Bakmayın siz Türk A Milli Takımı’nın kâğıt üstünde Dünya Kupası’na katılmış olmasına…

Bu turnuva, hak edenlerin değil, adaletin şaşarak bize güldüğü bir organizasyon oldu.

Aslında o play-off maçında sahada akılla, inançla, bileğinin hakkıyla mücadele eden Kosova’nın hakkıydı.

Çarşamba’nın gelişi Perşembe’den belliydi.

Grupta oynanan o ruhsuz, ezik ve aciz futbolu tüm dünya gördü, bizler ise ekran başında kahrolduk.

2002 yılında dünya üçüncüsü olan o efsanevi Türkiye nerede, şimdiki bu ne idüğü belirsiz, pısırık takım nerede?

Aralarında dağlar değil, galaksiler kadar fark var.

86 milyon insanın 24 yıllık hasretle beklediği Dünya Kupası’nda resmen utançtan yerin dibine girdik.

Hayatım boyunca milli takımın bu kadar isteksiz, bu kadar ezilmiş ve bu denli ruhsuz bir oyun sergilediğine şahit olmadım.

Bu millete, dünyanın dört bir yanında bayrağımızı gururla taşımak isteyen milyonlarca Türk’e bu acıyı yaşatmaya kimsenin hakkı yoktur.

Siz Dünya Kupası’na mı gittiniz, yoksa podyum şıklık yarışmasına mı?

Anlamak mümkün değil.

Başta o Montella denilen şahıs olmak üzere, futbolcular sahaya futbol oynamaya değil, imaj tazelemeye çıkmış.

Montella güzelce tıraşını olmuş, jölelenmiş;

Barış Alper deseniz, 2002'nin Ümit Davala’sına özenmiş garip bir saç modeliyle arz-ı endam ediyor.

Kardeşim, önce Ümit Davala gibi o sahada ruhunuzu ortaya koyun, o formayı terletin, o yürekle oynayın; sonra gidin kafanızı istediğiniz şekle sokun, isterseniz kazıtın.

İlk golü yememize sebep olan Merih Demiral’ın bıyıklarına ne demeli?

Sahada varlık gösteremiyorsan, o bıyığın arkasına saklanamazsın.

Önce o bıyığın, o armanın hakkını vereceksin.

Abdülkerim’in yamyamvari saç stili, diğerlerinin boyası, cilası,

Herkes kendini güzellik yarışmasında zannediyor sanırım.

Montella’nın damarlarında bu ülkenin sevdası, bu milletin kanı yok ki neyin ne olduğunu bilsin.

Sırf İtalyan diye getirdiğiniz bu adam ve yanındakiler Türk futbolunun genetiğini de onurunu da yok etti.

"Yollayın gitsin" demek bile hafif kalır.

2002’de Dünya üçüncüsü olan Türkiye A Milli Takım Teknik Direktörü Şenol Güneş’e ve tüm futbolculara selam olsun.

Onlar yürekleriyle, onurlarıyla oynadılar, sizin gibi villa da almadılar.

Bir de bu rezaletin üstüne Dünya Kupası’na katıldık diye bu beceriksizleri villalarla, lüksle ödüllendirirseniz, yarın öbür gün bu ülkenin gençleri de "Biz de oynamayalım, villayı kapalım" der, haklı olarak isyan eder.

Utanın, birazcık olsun utanın.

Bakınız, dünya futbolunda ilk kez bu şampiyonaya katılan ada ülkeleri var.

Curaçao diye bir yer…

Orta Amerika’da, Pasifik’in ortasında 444 kilometrekarelik, yani bizim Akçaabat kadar bir ada ülkesi.

Nüfusu sadece 150 bin. Akçaabat’ın yüz ölçümü 395 kilometre kare ve nüfusu da 135 bin.

O küçücük ülke bile dört kez Dünya Şampiyonu olan Almanya’nın filelerine bir gol bırakmayı başardı.

Biz ise koca Türkiye olarak Avustralya karşısında aciz duruma düşüp bir gol dahi atamadık.

Önünüzde Paraguay ve ABD maçları var.

Çıkın da kendinizi affettirin diyeceğim ama…

Ne yalan söyleyeyim, ümidim sıfır.

Gruptan puan dahi alamadan, sıfır çekip döneceğiniz aşikâr.

Size tavsiyem; o dönüş uçağına binip de Türkiye topraklarına ayak basmayın.

Montella’yı İtalya’da indirip görevine son verin, siz de nereye giderseniz gidin.

Bizim buralarda suçluluğuna kılıf arayanlara, lafı evirip çevirenlere "Bırakın bu tıraşı" derler. Biz de size diyoruz ki: Bırakın başınızla, sakalınızla, bıyığınızla ve imajınızla oynamayı da sahada yüreğinizle, şerefinizle futbol oynayın.

Türk milletinin onuruyla, gururuyla ve sabrıyla kimsenin oynamaya hakkı yoktur.

Bu millete yaşattığınız bu utancı unutmayacağız.