlık ilacı gibi görülüyor. Oysa tıbbi kararlar komşu tavsiyesiyle verilmez. Bu anlayışı değiştirmek gerekir. Tek bir ilaçla mucize çözüm beklentisi de bu beklentiye yaslanan popülist öneriler de sağlık açısından risklidir.
Aspirin dışında kullanılan antiplatelet ilaçlar ve antikoagülanlar da benzer şekilde risk-fayda hesabıyla seçilir. Karar hekimle hasta arasında bilimsel gerçekler ortaya konarak ve hastanın tercihleri de dikkate alınarak verilir. Ancak temel kural bu ilaçların hekime danışılmadan başlanmamasıdır.
Korunmak için aspirin kullanmayı düşünen herkes önce kendi riskini hekimiyle birlikte değerlendirmelidir. Aile hekiminizle bu konuyu konuşmak hem gereksiz ilaçtan kaçınmak hem de gerçekten gerekli olan korumayı almak açısından bilimsel bir davranıştır. Ülkemizde kullanılabilen risk hesaplarıyla 10 yıllık kalp ve damar riski belirlenebilir. Ardından aspirinin kâr–zarar dengesi kişiye özel olarak tartışılmalıdır. Ancak unutulmaması gereken önemli bir nokta da birincil korunmada, yani henüz kalp krizi veya inme geçirmemiş kişilerde, aspirinden beklenen sınırlı faydanın çok daha fazlası çoğu zaman yaşam tarzı değişiklikleriyle elde edilir. Sigaranın bırakılması, düzenli fiziksel aktivite, sağlıklı beslenme, kilo kontrolü, tansiyon ve şekerin kontrolü gibi adımlar hem kalp krizi hem inme riskini daha güçlü ve daha güvenli biçimde azaltır. Sonuç olarak aspirin, komşu tavsiyesiyle başlanacak bir ilaç değildir. Bir ilacın eski olması da herkes için güvenli olduğu anlamına gelmemektedir.
Modern tıp tek tip tedavi yerine kişiye özel yaklaşımı benimsemiştir. Hatta aynı kişinin risk profilinin zaman içinde değişebilmesi nedeniyle tedavileri de dönem dönem gözden geçirilir. Doğru tedavi en çok ilacı vermek değil doğru kişiye, doğru ilacı, doğru zamanda vermektir. Gelecekteki risklerden korunmak isterken bugünün risklerini göz ardı etmemeliyiz.
Doç. Dr. Mustafa Gökhan Vural
Kardiyoloji uzmanı
Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi eğitim görevlisi
e-posta: [email protected]
instagram: drmustafagokhanvural
X: vuralmg