“Doğru gözler seni her zaman görecek.” Hayatın en ağır yüklerinden biri, emek vererek ortaya koyduğun bir işin birkaç cümleyle değersizleştirildiğini görmektir. İnsan bazen yıllarca çalışır, üretir, fedakârlık yapar; fakat bütün bunların karşısına çıkan tek bir olumsuz yorum, zihninde yankılanıp durur. Oysa çoğu zaman bizi yaralayan eleştirinin kendisi değil, ona yüklediğimiz anlamdır.

İnsan, doğası gereği takdir edilmek ister. Yaptığı işin görülmesini, emeğinin fark edilmesini arzu eder. Ancak hayatın gerçeği şudur ki; herkes aynı gözle bakmaz, aynı kalple değerlendirmez. Aynı tabloya bakan iki insanın farklı şeyler görmesi gibi, aynı emeğe bakan insanlar da birbirinden tamamen farklı yorumlar yapabilir.

İşte bu noktada Tuna Nehri bize sessiz ama güçlü bir ders verir. Avrupa'nın en önemli nehirlerinden biri olan Tuna, geçtiği her ülkede farklı isimlerle, farklı kültürlerle ve farklı bakış açılarıyla karşılaşır. Kimisi onun bereketini över, kimisi yalnızca taşkınlarını konuşur. Kimisi kıyısında huzur bulur, kimisi onu sıradan bir su yolu olarak görür. Fakat Tuna, bütün bu yorumların hiçbirine göre yön değiştirmez. Ne hızını alkışlara göre artırır ne de eleştiriler yüzünden akmayı bırakır. O, sadece kendi yolunda ilerler.

İnsanın da yapması gereken budur. Çünkü insanların bizi nasıl gördüğünü kontrol edemeyiz. Bizi seven de olacaktır, sevmeyen de… Takdir eden de çıkacaktır, küçümseyen de… Önemli olan başkalarının değişken düşüncelerine göre kendi değerimizi belirlememektir.

Elbette eleştiri hayatın vazgeçilmez bir parçasıdır. Yapıcı eleştiri insanı geliştirir, eksiklerini gösterir ve daha iyisini yapması için cesaret verir. Fakat sırf moral bozmak, heves kırmak ya da kıskançlıkla söylenen sözleri de eleştiri sanmamak gerekir. Çünkü her söz hakikati temsil etmez.

Tarih boyunca büyük başarılara imza atan insanların ortak bir özelliği vardır: Hiçbiri herkes tarafından beğenilmemiştir. Büyük düşünürler, sanatçılar, bilim insanları ve liderler yaşadıkları dönemde ağır eleştiriler almış, hatta kimi zaman alay konusu olmuşlardır. Fakat onlar yollarını eleştirilere göre değil, inandıkları değerlere göre çizmişlerdir.

Biz de çocuklarımıza bunu öğretmeliyiz. Başarının yalnızca alkış almak olmadığını, bazen doğru bildiği yolda yalnız yürümek anlamına geldiğini anlatmalıyız. Çünkü karakter, herkes alkışladığında değil; kimse alkışlamadığında da doğru olanı yapabilme cesaretidir.

Belki de en büyük yanılgımız, kendimizi sürekli başkalarının terazisinde tartmaktır. Oysa her insanın ölçüsü farklıdır. Kimi bilgiyi önemser, kimi parayı… Kimi gösterişi alkışlar, kimi sessiz emeği… Herkesi memnun etmeye çalışan insan, sonunda kendini kaybeder.

Zaman zaman durup kendimize şu soruyu sormalıyız: Ben gerçekten doğru olanı mı yapıyorum, yoksa sadece başkalarının beğenisini mi kazanmaya çalışıyorum?

Eğer vicdanımız rahatsa, emeğimiz samimiyse ve niyetimiz iyiyse; insanların geçici yorumları yolumuzu değiştirmemelidir. Çünkü doğru gözler er ya da geç emeği görür. Gerçek kalite, zamana karşı ayakta kalandır.

Tuna Nehri asırlardır akıyor. Krallar değişti, devletler yıkıldı, sınırlar yeniden çizildi. Ama Tuna kendi yolundan vazgeçmedi. İnsan da hayat yolculuğunda bazen böyle olmalıdır. Gürültülere değil hedeflerine kulak vermeli, övgüye kapılıp kibirlenmemeli, eleştiriyle de yıkılmamalıdır.

Bırak bazıları seni yanlış anlasın. Bırak bazıları kıymetini hiç fark etmesin. Sen yine de üretmeye, çalışmaya, iyilik yapmaya ve inandığın doğruların peşinden yürümeye devam et. Çünkü suyun gerçek değeri, hakkında söylenenlerle değil; ulaştığı hayatlarla ölçülür. İnsan da böyledir. Gerçek değeri, bıraktığı izlerle hatırlanır.

Belki de mutlu bir hayatın sırrı, tam da budur: Tuna gibi akabilmek…