Kurban… Asırlardır yalnızca kesilen bir hayvanın değil; teslimiyetin, sadakatin, paylaşmanın ve insanın nefsini terbiye etmesinin sembolü olmuştur.
Bugün milyonlarca Müslüman, Kurban Bayramı’nı idrak ederken; aslında yalnızca bir dini vecibeyi değil, insanlık tarihinin en büyük teslimiyet hikâyelerinden birini yeniden hatırlıyor.
Hz. İbrahim’in gördüğü ilahi rüya…
Ve o rüyanın merkezindeki evladı Hz. İsmail…
Bir baba için evladından daha kıymetli ne olabilir?
Bir evlat için ise babasının sevgisinden daha güvenli ne vardır?
Ancak burada mesele; insan aklının ötesinde bir teslimiyetin sınanmasıydı.
Hz. İbrahim'in oğlu İsmail'i kurban etme olayı, Allah'a tam teslimiyet, sadakat ve imtihanın sembolü olan büyük bir kıssadır.
Hz. İbrahim rüyasında oğlu İsmail'i kurban ettiğini görmüş, bu rüyayı üç kez görünce bunun ilahi bir emir olduğunu anlamıştır.
Hz. İbrahim, Allah’ın emrine sadakat gösterirken; Hz. İsmail de yalnızca bir çocuk olmasına rağmen tarihe geçen o büyük teslimiyet sözünü söyledi:
“Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.”
İşte kurbanın özü tam da burada başlar.
Kurban; bıçağın ete değil, insanın nefsine vurulmasıdır.
Çünkü İslam’da kurbanın amacı kan akıtmak değil; Allah’a yakınlaşmak, paylaşmak ve insanın içindeki bencilliği yenmesidir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şu hakikat açıkça ifade edilir:
“Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. Allah’a ulaşacak olan sadece sizin takvanızdır.”
Bu nedenle kurban; gösteriş değil samimiyet, israf değil paylaşma ibadetidir.
Bugün sofralarımıza giren kurban eti; aslında yoksulun kapısını çalan merhamettir. Bir yetimin yüzündeki tebessüm, bir ihtiyaç sahibinin duası, komşular arasında güçlenen kardeşliktir.
Kurban Bayramı’nın en büyük anlamlarından biri de budur:
Toplumu yeniden birbirine yaklaştırmak…
Modern dünyanın giderek yalnızlaştırdığı insan; paylaşmadan huzur olmayacağını bayramlarla yeniden hatırlıyor…
Aslında kurban anlayışı yalnızca İslam’a özgü değildir. İnsanlık tarihi boyunca pek çok inançta “adanmışlık” ve “fedakârlık” sembolü olarak kurban ritüelleri görülmüştür.
Yahudilikte Hz. İbrahim’in oğlu İshak ile sınanışı önemli bir yere sahiptir. Hristiyanlıkta ise fedakârlık kavramı, Hz. İsa’nın insanlık için kendisini adadığı inancıyla farklı bir anlam kazanmıştır.
Ancak İslam’ın kurban anlayışını ayıran en önemli özellik; insanı Allah’a yaklaştırırken aynı zamanda toplumsal dayanışmayı da merkeze koymasıdır.
Bu yüzden Kurban Bayramı yalnızca bireysel bir ibadet değil; sosyal adaletin, kardeşliğin ve vicdanın da bayramıdır.
Belki bugün insanlığın en çok ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak budur…
Daha fazla paylaşmak…
Daha fazla merhamet göstermek…
Ve Hz. İbrahim’in teslimiyetinden, Hz. İsmail’in sadakatinden yeniden ders çıkarabilmek…
Çünkü kurban; sadece bir ibadet değil, insanın Rabbine, vicdanına ve birbirine yeniden yakınlaşma yolculuğudur.