Kan basıncını ara sıra dijital aletlerle ölçüp gördüğümüz rakamlar olarak değil kalp ve damarlara binen kronik bir yük olarak düşünmek gerekir. Hipertansiyon, uzun vadede kalp krizi, inme, kalp yetersizliği, böbrek hasarı ve damar sertliği riskini artıran, ciddiyetle ele alınması gereken bir hastalıktır. Üstelik risk yalnızca eşik aşıldığında aniden başlamaz.

Hipertansiyon nedir?

Kan basıncının 120’li değerlerinden itibaren damar duvarına binen yük kademeli olarak artar. Bu nedenle sorun kan basıncının sadece çok yükselmesi değil, aylar ve yıllar boyunca hafif yüksek seyrederek damar yaşlanmasını hızlandırmasıdır. Muayenehane ölçümlerinde 140/90 mmHg’nin üzerinde değerler kalıcıysa hipertansiyon tanısı konur. Tanının güvenilir olması için uygun teknikle yapılan tekrarlayan ölçümler ve mümkünse ev ölçümleri veya 24 saatlik tansiyon holter ile doğrulama önemlidir. Böylece beyaz önlük hipertansiyonu (muayenehanede yüksek, evde normal) ve maskeli hipertansiyon (muayenehanede normal, evde/ holterde yüksek) gibi klinikte sık gördüğümüz tabloları yakalamak mümkün olur.

Kan basıncı nasıl ölçülür?

Tansiyon ölçümündeki küçük hatalar büyük klinik yanlışlara yol açabilir. Ben hastalarıma şu yöntemi öneriyorum: Ölçümden önce en az 15 dakika dinlenin; sigara, kahve veya egzersizden hemen sonra ölçüm yapmayın. Sırtınızı destekleyerek oturun, ayaklarınızı yere basın; kolunuz kalp hizasında ve destekli dursun. Manşon kol çevresine uygun olmalı; bilekten ölçen cihazlar genellikle değişken sonuç verir. Tek ölçüme güvenmeyin: 2 dakika arayla iki ölçüm yapın ve ortalamasını not edin. Ev takibinde ideal yaklaşım 7 gün boyunca sabah-akşam ölçüm yapıp kalan günlerin ortalamasını değerlendirmektir. Bu disiplinli yaklaşım tedavi kararını anlık dalgalanmalara göre değil gerçek kan basıncına göre vermemizi sağlar.

Hipertansiyonda hedefler nedir?

Hedef tansiyon eşlik eden hastalıklara ve kişinin tolere edebilmesine göre kişiselleştirilir. Genel hedef, çoğu hastada kan basıncını en azından 140/90 mmHg’nin altına indirmektir. Uygun hastada ve tolere ediyorsa, özellikle orta yaşta ve yüksek risk grubunda daha düşük hedefler ek fayda sağlayabilir. Ancak burada belirleyici olan kişinin iyi hissetmesi, baş dönmesi/ düşük tansiyon gelişmemesi ve böbrek fonksiyonlarının korunmasıdır. Şeker hastalığı, koroner arter hastalığı ve böbrek hastalığı gibi durumlarda hedefler genellikle daha titiz takip gerektirir ancak ne pahasına olursa olsun düşürmek doğru yaklaşım değildir. Hedef tansiyon aletindeki rakamları kovalamak değil organları koruyacak basınç aralığını güvenli biçimde tutturmaktır.

Tansiyon hastalarının takibi nasıl olmalı?

Hipertansiyon yönetimi reçete yazıp göndermekten ibaret değildir. Bir takip disiplinidir. Pratikte ben bunu üç aşamada ele alıyorum. Başlangıç döneminde (ilk haftalar) doz ayarı yapılır, yan etkiler izlenir ve ev ölçümlerinin güvenilirliği doğrulanır. Orta dönemde (aylar) hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığına, ev ortalamalarının kararlı olup olmadığına, ilaç uyumuna ve tuz, alkol, uyku, uyku apnesi, fiziksel aktivite gibi tetikleyicilerin kontrol altında olup olmadığına bakılır. Uzun dönemde ise böbrek fonksiyonları, elektrolitler, EKG/EKO bulguları ve organ hasarı açısından periyodik değerlendirme yapılır. Bu izlem kritik önemdedir çünkü gerçek problem muayenehanede görülenden farklıdır.

Sarımsak, meyan kökü, omega-3 ve diğerleri

Toplumda kafa karışıklığı en çok burada oluşuyor. Meyan kökü, hipertansiyon açısından en problemli bitkisel ürünlerden biridir. Aşırı meyan tüketimi sodyum tutulumunu artırıp potasyumu düşürerek tansiyonu yükseltebilir ve kalp-damar hastalığı olan kişilerde ciddi komplikasyonlara zemin hazırlayabilir. Bu nedenle meyan kökünü masum bitki çayı kategorisinde görmem. Sarımsak ile ilgili çalışmaların bir kısmı kan basıncında küçük düşüşler bildirse de etki büyüklüğü genellikle sınırlıdır. Bu nedenle sarımsağı ilaç yerine koymak doğru değildir. Diyet içinde sarımsak tüketimi elbette makul olur ancak hipertansiyonu olan birinin tedavisini sarımsakla ikame etmesini bilimsel olarak savunmam. Omega-3’ün kolesterol düşürücü etkisi bilinir. Kan basıncına etkisi bazı çalışmalarda küçük düzeydedir; bazılarında ise belirgin değildir. Bu nedenle omega-3’ü hipertansiyon tedavisinin temel taşı gibi sunmak doğru olmaz. Üstelik yüksek dozların her hasta için uygun olmadığı, kanama riski ve ilaç etkileşimleri gibi konuların hekim tarafından değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Takviyeler ya hep ya hiç konusu değildir. Doğru kişide, doğru hedefle, doğru dozda ve hekim gözetiminde faydalı olabilir. Hipertansiyon tedavisinin omurgası doğru ölçüm, tuz kısıtlaması, kilo yönetimi, fiziksel aktivite, uyku düzeni ve gerektiğinde bilimin kanıtladığı ilaçlarla tedavidir.

Hipertansiyonla mücadelede en sık yapılan hata tansiyonu ara sıra yükselen bir sayı sanmaktır. Oysa tansiyon damarların her gün taşıdığı stresin adıdır. Bu stresi azaltmak kalbi, beyni ve böbrekleri yıllar sonra oluşacak hasardan korumaktır. Benim için tansiyon hedefi yalnız bugünün ölçümünü düzeltmek değil 10 yıl sonraki kalp krizini ve inmeyi azaltacak sürdürülebilir bir tedavi sağlamaktır.

Doç. Dr. Mustafa Gökhan Vural

Kardiyoloji uzmanı