Yeni bir yıla girerken pek çok kişi hedef listeleri ve hayal panoları hazırlıyor. “Vision board” olarak adlandırılan bu yöntem, çoğu zaman sadece motivasyonel bir araç gibi görülse de, psikolojik açıdan bakıldığında çok daha derin bir işleve sahiptir.

Vision board; yalnızca hayal kurmak değil, zihnin odağını belirlemek, yön duygusunu güçlendirmek ve kişinin kendi hayatıyla temasını artırmak için kullanılan bir araçtır. Beyin, soyut hedeflerdense görselleştirilmiş ve duygusal anlam yüklenmiş imgelerle daha güçlü bağ kurar. Bu nedenle doğru şekilde hazırlanan bir vision board, kişinin farkında olmadan aldığı kararları ve davranışlarını etkileyebilir.

Ancak her vision board iyileştirici değildir. Kişinin henüz hazır olmadığı hedefler, bastırılmış ihtiyaçlar ya da başkalarının beklentileriyle oluşturulan panolar zamanla yetersizlik, suçluluk ve “geride kalmışlık” hissini artırabilir. Bu noktada vision board, bir motivasyon aracından çok içsel bir yüzleşme alanına dönüşür.


Uzman Görüşü | Psikolog Merve Ak

Vision board çalışmaları, doğru yapıldığında kişinin içsel pusulasını güçlendirebilir. Ancak bu çalışma, bir performans listesi ya da mükemmel hayat taslağına dönüşmemelidir.

Psikolojik olarak sağlıklı bir vision board; kişinin mevcut koşullarını inkâr etmeden, duygusal ihtiyaçlarını gözeterek hazırlanır. “Olmak zorundayım” dili yerine “ihtiyacım olan” diliyle oluşturulan panolar, sürdürülebilir değişimi destekler.

Vision Board Nasıl Daha Sağlıklı Yapılır? (Uygulama Önerisi)
1. Hedeflerden önce duyguyu belirleyin.
“Ne istiyorum?”dan önce “Nasıl hissetmek istiyorum?” sorusunu sorun.
2. Başkasının hayatını kopyalamayın.
Sosyal medyada gördüğünüz imgeler değil, sizin hayatınıza temas eden semboller seçin.
3. Az ama anlamlı olsun.
Çok fazla hedef, zihinsel karmaşa yaratır. 5–7 ana tema yeterlidir.
4. Panoya bakınca baskı değil temas hissedin.
Kaygı uyandıran her hedef, şu an için erken olabilir.
5. Yılda bir değil, dönemsel olarak gözden geçirin.
İnsan değişir, ihtiyaçlar değişir. Vision board da değişebilir


(vision board örneği)


KÜLTÜR–SANAT ÖNERİLERİ


Kitap Önerisi: “Kürk Mantolu Madonna” – Sabahattin Ali
Yalnızlık, aşk ve iç dünyaya dokunan bir klasik


Türk edebiyatının en çok okunan eserlerinden biri olan Kürk Mantolu Madonna, insanın iç dünyasını sessiz ama derin bir şekilde anlatıyor. Raif Efendi’nin içe dönük yaşamı üzerinden yalnızlık, aşk ve kendini ifade edememe temaları işleniyor. Sade dili ve güçlü duygusal etkisiyle, kısa sürede okunmasına rağmen uzun süre akılda kalan bir roman. Her dönemde güncelliğini koruyan bu eser, edebiyatla yeniden bağ kurmak isteyenler için güçlü bir başlangıç.

Film Önerisi: “Yeşil Yol” (The Green Mile)


Vicdan, adalet ve insanlık üzerine unutulmaz bir film
Dünya sinemasının en bilinen yapımlarından biri olan Yeşil Yol, izleyiciyi derinden etkileyen bir hikâye sunuyor. Bir hapishane koğuşunda geçen film, adalet, vicdan ve insan olmanın anlamı üzerine güçlü sorular soruyor. Dram dozu yüksek olmasına rağmen umut duygusunu canlı tutan yapısıyla, izleyen herkesin hafızasında yer edinen bir klasik. Tekrar tekrar izlenebilecek, zamansız bir film.

