Gazeteye manşet olmuş, Arsin sahil parkındaki inşaatın zamansızlığı gözüme çarpınca, kamu adına görev yapan bir mesleğin mensubu olarak “Nasıl ihmal ettim?” diye sorup, kendi kendime hayıflanmadım değil!
Sanırım bir ay önce idi, söz konusu sahil de yürüyüşe çıkınca yolun ve tretuvarların söküldüğünü, ancak yenilerini yerine koymak için ise sadece 2 kişinin çalıştığını görmüştüm.
Tabelayı çekip, “yazıp, dikkat çeksem iyi olacak” demiştim. Ama ihmal etmekten de geri kalmamışım demek ki!
Hani denir ya; “Karınca hızıyla” diye! Aynen öyle süren bir yenileme işi. Böyle de devam ederse, bırakın yaz sezonunun, kışta bile zor biter.

O ki, Arsin Sahil Parkı’ndan söz ettik, şu meşhur işlevinin ne olduğu belli olmayan köprüden yine iki kelâm eyleyelim mi?
Hani şu, “Gelin-Damat Köprüsü yapılsın, süslensin, püslensin” diye önerip, Arsin’in simgesi haline gelebilecek köprü var ya ondan!
Ama görünen ve anlaşılan o ki, yine sadece sıradan bir köprü olarak kullanılmaya devam edilecek. Yani yazık edilecek!
DÜNYAYI DÜZELTMENİN TEK YOLU…
Önceki gece televizyonda “Son Gözcü” adlı filmi izlerken, öylesine bir ben diyeyim ”iddia”, siz söyleyin “gerçek” ifade edildi ki, “Haklılar” diye düşünmedim değil!
Her geçen gün insan eliyle yok edilen, dişi ile kemirilen dünyanın nasıl kurtulacağının konu edildiği filmdeki şu tek satırlık cümleye “Yanlış” diyebilecek var mıdır?
-“Dünyayı kurtarmanın tek yolu insanları öldürmektir!”
GÜNÜN KİTABI
Türk Futbolu’nun Utanç Belgeseli
Dün 3 Temmuz idi.
2011’de yaşanan ve meslektaşım İhsan Öksüz’ün de, “Türk Futbolu’nun Utanç Belgeseli” olarak hazırladığı, “ŞİKE, ŞİKE TAPELER, YALANLAR, GERÇEKLER” adı verdiği kitapta yer alan yüz karası tablonun yaşadığımız 15’inci yıldönümü…

“Şike Süreci” olarak da adlandırılan zaman dilimine ait
Tüm gerçekleri 555 sayfalık kitaba sığdıran İhsan Öksüz, üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin yaşanan rezaletlerin unutulmamasını sağlamıştır.
İlgi duyan ve de kitap okumayı ayrıcalık olarak görenler için kitaptan 40-50 tane bende mevcut ve de ücretsizdir.
KÜÇÜK ADAMLAR ÜLKESİ…
Nerelerdir? Bilir misiniz?
Şairin; “Gidip de yorulma çok uzaklara,
Sen seni gel benim içimde ara” dizelerindeki çağrıyı anlayanlara küçük adamlar ülkesini tarif etmek hiç de zor değildir.
Aynen şöyle ifade edildiği gibidir:
“Büyük adamlar fikirlerle, orta adamlar olaylarla, küçük adamlar da insanlarla uğraşır, iştigal ederler.”
KAFA RANDIMANI!
Bir mahsul düşünün ki, en büyük üreticisi olan ülkenin, en önemli tarımsal ihraç ürünü…
Yılda 2-3 milyar doları tek kuruş ithal girdisi olmadan o ülkeye kazandırıyor. Doğru işler ve uygulamalar yapılsa 4-5 milyar dolara çıkması işten bile değil.
Yani hem üreten, hem alıp-satan, hem işleyen, hem de ihraç edenler için çok ama çok önemli…
Ancak, aynı önem ne yasasında, ne de uygulamasında maalesef yok!
Detayı çok!
