28 Şubat 1997 sürecini Amerika ve Pentagon’un başlattığı ve onların bitirdiğini hepimiz biliyoruz.

Türkiye’de Siyonizm’in katı karşıtı olan Necmettin Erbakan hocaya ders vermek, iktidardan uzaklaştırmak, D-8 ile başlayan ve İslam Birliğini kurmaya çalışan Başbakan ve arkadaşlarını yıldırmak için yapılmış bir hareketti.

O süreci bir gazetenin Yazı İşleri Müdürü olarak geçirdik. Zor günlerdi. Darbe oldu olacak dendi. 28 Şubat 1997 kararlarının ardından 15 Haziran 1997’de askerin yönetime el koyacağına yönelik kulis bilgileri yayıldı.

İddiaya göre, Demirel ‘Ben bu işi halledeceğim’ diyerek komutanları durdurmuştu. Demirel, 40 yıl oyunu aldığı muhafazakarları bile isyan ettiren kararların altına imzasını attı.

Aynı Demirel, yıllar sonra ‘Siyasi Yaşamımda pişman olduğum tek söz vardır, o da ‘Türbanıyla okumak isteyenler Arabistan’a gitsin’ sözümdür demiştir.

28 Şubat sürecine giden yolun taşları 1993’ten itibaren döşenmeye başladı.

Uğur Mumcu katledildi, ‘Şeriata geçit yok’ sloganları atıldı.

Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Ahmet Taner Kışlalı, Mumcu gibi bomba ile öldürüldü, tansiyon biraz daha yükseldi ve askerler kışlanın kapısından ağır, ağır çıkmaya başladılar.

Bahriye Üçok, Muammer Aksoy cinayetleri de arkadan geldi.

Ve Sivas’ta 33 Alevi sanatçı bir otel’de yakıldı.

Yıllar önce bu olayın en önemli sanığı gösterilen Başkan yıllar sonra ne oldu da saldırıda ölenlerin de oy verdiği parti ile masaya oturdu orayı çözmek de hala mümkün değil.

O süreçte yaşanan daha birçok olay var. Sivas katliamı da kurgulanmış olabilirdi..

Müslim Gündüz ve onun arkadaşları Elazığ’dan kalkmış ve Ankara’ya gelerek Kocatepe Camisinde tef çalmıştı. Bunun da bir provokasyon olduğu kesindi.

12 Eylül öncesinde olduğu gibi, 28 Şubat darbesi de gün gün olgunlaştırıldı.

İş öyle bir noktaya getirildi ki, dağlardan PKK operasyonundan dönen subaylar, eşleri başörtülü diye ordu ile ilişkileri kesildi.

Orduyu yönetecek olan subayların yemin törenine bile başörtülü anneleri alınmadı.

Bunlar Erbakan-Çiller hükümetini yıkarken Tayyip Erdoğan’ı da cezaevine koydu. Erbakan devrildi ama onun öğrencileri yeniden iktidara geldiler.

Türkiye’nin son çeyrek asrına baktığınızda Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç ve Numan Kurtulmuş‘u görürsünüz.

Anketlerde AK Parti ile CHP kafa kafaya gidiyor. İki tarafta ‘biz öndeyiz’ diyor. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yolsuzluk iddiası ile tutuklanması bile CHP’yi yüzde 30’un altına çekemedi.

Bundan sonra seçime kadar çekebilir mi?

Abi kardeş arasında telefonda çok ilginç bir konuşma:

İkisi de emekli. Maaşları ise düşük.

Biri diğerine diyor ki, “Bırakmıyorlar ki şu AK Parti gitsin”

Abiden ‘kim bırakmıyor’ diye soru gidince kardeş devam ediyor:

“CHP ve Özgür Özel. Görmüyor musun yine başladılar. Okullardaki ramazan etkinliklerine, ilahilere, laikliğe aykırı diye kafayı taktılar. Tayyip Erdoğan’ı iktidara böyle getirdiler.’

28 Şubat 1997 sonrasına bakıldığında derin bir mesaj bu.

Ramazanla birlikte kaleme alınan bildiriler, yapılan yorumlar muhafazakarları yeniden kenetliyor.

Muhalefet bunu görmez mi?

Görür de, iktidarın zorlukları bilindiğinden ‘Biz böyle iyiyiz’ diye devam ederler!