Nereden başlasam bilmiyorum. Bazen kelimeler bile içerisinde bulunduğumuz tabloyu anlatmaya yetmiyor.

Aslında kırılma çok daha önce başlamıştı ama milat pandemide oldu. Hatırlayın o günlerde uzmanlar ve bilim insanları tek bir cümlede birleşmişti: “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.” gerçekten de olmadı.

Sağlıktan ekonomiye, toplumsal ruh halimizden geleneklerimize kadar her şey derinden sarsıldı. Kıtalar aşan bir virüs, insanlığı evlere hapsetti. En büyük kırılmalardan biri hiç kuşkusuz çocuklarımızda yaşandı.

Uzaktan eğitimle birlikte yıllarca uzak tutmaya çalıştığımız tablet, telefon ve bilgisayarlar bir anda zorunluluk haline geldi. “Geçici” diye başlayan bu süreç, birçok çocuk için kalıcı bir bağımlılığa yol açtı. Bugün “Uzak tutun” denilen şey, dün mecbur bırakılmıştı. Şimdi sorulması gereken soru şu: Bu saatten sonra artık bu ne kadar mümkün?

Üstelik o süreçte piyasaya sürülen oyunların büyük bir kısmı şiddet içerikliydi. Vurdulu kırdılı kontrolsüz ve denetimsiz içerikler çocukların zihninde sadece iz bırakmadı kimi zaman derin yaralar bile açtı. Bütün bunların ötesinde değişmeyen bir gerçek var. En önemlisi her şey ailede başlıyor. Sağlam bir toplumun temeli sağlam ailedir ancak bugün aile kurumu ciddi bir sarsıntı içerisindedir. Artan boşanmalar, parçalanan yuvalar ve en çok zarar gören yine çocuklardır.

Sevgi, saygı ve sorumluluk bilinci eksik büyüyen bir nesilden maalesef güçlü bir toplum çıkmasını beklemek hiç gerçekçi değil. Karakter bile önce ailede şekillenir. Orada tutmayan maya, çoğu zaman hayatın ilerleyen dönemlerinde de tutmuyor. Ardından çevre bozuluyor, arkadaşlıklar zedeleniyor, mahalle ve toplum bozulmaya başlıyor.

İşte bugün yaşanan bu tablo bir anda oluşmadı. Maalesef yıllarca göz yumuldu. Çocuklar ekran başında büyürken, yetişkinler de şiddeti, mafyayı ve çarpık ilişkileri normalleştiren dizilere ve programlara yöneldi. Bugün hangi diziye bakarsanız bakın; silah, güç, şöhret ve kuralsızlık neredeyse özendiriliyor.

Sonuç mu? Sevginin yerini öfke, saygının yerini hoyratlık akran zorbalığı, hoşgörünün yerini de kutuplaşma aldı. Hal böyle de olunca önce insan bozuldu, sonra aile zayıfladı, şimdi ise toplum alarm veriyor.

Üstelik mesele sadece sosyal de değil. Yediğimiz gıdadan içtiğimiz suya kadar her şeyin doğallıktan uzaklaşması; önce bedenimizi, ardından ruhumuzu bile etkiledi. Peki, ne yapmalı?

Öncelikle evlerimizin içini yeniden inşa etmeliyiz. Çocuklarımızla daha fazla konuşmalı, daha fazla ilgilenmeli, onları sahipsiz ekranların karşısına bırakmamalıyız.

Eğitim sistemimiz ise başlı başına bir yara. Sürekli değişen bakanlar ve politikalar, kalıcı bir müfredatın ve istikrarın oluşmasını engelledi. Oysa eğitim, bir ülkenin geleceğidir ve istikrar ister. Unutulmamalıdır ki her çocuk özeldir ve bu yaşananlar münferit değil, sistematiktir.

Bu yüzden çözüm de bireysel değil, toplumsal olmak zorundadır. Artık günü kurtaran değil, geleceği kurtaran adımlar atılmalı. Siyaset üstü bir anlayışla, kararlı ve gerçekçi uygulamalar hayata geçirilmelidir. Aksi halde bugünün ihmal edilen çocukları, yarının kaybolan toplumu olacaktır.

Kalın sağlıcakla.