Ama geçen gün bir fındık manavı önünden geçerken kulağıma çalınan iki kelime ile “Hiç de önemsenmediğini bir kere daha anladım” dersem şaşırmayın, kızmayın!
O iki kelime, “Kafa randımanı” idi.
Yani bir dünya ürününün, değerini ve ederini ölçmeden, biçmeden tespit etmek.
Detaya sonra gireceğiz. Şimdilik bu kadar diyelim!
DÜNDEN BUGÜNE
Karpuz da da var, dinde de…
Aracılar-tefeciler-müşrikler…
4 Temmuz 2008’de yani bundan 18 yıl önce kaleme almışız. Değişen pek bir şey olmamış, enflasyonla gelen fiyatların artması dışında.
*
Adana’da tarlada kilosu 5 kuruş olan karpuz, İstanbul’da 500 kuruş…
Üreten kazanamıyor, tüketen kazıklanıyor.
Kim kazanıyor?
Haram yiyerek, kul hakkı oluşturarak aracılık-tefecilik yapanlar.
Ama şimdilik, belki bu dünya da!
Ama bu işin öbür yanı da var!
Karpuzda aracı-tefeci var da, dinde bu işe soyununlar yok mu?
Hem de ne çok!
Bırakın, şeyhleri, şıhları, efendileri, pirleri…
Radyocu bile Erzurum’da adam başına 10 kağıt alarak, “Hastalara şifa. Dertlilere deva. Çocuğu olmayanlara bala. Evi bulunmayanlara helâ.” diyerek toplu duaya (!) başlamadı mı?
Tabii, birde bunlara inanlar var!
Allah’a ortak koşan ve Allah tan başka yaratıcı olduğunu beyan edercesine, bunlara imtiyaz tanıyıp, inananlara dinimizde müşrik deniliyor. Bunları ve onlara inananları Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de şöyle tarif ediyor:
“Onlar Allah’tan önce, kendilerine ne zarar, ne de fayda verecek durumda olmayan şeylere kul olurlar. Derler ki; ‘onlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir.’ De ki; göklerde ve yerde Allah’ın bilmediği bir şey var da siz onumu haber veriyorsunuz? Öyle şey olur mu? Allah, onların şirklerinden uzaktır.” (Yunus 10/18)
Müşriklerin, asıl hedeflerinin Allah’a yaklaşmak olduğunu söylerler. Allah’a yakın saydıkları bir kısım varlık ve kişilere, aracılık ve şefaatçilik görevi yüklemeleri işte bundandır.
Allah 3 AYLAR hürmetine bu gibi kişiler ve zümreden hepimizi korusun.
3 aylarınız hayırlı olsun.
KISSADAN HİSSELER
Katharine-Lincoln
Rus Çariçesi Katharina, hükümeti ile arasındaki ilişkileri özetlerken, “Bakanlarımın görüşlerine, benim gibi düşünürlerse katılırım” açıklaması, bugünden geriye doğru gittiğinizde hangi başbakanımıza uymuyor ki!
*
Birde, “Çok iyi hatip, çok yahşi konuşuyor” diyerek oy verilenler var ki; insanın aklına Abraham Lincoln’un, rakibi olan bir politikacı hakkında söyledikleri geliyor:
“Bu kadar büyük lafları, bu kadar küçük düşüncelere tıkıştırabilen bir adama daha rastlamadım.”
*
İnönü-Bölükbaşı
CHP Genel Başkanı İnönü ile CKMP Genel Başkanı Bölükbaşı, Adana’daki seçim çalışmalarından sonra Ankara’ya aynı uçakla dönüyorlarmış.
Uçakta, İnönü’nün yanında küçük torunu da varmış.Uçak alçaktan uçarken, minik torun elindeki şekerleri göstererek; “Dede atalım da çocuklar sevinsin” deyiverince, Osman Bölükbaşı hemen yandan söze karışmış:
"Yeğenim, yeğenim. Dedeni atta bütün millet sevinsin.”
Uçakta bulunan herkes rahmetli İnönü’nün dakikalarca güldüğünü anlatırlar.