Dünyanın herhangi bir yerinde patlayan bir bomba, artık sadece düştüğü coğrafyayı etkilemiyor. Küreselleşen ekonomi, enerji hatları ve tedarik zincirleri nedeniyle binlerce kilometre ötede yaşanan bir savaşın faturası, günün sonunda milyonlarca insanın mutfağına ve sofrasına kadar ulaşıyor.
Son dönemde Amerika ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla birlikte Orta Doğu’da yeniden yükselen gerilim, ilk bakışta askeri ve siyasi bir mesele gibi görünse de işin ekonomik boyutu çok daha geniş ve derin sonuçlar doğuruyor. Çünkü bu kriz yalnızca enerji piyasalarını değil, gıda güvenliğini ve yaşam maliyetlerini de tehdit ediyor.
Dünya petrolünün önemli bir kısmının geçtiği Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan her gerilim, petrol ve doğal gaz fiyatlarını doğrudan etkiliyor. Uzmanlar, bu bölgedeki çatışmaların küresel enerji arzında ciddi riskler oluşturduğunu ve petrol fiyatlarına ek risk primi yüklediğini belirtiyor.
Ancak mesele yalnızca akaryakıt fiyatlarının yükselmesi değil.
Mazotun zamlanması; Traktörün tarlaya çıkış maliyetini artırıyor. Gübre üretiminde kullanılan enerji pahalanıyor. Sulama maliyetleri yükseliyor. Ürünlerin hasattan market raflarına ulaşıncaya kadar geçtiği her aşamada yeni maliyetler ortaya çıkıyor. Sonuçta savaşın etkisi ekmekten süte, sebzeden ete kadar uzanan geniş bir fiyat artışı olarak vatandaşın karşısına çıkıyor.
Enerji fiyatlarındaki yükselişin gübre, sanayi girdileri ve taşımacılık maliyetlerini artırabileceği; bunun da gıda enflasyonunu besleyebileceği yönünde uluslararası kuruluşlar uyarılarda bulunuyor.
Bugün dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük tehlikelerden biri de, savaşların artık yalnızca askeri cephelerde yaşanmamasıdır. Ekonomik cephelerde en az askeri cepheler kadar önem kazanmıştır. Bir füzenin maliyeti milyarlarca dolarla ölçülürken, onun yol açtığı ekonomik sonuçlar trilyonlarca dolarlık kayıplara dönüşebilmektedir.
Dahası, küresel ticaret yollarında yaşanan aksamalar yalnızca enerji taşımacılığını değil, birçok temel ürünün sevkiyatını da etkiliyor. Nakliye maliyetleri yükseliyor, sigorta giderleri artıyor ve tedarik zincirleri yavaşlıyor. Bu durum en çok da sabit gelirli vatandaşları etkiliyor.
Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler açısından ise gelişmeler çok daha yakından takip edilmelidir. Çünkü ülkemizde Enerji maliyetlerindeki artış, üretimden ulaşıma kadar her alana yansırken, enflasyonla mücadeleyi de zorlaştırmaktadır. Bu nedenle bölgemizde barışın korunması sadece diplomatik bir hedef değil, aynı zamanda ekonomik bir zorunluluktur.
Bugün Orta Doğu’da atılan her füze, yarın dünyanın başka bir köşesinde bir ailenin mutfak bütçesini etkileyebiliyor. Çünkü modern çağın savaşları artık sadece sınırları değil, sofraları da hedef alıyor.
Unutulmamalıdır ki savaşların gerçek bedelini çoğu zaman komutanlar, siyasiler değil; çiftçiler, işçiler, emekliler, kadınlar ve çocuklar öder. Ve o bedel, market kasasında, mutfak alışverişinde ve eksilen sofralarda kendini gösterir.
“Savaşın kazananı olmayabilir; ama kaybedeni çoğu zaman tüm insanlıktır.”