Trabzonspor sahaya çıktı ama aklı çoktan sezon sonuna gitmiş gibiydi. Ayaklar sahadaydı, zihin başka yerde… Refleksler geç, reaksiyonlar eksik, mücadele isteği ise dalga dalga geri çekiliyordu. Göztepe karşısında ilk yarı tam anlamıyla bu dağınıklığın özeti oldu.
Rakip bastı, zorladı, itti. Ama Trabzonspor o baskının altından çıkacak ne enerjiyi ne de oyun aklını ortaya koyabildi. Sağ kanatta Ozan, önünde Pina alışılmış düzeni sürdürse de asıl kopuş orta sahadaydı. Savunma ile orta saha arasındaki bağ koptu, geçişler aksadı. Takım boyu uzadı, direnç düştü.
Aylar sonra sahaya çıkan genç Salih’in gözlerindeki heyecan cesarete dönüşemedi.
Ürkek, sorumluluktan uzak bir görüntü çizdi. Aslında bu tablo tek bir oyuncunun değil, takımın genel ruh halinin yansımasıydı: İsteksiz, kırılgan, kararsız…
Fatih hoca değişiklikler yaptı ama ikinci yarıda da sahada ağırlığını koyan bir Trabzonspor yoktu. Topa sahip oldular, evet… Ama o topun bir anlamı yoktu. Üretkenlik yok, tehdit yok, inanç yok…
Göztepe ise oyunun gri tarafını iyi oynadı. Ritmi düşürdü, zamanı yönetti, skoru korudu.
‘Maç bitti’ derken Umut Nayır sahneye çıktı, beraberlik golünü attı. O an kısa bir kıpırdanma geldi ama sonucu değiştirmeye yetmedi.
Ve hakem kararı… Ozan Ergün’ün Mustafa Eskihellaç’a gösterdiği kırmızı kart tartışmaları da beraberinde getirdi. Faul olmayan bir pozisyonda çıkan bu karar, adalet duygusunu zedeledi. Futbol hatayı kaldırır ama güveni kaybederse anlamını yitirir.
Ama asıl gerçek şu: Trabzonspor’un problemi hakem değil, kendisi. Çünkü sahaya ruhunu koymayan bir takımın en büyük rakibi yine kendisidir.
Şimdi yol ayrımındalar…
Ya bu rehaveti kırıp kimliklerini hatırlayacaklar,
Ya da sezonu sadece tamamlayan bir takım olarak anılacaklar.