Bazı açıklamalar vardır, sadece söylenmez; futbolun üstüne ağır bir sis gibi çöker. TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun “hakemler hatalı ama ligin kaderini belirlemedi” cümlesi de tam öyle bir yerden yankılandı.

Bir yanda “eskiden belirlenirdi” diyerek geçmişe taş atılıyor, diğer yanda “kumpas yok” denilerek bugünün ateşi söndürülmeye çalışılıyor. Ama futbolun hafızası unutmuyor.

“Trabzonsporluyum” cümlesi ise işin rengini değiştirmiyor, aksine tartışmayı büyütüyor. Çünkü mesele artık aidiyet değil, adalet algısı.

“Parmağımın ucuyla dokunsam verdirirdim” cümlesi ise futbolun en kırılgan yerini işaret ediyor: Kararların niyete göre şekillendiği hissi.

Alanya maçında tartışmalı pozisyonlar, Başakşehir maçında “bize göre penaltı değil” denilen iki pozisyon, Göztepe maçında verilmeyen gol, kırmızı kartlar, sarılar… Liste uzadıkça uzuyor. Trabzonspor cephesi “en çok canı yanan biziz” diyor. Saha içinde kalan her pozisyon ise bir başka gerilimin fitilini ateşliyor.

Peki asıl soru şu: Hakemler sadece hata mı yapıyor, yoksa bu hatalar birikerek bir takımın kaderini mi çiziyor? Futbolun doğasında hata var.
Ama futbolun kaldırmadığı şey “süreklilik gösteren hata algısıdır.”

Başkan “sağduyu” çağrısı yapıyor. Güzel. Ama tribünler sağduyuyu değil, tutarlılık görmek istiyor. Çünkü futbolun gerçeği şudur: Bir pozisyon unutulur, iki pozisyon tartışılır, ama üçten sonrası artık “tesadüf” değildir.

Ve şimdi herkes aynı sorunun etrafında dönüyor: Hakemler mi oyunu yönetiyor, yoksa oyun mu hakemleri konuşmaya zorluyor?

HADİ HADİ DİYENLER KONUŞUYOR, TRABZONSPOR İÇİN BİRİLERİ ÇALIŞIYOR!

Trabzonspor için gecesini gündüzüne katan, İstanbul–Ankara hattında adeta mekik dokuyan bir başkan var: Ertuğrul Doğan. Kulübe bir lira daha kazandırabilmek adına kapı kapı dolaşan, görünmeyen ama ağır yük taşıyan bir mücadelenin tam merkezinde duruyor. Kimse alkışlamasa da, kimse görmese de gerçek değişmiyor: Trabzonspor’un mali yapısını ayağa kaldırmak için taşın altına sadece elini değil, gövdesini koymuş bir yönetim anlayışı var.

“4+1 Projesi” kapsamında kulübe 4 önemli arazi kazandırıldı, 5’incisi için çalışmalar sürüyor. Stadyumun karşısındaki 178 dönümlük dev alan Trabzonspor’a tahsis edildi, tapular alındı. Üstelik bu arazilerin “satılamaz” olduğu açıkça belirtiliyor. Yani mesele günü kurtarmak değil; kulübün geleceğini inşa edecek kalıcı bir ekonomik model oluşturmak.

Amaç; toprağı betona gömmek değil, Trabzonspor’a sürekli gelir sağlayacak projeler üretmek. Kısacası bugün için değil, yarın için mücadele veriliyor. Akyazı’daki gelir artırma hamleleri, Yıldızlı’daki askeri kamp arazisi için yürütülen girişimler, İstanbul Kemerburgaz’da planlanan projeler ve Kartal’daki stratejik arazi. Bunların her biri Trabzonspor’un geleceği adına hayati adımlar.

Fakat tüm bu çabalara rağmen değişmeyen bir şey var: Gürültü…

Üretene destek olmak yerine eleştiriyi alışkanlık haline getiren bir anlayış. Yapılan işe değil, işi yapana odaklanan bir kısır tartışma düzeni. Sanki mesele Trabzonspor’un geleceği değil de, atılan her adımı tartışmaya açma yarışı. Oysa gerçek çok net: Bir kulüp ya kendi ayakları üzerinde durur ya da her sezon aynı borç sarmalının içinde kaybolur. Bugün verilen mücadele tam olarak budur; ayakta kalma ve bağımsız olma mücadelesi.

