İnsan hayatı aslında bir yazılım güncellemesi gibi... Her yaşta yeni özellik geliyor ama kullanım kılavuzu yok. “Her yaşın ayrı bir güzelliği var” derler ya… Doğru. Ama kimse o güzelliğin yanında gelen “yan etkileri” söylemez.

Çocukken hayat çok basittir. En büyük derdin, kalemini kimin aldığıdır. Ağlarsın, beş dakika sonra unutursun. Koşarsın, düşersin, kalkarsın. Enerji desen sınırsız. Şarj aleti aramazsın, priz aramazsın, kahve nedir bilmezsin. Mutluluk için gereken tek şey: Bir top, bir park ve akşam ezanına kadar sokakta kalma izni.

Ayrıca çocukken herkes seni sever. Yanlış bir şey yapsan bile “Çocuk daha” derler. Hayatın en VIP dönemi budur.

Sonra gençlik gelir. Bu dönem tam bir “Ben dünyayı kurtarırım” evresidir. Sabah 4’te yatıp 7’de kalkabilirsin. Neye güvendiğini bilmiyorsun ama kendine aşırı güveniyorsun. Hayaller devasa, planlar büyük, tecrübe ise… yok.

Gençken insan, aşık olur, üzülür, coşar, kararlar alır, sonra o kararları neden aldığını hatırlamaz. “Ben ne yapıyordum ya?” cümlesi gençliğin sloganıdır.

Ama güzeldir… Çünkü cesaret vardır. Düşünmeden konuşma özgürlüğü vardır. Enerji boldur. Uykusuzluk bile karizma sayılır.

Bir bakmışsın yetişkin olmuşsun. Artık sabahları uyanınca ilk düşündüğün şey hayaller değil, faturalar. “Akşam ne yesek?” sorusu, hayatın merkezine yerleşir.

Bu yaşlarda insan şunu fark eder:

Annen haklıymış.

Baban da haklıymış.

Hatta komşu teyze bile haklıymış.

Gençken dalga geçtiğin her cümleyi, şimdi kendin kurmaya başlarsın:

“Elektrikler boşuna yanmasın.”

“Kapıyı kapat, cereyan yapıyor.”

“Dışarısı çok pahalı.”

Bu dönemin güzelliği şudur: Artık akıl gelmiştir. Ama enerji gitmiştir. Yani sistem dengededir.

Orta yaşlara gelince insan bir rahatlar. Kimseye bir şey ispat etme derdi kalmaz. Moda umurunda değildir. Rahat ayakkabı dünyanın en büyük icadı olur.

Eskiden dış görünüşe önem verirken, şimdi diz ağrısına önem verilir. Gençken “Gece hayatı” varken, şimdi “Gece uykusu” kutsaldır.

Bu yaşların güzelliği, insanın kendini tanımasıdır. Neyi sevdiğini, neyi sevmediğini çok net bilirsin. Tartışmaya girmezsin çünkü üşenirsin.

Yaş biraz daha ilerleyince insan tam bir bilgeye dönüşür. Hayat tecrübesi tavan yapmıştır. Gençlere bakıp gülümser: “Biz de öyleydik…”

Acele yoktur. Telaş yoktur. Panik yoktur. Çünkü her şeyin gelip geçici olduğunu artık çok iyi bilirsin.

Bu yaşların en güzel yanı şudur: Küçük şeylerden mutlu olmayı öğrenirsin. Bir çay, bir güneş, kısa bir sohbet… Mutluluk artık pahalı değildir.

Evet, her yaşın ayrı bir güzelliği var.

Çocuklukta dertsizlik,

gençlikte cesaret,

yetişkinlikte akıl,

ilerleyen yaşlarda huzur var.

Yani hayat şunu diyor:

“Enerjiyi başta veriyorum, aklı sonra. İkisini aynı anda bekleme.”

Ve insan yolun sonunda şunu anlıyor:

Yaş almak değil mesele…

Her yaşın tadını alabilmek mesele.