Önceki gün Şanlıurfa… Dün Kahramanmaraş… İki gün. İki şehir. Ve aynı acı: Okulda şiddet.
Henüz hayatın başındaki çocuklar, artık kitaplarla değil; öfkeyle, yalnızlıkla ve şiddetle anılıyor. Kahramanmaraş’ta bir öğrencinin silahla okula girip arkadaşlarını ve öğretmenini hedef alması ile; bir öğretmen, sekiz öğrencinin ve saldırganın hayatını kaybetmesi, onlarca kişinin yaralanması…
Şanlıurfa’da ise bu olaydan bir gün önce benzer bir saldırı ile 16 kişinin yaralanması ve saldırganın ölmesi…
Bu bir tesadüf değil.
Bu bir alarmdır.
Çünkü mesele sadece “bir öğrencinin yaptığı bireysel bir eylem” değildir. Eğer öyle olsaydı, aynı acıyı 24 saat içinde iki farklı şehirde yaşamazdık.
Bu, bir neslin içinden yükselen sessiz çığlıktır. Bir nesil sessizce yanıyor.
Bugünün gençliği, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar yalnız.
Kalabalıklar içinde yalnız…
Sosyal medyada görünür ama hayatta görünmez…
Dinlenmeyen, anlaşılmayan, yönlendirilmeyen bir gençlik…
Öfke birikiyor.
Ama kimse o öfkenin nedenini sormuyor.
Bir çocuk, bir gün silah alıp okula gidiyorsa; o silahı sadece eline değil, ruhuna da çok önceden almıştır.
Peki bu noktaya nasıl geldik?
Aileler yorgun…
Eğitim sistemi sınav odaklı…
Okullar bilgi veriyor ama ruhu besleyemiyor…
Gençler ise kimlik arayışı içinde savruluyor.
Üstelik dijital çağ, bu yalnızlığı daha da derinleştiriyor.
Şiddet görüntüleri, nefret dili, anlamsız kahramanlık hikâyeleri…
Bir süre sonra çocukların, gençlerin beyninde gerçek ile kurgu arasındaki çizgi siliniyor.
Ve en tehlikelisi de:
Empati kayboluyor.
Bugün bir çocuk, arkadaşına, öğretmenine silah doğrultabiliyorsa, orada sadece bireysel bir sorun yoktur.
Orada toplumun aynası vardır.
Çünkü çocuklar doğuştan şiddetle gelmez.
Şiddeti öğrenirler, her şeyi sonradan öğrenirler.
Görerek…
Yaşayıp, deneyimleyerek…
İçlerine atarak…
Bilgisayarda sürekli oyun oynayan, sürekli şiddet içerikli film, dizi izleyen her çocukta; beynin planlama ve davranış duyguları şiddet meyilli olur ve beyin şiddeti davranış olarak aldığında, oyunun veya filmin içeriğini dış dünyaya yansıtır.
Bilgisayar oyunları, televizyon ve dijital platformlarda flimler, diziler ve içerikler; geniş kitleleri yönetmek, bilinç dışını tetiklemek, Gölge kişilikleri uyandırmak ve geleceği tasarlamak için en etkili yöntemlerdir ve çoğu insanda yasaklı maddeler kadar zararlı ve etkili bir zehirdir.
Televizyonlarda, “Mafyatik, silahlı, bombalı, işkenceli, atarlı, entrikalı, dizilerin” izin makamları tarafından yeniden denetlenmesi ve kanunun gözden geçirilmesi gerekir. Çünkü toplumu, özellikle gençleri çok etkilemektedir. Sosyal çürüme dizilere, filmlere bağlansa da, belki de Sosyal çürüme olduğu için o dizilere filmlere talep vardır ve buna çözüm getirilmelidir.
Şimdi herkes aynı soruyu soruyor:
“Nasıl oldu?”
Asıl soru şu olmalı:
“Biz nerede yanlış yaptık?”
Okulları sadece güvenlik kameralarıyla bir nebze koruyabilirsiniz.
Kapıya polis koyarak da bu sorunu bir yere kadar çözebilirsiniz.
Asıl güvenlik;
Çocuklar ve gençler için anlaşılmakta, dinlenmekte ve değer görmekte başlar. Yani önce ailede ve daha sonra eğitim için geldiği okulda başlar. Ailelerin çok dikkatli olması gerekiyor.
Asıl eğitim ailede başlar. Bazı ailelerin; “Saygısızlığı özgüvenli olmak” diye öğrettikleri; şımarık, bencil, hadsiz, dengesiz çocuklar; Başkalarının emek vererek sevgiyle yetiştirdiği masum çocukları, insanları, öğretmenleri öldürebiliyor ve başka yuvaları yıkabiliyor.
Bir gencin ruhunu kaybettikten sonra, bedenini korumanın hiçbir anlamı yoktur.
Türkiye genç bir ülke.
Şu gerçeği göz ardı etmemek gerekir; gençlerini kaybeden bir ülke, geleceğini kaybeder.
Ülkemizin var olan gücünü koruması ve daha da güçlenmesi için:
Gençler umutları yeşertilip, desteklenmelidir.
İçerideki riskler yok edilmelidir.
Ekonomik sıkıntılar çözülmelidir.
Bugün Şanlıurfa’da, Kahramanmaraş’ta yaşananlar sadece birer haber değil; yarının habercisidir.
Eğer bugün durup düşünmezsek…
Eğer gençlerin sessiz çığlığını duymazsak…
Yarın bu acılar daha da büyüyecek.
Ve belki de en acı gerçek şu:
Biz çocukları koruyamadık.
Ama hâlâ onları anlamayı deneyebiliriz.
Çünkü bu mesele güvenlik meselesinden önce,
İnsan meselesidir.