Ama bazıları için hiçbir şey yeterli değil… Ne yaparsan yap, ne üretirsen üret, ne kazandırırsan kazandır… Değişmeyen tek şey aynı ses:

“Hadİ hadi…”

Tam da Cem Yılmaz’ın meşhur göndermesindeki gibi… Bu ülkede bazen en zor şey çalışmak değildir; yapılan işi anlatabilmektir. Oysa Trabzonspor için taş üstüne taş koyanların emeği küçümsenmez, niyeti sorgulanmaz. Çünkü bugün atılan bu adımlar, sadece bugünü değil; Trabzonspor’un yarınlarını da kurtarma mücadelesidir.

KOLTUĞA OTURAN DEĞİL, MAKAMIN YÜKÜNÜ TAŞIYAN ADAM

Bazı insanlar vardır… Makamda sadece oturmaz, makamın ağırlığını da taşır. Görev yapmaz, iz bırakır. İşte Toplu Konut Projeleri ve Araştırma Dairesi Başkanlığı görevinde genç yaşta önemli sorumluluk üstlenen hemşerimiz Ahmet Kutlu Gayretli de tam olarak böyle bir isim…

Ankara’ya her gidişimde mutlaka uğrarım yanına. Kapısını çaldığınızda sizi protokolün soğuk yüzü değil, Karadeniz insanının sıcaklığı karşılar. Çünkü o, geldiği yeri unutmayanlardan… Trabzon’un taşını da, yağmurunu da, insanını da yüreğinde taşıyanlardan…

Bugün devletin önemli bir makamında görev yapıyor olabilir.
Ama ne yüzüne kibir bulaşmış, Ne de ruhuna makam hastalığı sinmiş…

Yoğun bir tempoda çalışıyor. Dosyalar, projeler, toplantılar…
Ama yılmadan, “yoruldum” demeden işine dört elle sarılıyor.

Bazıları sadece mesai doldurur… Bazıları ise memleket için ömür tüketir.
Ahmet Kutlu, ikinci tarafta duran adamlardan.

“On parmağında on marifet” derler ya… Bazen o söz bile bazı insanları anlatmaya yetmez. Çünkü mesele sadece çalışmak değildir; dürüst kalabilmek, ulaşılabilir olmak ve en önemlisi başarıyı sessizce taşıyabilmektir. Ankara’da öyle makam sahipleri gördük ki; koltuğa oturunca memleketini unuttu, telefonlara çıkmaz oldu, selam vermeyi bile ağır gördü… Ama bazı insanlar vardır; Yükseldikçe küçülür, Makam büyüdükçe insanlığı daha da büyür. Ahmet Kutlu işte o nadir isimlerden biri… Trabzon’un Ankara’daki eli, kulağı ve güven veren yüzlerinden biri… Böyle değerler kolay yetişmiyor. Kıymet bilmek gerekiyor. Çünkü devlet ciddiyetini taşıyıp insan sıcaklığını kaybetmeyen insanlar, bu ülkenin görünmeyen direkleridir…

18’LİK DELİKANLIDAN KOCA ŞEHRE DERS!

Bazı insanlar yaşını kimliğinde taşır… Bazıları ise yüreğinde. Henüz 18 yaşında… Adı Efe Kaan Öztürk. Daha hayatın başında ama yaptığı hareket, yıllardır “Trabzonspor sevdalısıyız”, “Sebatspor bizim değerimizdir” diye konuşan birçok büyük adamdan daha büyük.

Lig’de açık ara şampiyon olan Sebatspor’a tam 61 forma alarak destek verdi bu genç çocuk. Öyle kuru bir alkış değil… Öyle sosyal medyada “yanınızdayız” mesajı da değil… Bildiğin taşın altına el koydu.

İşin en acı tarafı ne biliyor musunuz?
Kulübe forma sözü veren bazı iş adamları, sıra ödeme yapmaya gelince telefonlara bile çıkmıyor. Ama 18 yaşındaki bir delikanlı çıkıyor, cebindeki imkânla Sebatspor’a sahip çıkıyor. İşte aidiyet budur. İşte memleket sevgisi budur. İşte armaya sadakat budur. Trabzon futbol şehridir deriz ya… Futbol sadece tribünde bağırmakla olmaz. Bazen bir forma almakla, bazen bir kulübün yükünü paylaşmakla olur. Efe Kaan Öztürk bugün sadece forma almadı… Birçok kişiye de adamlık dersi verdi. Sebatspor’un kırmızı-beyaz armasına gönül veren bu genç kardeşimizi yürekten alkışlıyorum. Çünkü bazı insanlar yaş aldıkça büyür… Bazıları ise daha 18’inde adam olur.