FİT MOLA


Yoğurtlu Kabak Mücveri (Fırında) Kızartmadan da doyurucu olur
Malzemeler (2–3 Kişilik):
2 orta boy kabak
1 yumurta
3 yemek kaşığı yoğurt
3 yemek kaşığı yulaf unu
Dereotu veya maydanoz
Tuz, karabiber
Kabakları rendeleyin ve suyunu iyice sıkın. Bir kapta yumurta ve yoğurdu karıştırın. Kabakları, yulaf ununu, ince doğranmış yeşillikleri ve baharatları ekleyin. Karışımı yağlı kâğıt serili tepsiye kaşıkla yerleştirin. 180 derece fırında 20–25 dakika pişirin.Kızartma yok, gereksiz yağ yok. Lif oranı yüksek, mideyi yormaz. Akşam yemeği için ideal bir hafiflik sunar.

Tatlı Krizlerine Fit Çözüm


Canın tatlı istiyorsa, bedenini cezalandırma
Tatlı isteği çoğu zaman açlıktan değil, alışkanlıktan ya da duygusal dalgalanmalardan gelir. Kendini tutmak yerine doğru seçimi yapmak en akıllı yol. Fit Mola’da bu hafta, tatlı krizlerine hem hafif hem dengeli bir çözüm var.
Hurmalı Kakao Topları
Şekersiz, pişirmeden, pratik
Malzemeler (8–10 adet):
6 adet hurma
1 su bardağı yulaf ezmesi
1 yemek kaşığı kakao
1 yemek kaşığı fıstık ezmesi
1–2 yemek kaşığı süt veya su
Yapılışı:
Hurmaların çekirdeklerini çıkarın ve sıcak suda 5 dakika bekletin. Tüm malzemeleri rondodan geçirin. Ele yapışmayan bir kıvam elde edince küçük toplar yapın. Buzdolabında 20 dakika dinlendirin.
Rafine şeker yok. Lif ve doğal tatlılık var. Tatlı isteğini bastırırken kan şekerini zıplatmaz.
Tatlı krizi yaşamak zayıflık değil, insanlık hâlidir. Önemli olan krizi bastırmak değil, yönetmeyi öğrenmek. Fit Mola tam da bunu hatırlatır: dengeli ol, kendine sert davranma.


2025’E VEDA


Bazı yıllar vardır; yaşanırken anlamı tam olarak kavranmaz. Ancak geriye dönüp bakıldığında, insanın iç dünyasında açtığı izlerle kendini belli eder. 2025, pek çok kişi için böyle bir yıldı. Kolay olmadı. Hızlı da geçmedi. Ama dönüştürücü oldu.

Bu yılın en belirgin ortak duygusu yorulmuşluktu. Fiziksel bir yorgunluktan çok, zihinsel ve duygusal bir tükenmişlik. Sürekli düşünmekten, anlamaya çalışmaktan, bir şeyleri düzeltme çabasından doğan bir yorgunluk…
Çoğu insan “neden bu kadar zorlanıyorum?” sorusunu sordu. Oysa asıl soru şuydu:
Neyi bırakmam gerekirken hâlâ tutuyorum?

2025, birçok kişi için yüzleşmeler yılıydı. İlişkilerde, iş hayatında, aile dinamiklerinde ve en çok da kişinin kendisiyle kurduğu ilişkide. Alışkanlıkla sürdürülen bağlar, ertelenen kararlar ve “bir gün düzelir” diye beklenen durumlar artık taşınamaz hâle geldi. Çünkü ruh, sürekli ertelenmeyi kaldırmaz.

Bu yıl bize önemli bir ayrımı öğretti:
İyi hissettiren şeyle iyileştiren şey aynı değildir.

Bazen bir konuşma rahatlatır ama çözmez.
Bazen bir bağ yalnızlığı azaltır ama derinleştirir.
Bazen susmak kavga çıkarmayı engeller ama içsel çatışmayı büyütür.

2025’te birçok insan, kendini iyi hissettiren ama iyileştirmeyen şeylerden vazgeçmek zorunda kaldı. Bu da doğal olarak direnç yarattı. Çünkü iyileşme, çoğu zaman konforlu bir süreç değildir. Tam tersine; düzeni bozar, alışkanlıkları sarsar ve kişiyi kendisiyle baş başa bırakır.

Bu yılın bir diğer zorlayıcı tarafı da kontrol ihtiyacıydı. İnsan, belirsizlikle baş edemediğinde kontrol etmeye çalışır: İnsanları, ilişkileri, sonuçları… Oysa 2025 bize şunu gösterdi:
Kontrol etmeye çalıştığımız her şey, aslında en çok korktuğumuz yerdir.

Her şey bizim elimizde değildi. Herkesin niyeti bizimki kadar temiz değildi. Her bekleyiş bir karşılık bulmadı. Ama bu, yaşananların anlamsız olduğu anlamına gelmedi.

