Her gelen gideni aratıyor ki, bugün geçmişi bilenler “Nerede o eski bayramlar?” diye sorarak hayıflanıyorlar. Hayıflanmakta da haklılar!

Bırakın eski bayramları, gazetenin köşesine kondurulmuş eski yazdıklarıma bile imrenir haldeyim!

Bugün de bayramları hatırlayıp, yazılara da göz atında, “Nerede o eskiler?” demedim değil!

Haklı mıyım? Haksız mıyım?

Eski bayramları yaşayanlardan dinleyin.

Bugün çorak bir toprak misali olan günümüze ait yazdıklarımı da, 25-30 sene öncesinin “eski dediklerimiz” olan adeta verimli topraklarında kaleme aldıklarımda mukayese edin, kararı da siz verin!

İşte “Lâfın tamamına gerek duymayanlar” için eskilerden “kıssadan hisse” babından bir demet.

ÖĞRENDE GEL!

Anlatmayı beceremiyorsun…

Delikanlı sevdalısına aşkını hissettiklerini; "Seni öyle seviyorum ki, anlatamıyorum" sözleri ile ifade ediyor.

Bak delikanlı; senin "Anlatamıyorum" dediğin, hissettiklerini sözcüklere dökecek, anlatacak kadar kelime bilmiyorsun demektir.

Çünkü dili Türkçe olan ve 100 bini aşkın kelimesi de bulunan bu ülkede, ilkokul mezunu ise 200-300, lise ise 400-500, üniversite olunca 600-700 sözcük bilebilen bir toplumun içinden geliyorsun.

Üstüne üstlük bir de kitap okumuyorsun.

Ezcümle sen; sevgini cehaletine kurban ediyor ve hissettiklerini söylemeyi bilmiyorsun."

O zaman! Nasıl denir? Öğren de gel!

TEK YASTIK KALDI MI?

Günümüzde evlilikler tam da Çin atasözüne uygun hale geldi, ya da sunulan şartlar ile getirildi!

"Evlilik kale gibidir, içerideki dışarı çıkmak, dışarıdaki içeri girmek ister."

Niye böyledir?

Gerçekler uzaklaşmanın, kandırmacanın hâkimiyet alanına daha fazla girdiği için olsa gerek!

Baksanıza nikâhı kıyanlar bile halâ, "Allah bir yastıkta kocatsın" diyerek evlilik defterini verip, kafaları karıştırıyorlar.

Neden mi?

Hangi yatakta "Tek yastık" kaldı ki?

HARAMZADE NAMAZI SORARSA…

Hırsızlığın adını “Yolsuzluk” olarak değiştirip, kendi kafasına uyan imamdan icazet alanların, yediklerinin haram olduğunu görmeyip, üstünü üstlük bir de helâlmiş gibi davranırken, el aleme de hesap sormaya kalkmaları yok mu?

Bunlardan, cami avlusunda günde 5'e 5, ihalelerde de 5’e 15 katan oldukça zengin biri, kalabalık içinde rastladığı Bektaşi'yi küçük düşürmek için sorar:

-Bektaşi Efendi borcunuz var mı?

Bektaşi:

-Evet. Bakkala biraz borcum var.

Adam:

-Canım ben onu sormuyorum? Namaz borcun var mı?

Bektaşi'nin cevabı:

-Namaz borcumu sormak Allah'ın işi. Sen ancak bakkal borcunu sorabilirsin!

ZİYA PAŞA'DAN

1829-1880 yılları arasında yaşamış ama o günlerden bugünleri de görüp dizeleri sıralamış sanki!

"Milyonla çalan mesned-i izzetde zer-efraz,

Bir kaç kuruşu mürtekibin cayî kürektir."

Ziya Paşa şunu demek istemiş:

“Milyonlar çalan baş tacı edilir, kendisine büyük makamlar verilir. Bir kaç kuruş alan ise, kürek cezasına çarptırılır."

İYİ YAŞAMANIN TARİFİ ÇOBANDAN…

Zigana’nın yamaçlarındaki çobana “İyi yaşamak nedir?” diye sorduğumda, “Niye soruyorsun” der gibi güneşten ve soğuktan etkilenerek, gökteki yağmur taşıyan bulutlar gibi kararmaya başlamış yüzünü, önce bana çevirdi; sonra da önündeki koyun sürüsüne dönerek şöyle dedi:

Aha, bu koyunlar doydu. Karabaşta onları koruyor. Sırtımda kepeneğim beni sıcak tutuyor. Bugün yeteri kadar kaval da çaldım. Eve gittiğimde Fadime’nin yemekleriyle de karnımı doyurup, üstüne birde tavşan kanı çay içtim mi! Tamam mı?” dedi ve durdu. ”Daha tarif için ne bekliyorsun?” diye sordu.

Ben daha çok şeyler anlatarak, “İyi yaşamak bu” diye devam etmesini bekliyordum!

Ama çoban; “Hadi bana eyvallah” diyerek sisli yamaçlara doğru yöneldiğinde, 2300 rakımda, “Ne kadar az şeye bağlanırsan, o kadar iyi yaşarsın”ın Ne demek olduğunu çok iyi anlamıştım. Ama benim için artık çok geçti!

Çobanın iyi yaşamak adına yaptığı tarif, ilmi yutmuş düşünürün “Okyanustan zevk almak istiyorsan, onun küçük damlacıklardan oluştuğunu unutmayın” önerisinin basitçe anlatımından başka bir şey değildi ki!

KISSADAN HİSSE

Bayburtlu, kasaptan alabildiği 100 gram et ile eve gidince, hanım dayanamayıp sorar:
-”Eee efendi, bele mi çekeceyük?”
-
Yoh hatun hepisi 40 gün!
-”Eee, efendi 40 gün sonra ne olacah?”
-Aluşuruh hatun, aluşuruh!

Bayburtlu Fıkralar Kitabından.

KİTAP OKUMAMAK…

Nasıl bir şeydir?

Ya da nasıl olmaktır?

Veya ne demektir?

Romalı düşünür, devlet adamı Seneca’nın şu ifadesi yeterli midir?

“Kitap okumamak kör, sağır ve dilsiz yaşamaktır.”

Ancak, mesleğimizde araştırmacı gazeteciliğin en büyük ustalarından Uğur Mumcu’nun (1942-1993) “Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olanlar” diye tarif ettikleri de bunlar değil midir?

Hele hele dilleri hiç susmayanlar!

ÖTESİ YOK..

Aşk için yeryüzünde, uzaktan ötesi yok.

En uzun gecelere, şafaktan ötesi yok.

Yaklaşanlar Tanrı’ya o gerçek aşıklardır,

Nehirlere denize varmaktan ötesi yok.

Taş bir duvardır her gün dikilen karşımıza,

En ulu ağaçlara yapraktan ötesi yok.

Elverir bunca keder, yeter bunca ayrılık,

Tutuşmuş bir dal için ocaktan ötesi yok.

Ne çıkar bu som ateş isterse hiç sönmesin,

Yanan için çöllerde sıcaktan ötesi yok.

Elbette ömür biter, can gider ey sevgili,

Aşkı sende bulana, topraktan ötesi yok

Ümit Yaşar Oğuzcan-(1926-1984)