Nasreddin Hoca’yı sevmemizin sebebi anlattığı fıkralar değil sadece,

Yüzyıllar öncesinden bugünü mizahi yakıştırmalara anlatabilmesidir.

Yine günlerden bir gün Nasreddin Hoca eşeği hava alsın diye dama çıkarır.
Belki iyi niyet…
Belki merhamet…
Belki de “bir şey olmazın” verdiği rahatlıktan.

Bir süre birlikte damda kaldıktan sonra Nasreddin Hoca “yeter artık inelim” der

Eşeği aşağı indirmeye kalkar, ama bir türlü indiremez

Eşek inadı tuttu bir kere

Aslında eşeğin de işine gelir

İş değişir tabi.
Eşek ne damdan ne yükseklikten anlar ama, üstten bakmak hoşuna gider.

Bir türlü inmek istemez.
İndiği yere değil, çıktığı makama alışmıştır artık eşek.

Hoca aşağıya indirmek için çeker, uğraşır, ikna etmeye çalışır ama ne mümkün.
Nafile.

Sonunda pes eder:
“Ne halin varsa gör” der ve Nasreddin Hoca aşağı iner.

İşte tam da bu noktada hikâye fıkradan çıkar, ibret levhasına dönüşür.

Eşek, oynayacak alanı bulmuştur bir kere.
Zıplar,
Tepinir,
Ne yaptığını bilmeden, gücünü tartmadan, bulunduğu yerin hassasiyetini düşünmeden adeta kendinden geçmiştir

Ve sonunda olan olur,
Dam çöker.
Eşek aşağı düşer ve ölür.
Ev yıkılır.

Nasrettin Hoca tek cümleyle dersi verir;
“Demek ki eşeğin mertebesini yükseltirsen hem kendine hem de bulunduğu yere zarar verir. Demek ki eşeğe eşek kadar değer vermeliyiz” der.

Evet, bugün dönüp etrafımıza bi bakalım,
Kaç tane eşek damda zıplıyor?
Kaç tane liyakatsiz adam ve makam, sistemi sallıyor?
Kaç tane “hak etmediği halde olmaması gereken yerde oluyor”

Kaç kişi “olmadığı yerde” duran, bulunduğu kurumu çökertiyor?

Sorun yükseltmekte değil aslında,
Sorun hak edeni mi, etmeyenin mi yükselttiğindedir.

Her makam bir akıl ister.
Her yetki bir sorumluluk ister.
Her koltuk bir ağırlık taşır.

Ama eşeğe koltuk verirsen, koltuğun kıymetini bilmez.
Sorumluluğu yük sanır.
Yetkiyi oyuncak zanneder.

Sonra da tepinir durur.

En kötüsü ne biliyor musunuz?
Eşek düştüğünde sadece kendisi ölmüyor,
Dam da çöküyor.
Altındakilere de zarar veriyor.

Bu yüzden her yükseliş alkışlanmaz.
Her terfi hayır getirmez.
Her “makam” başarı değildir.

Bazen birini olduğu yerden koparmamak, ona yapılacak en büyük iyiliktir.

Eşeğin yeri eşek kadardır.
Ne fazla,
Ne eksik.

Aksi hâlde
Ne eşek mutlu olur,
Ne dam ayakta kalır.

O zaman makama liyakatli kişileri veya hak edeni getirmeliyiz, yoksa eşeklere makam aramamalıyız.