Tam aksine.

Bu yıl, sınırların ne kadar hayati olduğunu öğretti.
Hayır demenin bencillik değil, ruhsal bir ihtiyaç olduğunu…
Bir şeyleri sürdürmenin değil, gerektiğinde bitirmenin olgunluk olduğunu…

Birçok kişi için 2025, “ben neden hep aynı döngüye giriyorum?” sorusunun cevabını yavaş yavaş görünür kıldı. Döngüler, tesadüflerle değil; fark edilmemiş ihtiyaçlarla, kabul edilmemiş duygularla ve ertelenmiş vedalarla oluşur.

Ve belki de yılın en kıymetli kazanımı şuydu:
İnsan, her şeyin kendi hatası olmadığını anladığında iyileşmeye başlar.
Ama kendi sorumluluğunu gördüğünde gerçekten değişir.

2025 kusursuz değildi. Hatta çoğu zaman adaletsizdi.
Ama öğreticiydi.Ve çoğu kişi için, istemeden de olsa bir iç temizlik yılıydı.

Şimdi bu yılı uğurlarken, yaşananları romantize etmeye gerek yok. Ama yok saymak da mümkün değil. Çünkü bazı yıllar mutlu olmak için değil, olgunlaşmak için yaşanır.

2026’ya Daha Az Yükle Girmek


Yeni bir yıl, her zaman büyük kararlar almak zorunda olduğumuz bir eşik değildir.
Bazen sadece yükü azaltarak başlamak yeterlidir.

2026, daha fazlasını yapmak için değil; daha azını taşımak için iyi bir yıl olabilir.

Geçtiğimiz yıl pek çok kişi için zorlayıcıydı. Yorulduk, düşündük, bekledik, vazgeçtik. Bazı şeyler istediğimiz gibi olmadı; bazı insanlar kaldıramayacağımız kadar ağır geldi. Ama tam da bu yüzden 2026, başka bir yerden başlıyor: farkındalıktan.

Bu yıl, her şeye yeniden başlamak zorunda değiliz.
Sadece şunları netleştirmek yeterli olabilir:

Bana gerçekten iyi gelen ne?
Artık bana ait olmayan neyi hâlâ taşıyorum?
Hangi alışkanlık, hangi ilişki, hangi düşünce benden çok şey alıyor ama bana az şey veriyor?

Yeni başlangıçlar çoğu zaman büyük adımlarla değil, küçük ama tutarlı seçimlerle olur. Kendini her seferinde biraz daha geri plana atan biri için sınır koymak; her şeyi kontrol etmeye çalışan biri için akışa izin vermek; sürekli güçlü görünmeye çalışan biri için yardım istemek birer başlangıçtır.

2026’da kendimizden mucizeler beklemek zorunda değiliz. Ama kendimize dürüst olmayı seçebiliriz.

Bu yıl; herkese yetişmek zorunda olmadığımızı, her şeyi düzeltmek zorunda olmadığımızı,
her yarayı hemen kapatmak zorunda olmadığımızı hatırlayalım.
Bazı şeyler zamana bırakılır. Bazı cevaplar yolun ortasında gelir. Bazı başlangıçlar, sadece durup nefes almakla başlar.2026’nın vaadi kusursuzluk değil. Daha sade, daha net ve daha kendimiz gibi bir hayat ihtimali.

Bu yıl kendimize şunu soralım: “Neyi artık bırakabilirim?”
Belki de gerçek başlangıç tam olarak budur.


Kronik Enflamasyon Sağlıklı Görünen İnsanları da Tehdit Ediyor


Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar, birçok kronik hastalığın arkasında sessiz ve fark edilmesi zor bir süreç olduğunu ortaya koyuyor: kronik düşük düzeyli enflamasyon. Kişi kendini “hasta” hissetmeden ilerleyen bu durum, kalp-damar hastalıklarından insülin direncine, hatta erken yaşlanmaya kadar pek çok riski beraberinde getiriyor.

Enflamasyon, vücudun enfeksiyonlara ve yaralanmalara karşı verdiği doğal bir savunma yanıtıdır. Ancak bu yanıt kısa süreli değil de uzun süreli ve düşük şiddette devam ettiğinde, vücut için koruyucu olmaktan çıkıp yıkıcı hale gelir.

