İçinden deniz gecen bir şehir Çanakkale... Tarihin en kanlı savaşına sahne olmuş Gelibolu Yarımadası... İçinden deniz geçmiş de yedi düvel bir olup ordularıyla geçememiş boğazlarından Çanakkale'nin... Çanakkale içinde aynalı çarsı vardır.
Askerler ayna alır o çarşıdan...İsmi de öyle kalır
Ve giderler düşmana karşı...
Ve Çanakkale icinde vurulup sehid olur mehmetcikler...

"Çanakkale içinde bir uzun selvi
Kimimiz nişanlı, kimimiz evli, off, gençliğim eyvah!
Çanakkale içinde bir kırık testi
Analar babalar umudu kesti, off, gençliğim eyvah!"

Umudun kesildiği günlerde Mehmetçik öyle bir direniş gösterdiki, boğazın sularına gömülen dünyanın en büyük gemileri ve tam donanımlı düşman askerleri, Churchill'in hayali olan boğazdan sabah geçip akşama doğru İstanbul'da beş çayını içme hevesleriyle birlikte yok olup gittiler...

Mustafa Kemal Atatürk'ün 25 Nisan 1915'te Çanakkale Savaşı'nda 57. Alay'a söylediği "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum" sözü, vatan savunması için canını feda etme kararlılığını simgeleyen tarihi bir emirdir.
Bu söz, umutsuzluk değil, zamana karşı direniş ve vatan sevgisiyle dolu bir inanç ifadesidir.
Bu inancın böylesine bir ruhun vücut bulmuş halini Anafartalar Komutanı Gazi Mustafa Kemal Paşa şöyle anlatmakta:

"Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekilerin hiçbirisi, kurtulmamacasına hepsi düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerine gidiyor fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok. Okuma bilenler Kur'an-ı Kerim okuyor ve cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler ise Kelime-i Şehadet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyor. Sıcak cehennem gibi kaynıyor.

20 düşmana karşı her siperde bir nefer süngüyle çarpışıyor. Ölüyor, öldürüyor. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren dünyanın hiçbir askerinde bulunmayan tebriğe değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale Muharebeleri'ni kazandıran bu yüksek ruhtur."
Aynı Savaş sonrası yine Gazi, boğaz bogaza süngüyle savaştıkları, bomba ve şarapnellerin altında ölüme giden yabancı güçlerin askerlerinin ailesine mesaj gönderiyordu:

“Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yanyana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlâtlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlâtlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır.” Mustafa Kemal ATATÜRK...
Ve bu mesaj "YURTTA SULH CİHANDA SULH" ilkesinin tezahuruydü.
İstiklal Marşı.şairimiz Mehmet Akif Ersoy,ne güzel anlatmış o günkü " kıyamet ginleri"ni:
"Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi? / En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi"
"Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker! / Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer."
"Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın? / 'Gömelim gel seni târîhe' desem, sığmazsın."
"Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, / Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!"
Peki bu ruhu oluşturan o eşsiz mücadele azmini düşmana karşı direnme gücünü nereden buluyordu Mehmetcik?
Mehmet Akif bakın nasil özetlemiş o "ruh"...
"Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber, / Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber."
Akif'in "Bedrin askerleri ancak bu kadar şanlı idi" derken Çanakkale'de kurtarılan sadece bir vatan değil islamın "Tevhid "idi...
Akif'in dediği gibi "Allah bu millete bir daha istiklal marşı yazdırmasın"