28 Şubat 1997 süreci sonrasında alınan bir dizi kararla 5 yıllık zorunlu eğitim 8 yıla çıkarıldı, arkasından 12 yıllık eğitim süreci başlatıldı.

Bu süreç faydalı olmadığı gibi, çırak ve ara eleman eksikliğini derinleştirdi.

İlkokul sonrasında sanayiye yönlendiremediğiniz çocuğu liseden sonra tamirci yapamazsınız.

Geride kalan Cumartesi kaleme aldığım yazımın sonunda, gençlerin ‘çalışmadan, kısa yoldan çok para kazanmak istediklerini’ yazdım.

Okurlarımızdan birisi yazının altına yorum yapmış:

Okuyalım:

“Abi gençlerde tembelleşmenin en büyük sebebi 12 yıl kesintisiz eğitim oldu. 12 yılda çocuklar okula gidip liseyi bitirip üniversite sınavları derken 17-18 yaşına geliyorlar. Üniversiteyi kazanamayınca boşta kalıyor. O yaştaki çocuklar alışmış hazır yemeye, gidip bir yerde çalışır mı? Eski Usul 5.sınıftan sonra okuyan okur, okunmayan gider bir meslek öğrenirdi. Git sanayi sitelerine hangi meslek dalı olursa olsun Ustaların çoğunluğu Ortaokul bile okumamış. Okuyan saygı değer doktorlar, koca hocalar o ustalara işlerini yaptırıyor. “Sen okumamışsın ben sana iş yaptırmam” demiyorlar, Çok uzun sürmez işimizi yaptırmaya usta bulamayacağız. Çocuğa sen zorla okuyacaksın dersek zaten tembellik orada başlıyor.”

Bu eğitimdeki sıkıntıdan kaynaklanan bir durum.

Bir de çalışmayan bir gençlik var.

Kütahya Valisi Musa Işın buna dikkat çekti.

Diyor ki vali bey ‘Gençler iş beğenmiyor. Masa başı iş veya memurluk istiyorlar. Mavi yakalı olmak istemiyorlar. Bir firmamız Hindistan’dan 210 işçi getirtmek durumunda kaldı.”

Nereden nereye?

1965 sonrasında Almanya’ya giden, orada Demir Çelik fabrikalarında, Kömür madenlerinde çalışmış ve Almanya’yı inşa etmiş insanların evlatları ve torunlarıyız.

Yine Trabzon’un İnşaat ustaları Marmara bölgesine akın, akın gitmiş ve orada kazandıklarıyla iline, ilçesine, köyüne yatırımlar yapmıştır.

Şimdi o Müteahhitler de işçi bulamıyor!

Onun için Türkiye‘nin ekmeğini büyütmesi zor.

Üreteceksin, satacaksın, dışardan almayı kısacaksın ki, ihracatın ithalatını karşılasın.

Diğer türlü, cüzdanda 5 tane kart, harca harca dur!

Halkın ekonomisi, bankaların üzerinden dönüyor.

Çok kazanıyorlar diyoruz ama Milyarlarca TL’lik riski de onlar taşıyor.

Alışveriş çılgınlığı var.

Kartı uzattığında karşılığı var mı yok mu, buna da bakmıyorlar.

Limit doluyor, asgarisini bir yerden bulup ödüyor, devam ediyoruz.

Türkiye’yi ayakta tutan, halen tamamen tükenmemiş olan bu yardımlaşma duygularıdır.

Bu duyguları daha fazla köreltmeden tamir etmeliyiz.

Hem Ahmet Minguzzi hem de öldürülen Atlas olayları asla yan baktın cinayeti değildir.

‘Sende var, bende yok’ cinayetidir.

Zengin ile fakir gençlerin kıskançlık krizidir.

Sosyal medya üzerinden başlayan laf sokmadır!

Yoksa omuz attın, yan baktın diye kimse kimseyi öldürmez.

Atlas’ın öldürülmesine neden olan bıçağı, tedarik edip zanlıya veren de

16 yaşındaki bir kız.

Bunlar cinayeti ve cinayete zemin hazırlayan ekonomik ve sosyal medya bataklığının gizlenmesi olur.

Onun için planlı bir cinayet.