Bilimsel araştırmalar, modern yaşam tarzının bu süreci tetiklediğini gösteriyor. Uzun süreli stres, uyku düzensizliği, işlenmiş gıdalar, hareketsizlik ve yüksek şeker tüketimi, bağışıklık sistemini sürekli alarm halinde tutuyor. Sonuç olarak kişi kendini hasta hissetmese bile, vücutta sessiz bir yangın sürüyor.

Bu durum özellikle tehlikeli çünkü belirtiler çoğu zaman belirsiz:
• Sürekli yorgunluk
• Sabahları dinlenememiş uyanma
• Konsantrasyon güçlüğü
• Nedensiz kilo artışı
• Sık baş ağrıları

Uzmanlar, kronik enflamasyonun uzun vadede kalp hastalıkları, tip 2 diyabet, otoimmün rahatsızlıklar ve erken bilişsel gerileme ile ilişkili olduğunu vurguluyor.

Kronik enflamasyonun en tehlikeli yönü, kişinin bunu “normal yaşam yorgunluğu” sanması. Oysa vücut bu yolla uzun süre alarmda kaldığında, kendine zarar vermeye başlıyor. Koruyucu sağlık yaklaşımı bu noktada kritik önem taşıyor.

Koruyucu Sağlık İçin 5 Bilimsel Öneri
• Uyku saatlerini sabitleyin (gece 23.00–07.00 aralığı ideal)
• Şeker ve ultra işlenmiş gıdaları azaltın
• Haftada en az 150 dakika orta tempolu hareket
• Stres yönetimi (nefes, yürüyüş, doğada zaman)
• Omega-3 ve liften zengin beslenme


Sağlıklı hissetmek her zaman sağlıklı olmak anlamına gelmiyor. Modern çağın hastalıkları çoğu zaman sessiz ilerliyor. Bu nedenle koruyucu sağlık anlayışı, yalnızca hastalandıktan sonra değil, iyi hissettiğimiz dönemlerde de hayatın merkezinde olmalı.


Happy Slapping Nedir? Görünenden Daha Tehlikeli Bir Dijital Şiddet Türü

Happy slapping, bir kişiye ani ve beklenmedik şekilde fiziksel saldırıda bulunulup bu anın video kaydına alınması ve sosyal medyada paylaşılması anlamına gelir. İlk bakışta “şaka”, “eğlence” ya da “akım” gibi sunulsa da, aslında hem fiziksel hem de psikolojik şiddet içeren ciddi bir davranış biçimidir.

Bu kavram ilk olarak 2000’li yılların başında ortaya çıkmış, akıllı telefonlar ve sosyal medya platformlarının yaygınlaşmasıyla birlikte yeniden görünür hale gelmiştir. Fail için amaç çoğu zaman beğeni almak, izlenmek, eğlenmek ya da grup içinde kabul görmek olurken; mağdur için sonuçlar çok daha ağırdır.

Neden Tehlikelidir?

Happy slapping;
• Fiziksel yaralanmalara,
• Travma sonrası stres belirtilerine,
• Utanç, korku ve güvensizlik duygularına,
• Sosyal geri çekilme ve kaygı bozukluklarına yol açabilir.

Özellikle video kaydının paylaşılması, mağdurun yaşadığı travmayı tekrar tekrar yaşamasına neden olur. Bu durum, psikolojide “ikincil travmatizasyon” olarak tanımlanır.


Happy slapping sadece etik dışı değil, aynı zamanda suçtur. Fiziksel saldırı, tehdit, hakaret, özel hayatın gizliliğini ihlal ve izinsiz görüntü paylaşımı gibi birçok hukuki yaptırımı beraberinde getirir. “Şakaydı” ya da “akım” savunmaları hukuki karşılık bulmaz.


Araştırmalar, bu tür davranışların arkasında:
• Empati eksikliği,
• Dürtü kontrol sorunları,
• Sosyal onay ihtiyacı,
• Dijital ortamda görünür olma arzusu
gibi psikolojik faktörlerin olduğunu gösteriyor.

Ne Yapılabilir?
• Gençlere dijital etik ve empati becerileri kazandırılmalı,
• Şiddetin “eğlence” olarak normalleştirilmesine karşı durulmalı,
• Tanık olan kişiler sessiz kalmamalı,
• Mağdurlar psikolojik ve hukuki destek almaya teşvik edilmelidir.

Unutulmamalıdır:
Şiddet, kayda alındığında masumlaşmaz.
Paylaşıldığında eğlenceye dönüşmez.
Happy slapping, adı ne kadar “mutlu” görünse de, sonuçları son derece yıkıcı olan bir şiddet biçimidir.