“Bu ay sofralar değil, vicdanlar büyüsün; paylaşmak gösterişten üstün olsun.”

İşte geldi Ramazan…Ramazan: Gösterişten arınma, paylaşarak çoğalma zamanı.

İlk sahur, ilk oruç ve ilk iftarımızla Mübarek Ramazan ayının manevi iklimine adım attık. Öncelikle Ramazan-ı Şerif’imizin; ülkemize, İslam âlemine ve tüm dünyaya barış, huzur, sağlık, bolluk ve bereket getirmesini temenni ediyorum.

Ramazan; sadece aç kalmak değil, kalbi terbiye etmektir. Sadece sofrayı değil, gönlü de paylaşmaktır. Bu nedenle tüm kurumların, derneklerin, sivil toplum kuruluşlarının ve siyasi parti teşkilatlarının… düzenlediği toplu iftar programlarında daha hassas davranması gerekiyor. Gösterişli salonlarda, yapılan organizasyonlar; maddi sıkıntı yaşayan, evine ekmek götürmekte zorlanan insanları incitebilir.

Ramazan, imrendirme ayı değil; dertle dertlenme ayıdır.

O masalara harcanan bütçelerin bir kısmı, ihtiyaç sahiplerinin sofrasına ulaştığında gerçek anlamını bulur. Çünkü bereket, paylaşıldıkça artar.

Aynı hassasiyet sosyal medya paylaşımları için de geçerli. Aileyle, dostlarla bir araya gelmek, toplanmak hatıra fotoğrafları paylaşmak elbette güzel… Fakat şatafatlı sofraları sergilemek Ramazan ruhuyla örtüşmez.

Bu ay; görünmekten ziyade, görebilme ayıdır. İyiliği duyurma değil, çoğaltma ayıdır.

Bu Ramazan kimse “işine geldiğinde Hazreti Ömer, işine gelmediğinde Turist Ömer” olmasın.

Ömer bin Hattab’ın adaletini, merhametini ve sorumluluk bilincini hatırlayalım. O, geceleri sırtında un çuvalıyla ihtiyaç sahiplerine yardım eden bir halifeydi. Yönetmekten önce dertlenmeyi bilirdi.

Bugün ise ne yazık ki “ben” duygusu “biz”in önüne geçmiş durumda. Oysa dinimiz, “ben” değil “biz” diyebilmeyi öğütler. Toplumu oluşturan en küçük yapı taşı olan bireyden aileye, oradan kurumlara kadar daha fazla empatiye, daha fazla duyarlılığa ihtiyacımız var.

Ramazan ayı, manevi duygularımızı en yoğun yaşadığımız zaman dilimidir. Bizim Allah’a kulluk borcumuz var; kula kulluk borcumuz yok.

Bu günlerde herkesin kendini toparlaması, gösterişten uzaklaşması, ibadetin şeklinden ziyade ruhuna yönelmesi gerekir. Müslümanlık; merhamet, hoşgörü ve anlayış dinidir.

Kimsenin oruç tutup tutmadığını sorgulamayın. Herkes kendi ibadetine baksın. Oruç tutanlar da bunu bir yük gibi değil, bir şükür vesilesi olarak yaşasın. Aç kalmanın ne demek olduğunu anlamak; yoksulu hissetmek, sabrı öğrenmek içindir oruç. El âleme karşı değil, Allah’a karşı sorumluyuz.

Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi:

“Ramazan’ın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden kurtuluştur.”

İşte şimdi o rahmet ikliminin ilk günlerindeyiz. Çevremizdeki ihtiyaç sahiplerini incitmeden, utandırmadan, reklam yapmadan gözetelim. Allah’ın bize verdiği rızıklardan paylaştıkça hem onların sofrası hem bizim gönlümüz bereketlenir.

Bu Ramazan;

Kalbimizde sevgiyi büyüttüğümüz,

Hayatımızda iyiliği çoğalttığımız,

Soframızda bereketi artırdığımız,

Daha çok şükrettiğimiz, daha çok dua ettiğimiz,

Kalp kırmadan, gönül alarak yürüdüğümüz bir ay olsun.

Allah yürüdüğümüz yolları güzelleştirsin.

Kırgın yüreklere şifa, solmuş çehrelere tebessüm nasip etsin.

Oruçlarımızı kabul eylesin.

İnsan yorulur…Ramazan gelir, Allah toparlar.

Hayırlı Ramazanlar.