Trabzonspor, son haftalarda yakaladığı çıkışla zirve yarışına yeniden tutunmuş gibi görünse de, Eyüpspor karşısında ortaya koyduğu oyun bu hayalin ne kadar hassas dengeler üzerine kurulu olduğunu açıkça gösterdi.

Kağıt üzerinde cesur bir tercih gibi duran 4-4-2 dizilişi, sahada karşılık bulamayınca yalnızca bir şablondan ibaret kaldı.

Futbol, niyetle değil uygulamayla kazanılır. Bordo-Mavililer topa sahip olmayı ve oyunu rakip yarı sahaya yıkmayı planladı;Ancak tercih edilen yöntem bu hedefin tam tersine hizmet etti. Uzun toplarla çıkma ısrarı, düşük pas isabetiyle birleşince oyun daha en baştan tıkandı.

Yapılan denemelerin çoğu ya rakipte kaldı ya da etkisiz şekilde sonuçlandı.

Orta sahada Oulai’nin çabası dikkat çekse de futbol kolektif bir oyun. Ön hatta Muçi ve Zubkov’un etkisizliği, çift forvet tercihinin anlamını yitirmesine neden oldu. Onuachu ve Umut sahadaydı ama oyunun içinde değillerdi. Çünkü pozisyon üretemeyen bir takımda santrforların varlığı da doğal olarak silikleşir.

İlk yarıdaki topa sahip olma oranı istatistiksel olarak olumlu görünse de, bu hâkimiyet üretkenlikten uzaktı.

İkinci yarıda yapılan hamleler ise oyunun kaderini değiştirdi. Fatih Tekke’nin dokunuşlarıyla oyuna giren Augusto, skoru belirleyen isim olarak fark yarattı. Onun dinamizmi ve doğru zamanlama becerisi, Trabzonspor adına en umut verici detaydı. Formda bir Augusto ile Onuachu’nun birlikte sahada olduğu bir senaryo, bu takımın hücum gücünü bambaşka bir seviyeye taşıyabilir.

Alınan galibiyet elbette değerli. Ancak bu üç puan, mevcut eksikleri örtmemeli.

Özellikle yaklaşan Galatasaray maçı öncesinde bu karşılaşmadan çıkarılacak dersler hayati önem taşıyor. Milli araya girilirken Trabzonspor’un bu süreci yalnızca dinlenerek değil, oyun aklını geliştirerek değerlendirmesi gerekiyor.

Öte yandan Oulai’nin gördüğü sarı kart nedeniyle cezalı duruma düşmesi de kritik bir kayıp. Unutulmamalı ki zirveye göz kırpmak başka, orada kalıcı olmak bambaşka bir hikâyedir.