Dünya barışı konuşurken Ortadoğu yine füze sesleriyle uyanıyor güne. Strateji masalarında alınan kararların bedelini ise her zamanki gibi siviller ödüyor. Savaşın mağlubu, her zamanki gibi masumlar...
Dünya barışı konuşuyor. Diplomasi, özgürlük ve demokrasi cümleleri kuruyor söze başlar başlamaz.
İnanabilsek keşke!.
Adeta çiçek bahçeleri vâat ediliyor çöl halkına.
Fakat Ortadoğu semalarında yine toz duman, yine bombalar var. Yine ateş çemberinde çocuklar.
Barış adına onca yol kat edilmişken sorunları barut ve ateşle çözmeye çalışmak, barışı savunanların en büyük çelişkilerinden biri.
Tek bir sivilin burnu dahi kanamayacak sözü, şiddet sevdalılarının dilinde pelesenkten ibaret.
Evet, teknoloji gelişti, şehirler büyüdü, sınırlar küçüldü. Ama savaşların dili hiç ama hiç değişmedi. Stratejik planlarla, senaryolarla, derebeyliğine dönen bir Ortadoğu arenası.
İpleri çekiştirilen petrol kuyuları.
Kim önce kavrarsa ipi, o doldurur testiyi mantığı hâlâ hükmünü sürdürüyor.
Tam da kan ve gözyaşı bitti diye düşünülürken fitil yeniden ateşleniyor.
Güç yine masada, güçlünün sesi yine gür. Sahada yaşananların bilançosu ise her zamanki gibi ağır. Ekranlarda şu kadar değil bu kadar masalları okunuyor yine.
Bir füze yalnızca koordinatlara mı düşer? Sadece aldığı komutlara göre mi havalanır?
Hedefini hiç mi şaşırmaz? İnanabilsek keşke!
Ne hikmetse füzeler evlerin huzuruna, çocukların oyun parklarına düşüyor.
Bir annenin imdat duasına iniyor, bir babanın kolunu bacağını vuruyor.
Savaşın hedef listesinde siviller yazmaz ama en çok onlar ölür, onlar öldürülür.
Akşam yemeğinde ailesiyle oturan bir baba.
Yarınki sınavı için ders çalışan bir genç.
Henüz dünyayı tanımadan kefen giydirilen bir bebek. Savaşın en ağır bedelini hep onlar öder.
Bir füzenin maliyeti hesaplanabilir.
Ama bir babanın enkaz altından çıkardığı evladının acısını hangi gerekçeler tablosu açıklayabilir?
Sirenler çaldığında yalnızca binalar sarsılmaz.
İnsanlığın onuru, yaşama hakkı da sarsılır.
Elbette hissedebilene.
Savaş kararları klimalı odalarda alınırken, o odalarda hayatlar rakamlardan ibaret sayılıyor.
Ortadoğu’nun kaderi gibi görülen savaş döngüsü kader değildir bir tercihtir. Özgürlük ve demokrasi söylemleriyle başlayan müdahalelerin bölgede yıkım ve acı bıraktığı artık inkâr edilemez bir gerçek.
Gökten yağmur yerine ateş yağıyorsa, toprak barut kokuyorsa orada medeniyetten söz etmek mümkün değildir. Masumiyetin katledildiği bir savaşta kazanan taraf yoktur.
Bugün İran’da yaşananlar tek bir ülkenin meselesi olarak görülemez. Bütün insanlığın ortak vicdan sınavıdır yaşananlar.
Çünkü savaş bir yerde başladığında nerede biteceği bilinemez.
Tarih, füzeleri atanlardan çok o füzelerin altında can verenleri ve zulme karşı sesini yükseltenleri hatırlayacaktır. Gidişata dur diyecek bir vicdan ittifakı kurulabilecek mi, bekleyip göreceğiz?
Umudumuz o ki, en kısa zamanda Ortadoğu’ya ve bütün dünyaya barışın hakimiyet kurması.
Sagı ve muhabbetle.