Alışveriş merkezleri, insanlığın mağaradan çıkıp tekrar mağaralara dönme hikâyesidir. Sadece bu kez duvarlarda mamut resmi değil, “Son 3 Gün!” yazıyor. O üç gün ne zaman başlıyor, ne zaman bitiyor, kimse bilmiyor. Ama insanlık o üç gün içinde mutlaka bir şey satın alıyor.
AVM’ ye girerken yüzünüzde masum bir ifade olur:
“Bir bakıp çıkacağım.”
Bu cümle, modern çağın en büyük bilimsel yalanıdır. NASA bile bu kadar cesur açıklama yapmaz.
Kapıdan girer girmez sizi müzik karşılar. O müzik, bilinçaltınıza “Harca, rahatla, kartın limitini düşünme…” diye fısıldar.
Tavanda pencere yoktur çünkü dış dünyayla bağ koparılmalıdır…
Saat yoktur çünkü zamanla kurduğunuz ilişki tehlikelidir…
AVM, insanın zamansızlaşarak kredi kartına dönüşme sürecidir. Yürüyen merdivenlerde insanlık ikiye ayrılır: Merdiven çıkarken sol tarafta durup hayatı yavaşlatanlar ve sağ tarafta hızlı hızlı tırmanıp yine aynı yere varanlar... Modern çağın özeti de budur zaten: Koş ama aslında hiçbir yere gitme…
Mağazalara girince görevli size “Hoş geldiniz” der. Bu, “Direncinizi kırmaya hazırım.” anlamına gelir. İçeri girersiniz. Fiyat etiketine bakarsınız. Önce kalp çarpıntısı, sonra mantık kaybı yaşarsınız. Çünkü yanında küçük bir yazı vardır: %70 İndirim
İndirimden önce fiyat neydi? Kim koydu? Gerçek miydi? Bunlar felsefi sorulardır. Ama insanın gözü %70’i görünce beynin geri kalanı kapanır.
Deneme kabini ise bir özgüven benzetim merkezidir. İçerideki ayna sizi zayıf, uzun ve umutlu gösterir. Eve gidince gerçek aynada karşılaştığınız kişiyle aranızda hafif bir diplomatik kriz çıkar.
Yemek katı? Orası kapitalizmin açık büfeli vaaz alanıdır. “Az yiyeyim” diyen insan, elinde tepsiyle kendini üçüncü karbonhidratta bulur. Masaya oturma mücadelesi olimpik branş olmalıdır. Bir aile kalkmaya yeltendi mi, üç masa ileri atılır. Gözler kilitlenir. Stratejik hamleler yapılır.
Ve en trajik sahne:
“Hiçbir şey almayacağım.” diyen insanın, çıkışta iki poşetle yürüyüp hâlâ kendini başarılı sanmasıdır. Çünkü aslında alışveriş merkezleri insanı değil, insan alışveriş merkezini gezdiğini sanır. Gerçekte gezilen biziz.
Kısacası içeri giren insan, “özgür birey” olarak girer ve “kampanya avcısı organizma” olarak çıkar.
AVM çılgınlığı bir ihtiyaç değildir. Bir alışkanlık da değildir. Bu, klimalı bir varoluş biçimidir. Dışarıda hayat akarken, içeride kampanya akar. Dışarıda güneş doğar, içeride “Büyük Harcama Bayramı” başlar; dışarıda insanlar yürür, içeride kartlar ortaya sürülür.
İnsanlık tarihi mağarada başladı.
Sonra medeniyet kurduk.
Sonra şehirler inşa ettik.
Ve sonunda tekrar kapalı, penceresiz, yapay ışıklı dev mağaralara döndük.
Üstelik bu kez gönüllü…
Ne diyelim…
Yaşasın klimalı medeniyet…
Ya da en azından taksitli medeniyet…