Trabzonspor kolay bir kulüp değildir. Bu kulübün başkanlığına oturmak, makam koltuğuna oturmak değildir. Bazen ateşin üzerine oturmaktır. Borç vardır.
Faiz vardır. Bekleyen ödemeler vardır. Taraftarın sabrı vardır. Her hafta kazanmak zorunda olan bir camianın ağır yükü vardır. Ve bütün bunların ortasında Ertuğrul Doğan geldi. Şimdi… Beğenen olur, eleştiren olur. Transferini beğenmeyen olur. Oyuncusunu tartışan olur. Bir kararına kızan olur. Bunların hepsi futbolun doğasında vardır. Ama bazı şeyler tartışmaya kapatılmadan önce rakamlara bakmayı gerektirir. Ertuğrul Doğan'a hakkını teslim etmek gerekir. Çünkü Trabzonspor'un ekonomik olarak nefes alamadığı bir dönemde, elini taşın altına koydu.
Önce kaynak aradı.
Sonra kaynak yarattı.
Sonra o kaynağı büyütmeye çalıştı.
Papara ile yapılan 5 yıllık stat isim sponsorluğu anlaşmasıyla kulübün kasasına toplam 1,5 milyar TL girecek bir anlaşmaya imza atıldı. Ardından Bankalar Birliği… Trabzonspor, Bankalar Birliği yapılandırmasından çıkan ilk kulüp oldu. Bu hamlenin kulübün faiz yükünü ciddi biçimde azaltması, futbolcu transferinden çok daha büyük bir ekonomik hamleydi. Çünkü transfer bugün konuşulur. Faiz yarın da ödenir.
Trabzonspor'un yıllarca sırtında taşıdığı yükün azaltılması, belki de tribünde gol sevinci kadar alkışlanması gereken bir iştir.
Ama biz futbol ülkesiyiz.
Golü alkışlarız.
Borç kapatılınca sessiz kalırız.
Yıldız gelince heyecanlanırız.
Faiz azalınca üç satır geçeriz.
İşte bazen yanlış burada başlıyor.
Çünkü kulüp yönetmek yalnızca sahaya iyi futbolcu koymak değildir.
Kulüp yönetmek, o futbolcunun parasını nereden bulacağını da bilmektir.
Kartal'daki gayrimenkul hamlesi… Kemerburgaz'daki arazi…Papara Park'ın yenilenmesi…Locaların büyümesi…Tribünlerin modernleşmesi… Kombine satışlarındaki hareketlilik… Bunların her biri Trabzonspor'un yalnızca bugünü değil, geleceği için atılan adımlardır.
Sonra futbol tarafına bakıyoruz.
Onana
Salah.
Fabinho.
Dju.
Trabzonspor'un adı yeniden dünya futbolunun büyük isimleriyle aynı cümlede anılıyor. Bu sadece futbolcunun kendisi değildir.
Markadır, Sponsordur, Taraftardır, Formadır, Locadır, Kombinedir, Yayın geliridir,
Trabzonspor'un dünyadaki görünürlüğüdür. Ve işin belki de en önemli tarafı… Satmayı da öğrenen bir Trabzonspor var. Bu sezon futbolcu satışlarından 62,8 milyon Euro gelir elde edildi. Bu rakam, sadece bir transfer tablosundaki rakam değildir. Bir kulübün oyuncu üretme ve değerleme modelinin karşılığıdır.
Oyuncuyu al.
Geliştir.
Değerini artır.
Sat.
Kulübün geleceğine para bırak. Futbol ekonomisinin matematiği budur. Trabzonspor'un artık yalnızca yıldız transfer eden değil, yıldızından ekonomik değer de üretmeye çalışan bir yapıya dönüşmesi önemlidir. Ertuğrul Doğan'ın hakkını teslim etmek gereken yer tam da burasıdır. Çünkü bazı başkanlar döneminde kulüp sadece transfer yapar. Bazı başkanlar döneminde kulüp sadece borç öder. Bazı dönemlerde ise ikisini aynı anda yapmak zorunda kalırsınız. Doğan'ın önündeki tablo buydu. Üstelik mesele yalnızca Trabzonspor değildi. Sebatspor'a verilen destek… Trabzon amatör futboluna yapılan katkılar…
TRABZON amatör spor kulübüne uzanan yardım eli… ASKF saha zeminlerinin ve tribünlerinin yenilenmesi Bunlar da bir başkanlık döneminin başka bir yüzüdür. Çünkü Trabzonspor sadece Papara Park değildir. Trabzonspor, mahalle arasındaki toprak sahada topun peşinden koşan çocuktur. Belki yarının yıldızı bugün o sahadadır. Belki yarının kaptanı bugün babasının aldığı kramponu giymektedir. Büyük kulüpler yalnızca büyük transferlerle değil, büyük bir spor kültürüyle yaşar.
O yüzden bugün bir şey söylemek gerekiyor.
Yüksek sesle.
Net.
Eğip bükmeden.
Ertuğrul Doğan'a hakkını teslim etmek gerekir.
Eleştiri başka şeydir.
Hakkaniyet başka.
Trabzonspor'da her başkan eleştirilebilir.
Her transfer tartışılabilir.
Her maç sorgulanabilir.
Ama yapılan doğru işleri de görmezden gelmek, eleştiri değil; hafızaya haksızlıktır.
Çünkü ortada bir tablo var. 1,5 milyar TL'lik sponsorluk. Bankalar Birliği'nden çıkış. Milyarlarca liralık faiz yükünün azaltılması. Gayrimenkul hamleleri. 62,8 milyon Euro'luk oyuncu satışı. Yenilenen Papara Park. Daha güçlü ticari gelir hedefi. Amatör spora uzanan destek. Bunları beğenirsiniz, beğenmezsiniz. Ama yok sayamazsınız. Çünkü rakamların duygusu olmaz. Rakamlar konuşur.
Ve bazen bir başkanın en büyük başarısı, kaldırdığı kupadan önce kulübün yarınını kurtarmaktır. Şimdi sıra başka bir yerde. Bu ekonomik kazanımların sahadaki başarıya dönüşmesinde. Trabzonspor'un hedefi sadece borçtan kurtulmak değildir. Trabzonspor'un hedefi yeniden zirveye çıkmaktır. Borçtan kurtulan kulüp, özgürlüğünü kazanır. Ama o özgürlüğü başarıya dönüştüren kulüp…
Tarih yazar. İşte Ertuğrul Doğan'ın asıl sınavı da burada başlıyor. Ve bugün için söylenecek söz bellidir: Eleştirilecek ne varsa eleştirelim. Ama yapılanı da teslim edelim. Çünkü Trabzonspor'un zor günlerinde yükün altına giren bir başkana… Hakkını teslim etmek gerekir.
SİHİRLİ DEĞNEK YOKTU, DOĞRU DOKUNUŞ VARDI!
Thomas Reis’in elinde sihirli bir değnek yoktu. Zaten olsaydı bile buna ihtiyacı yoktu. Galatasaray maçına yalnızca iki gün kala Trabzonspor’un başına geçti. İki gün! Bir takımın oyun sistemini değiştirmek, oyuncuların alışkanlıklarını yeniden şekillendirmek için bırakın iki günü, bazen haftalar bile yetmez.
Ama Reis zamanı bahane etmedi. Önce takımını analiz etti. Sonra oyuncularının kafasına dokundu. En önemlisi de sahaya çıkacak on biri değiştirmekten korkmadı. Formsuz Onuachu’yu kenara aldı, Dju’ya şans verdi. Kanatlarda hızı tercih etti. Saviolo ve Salah’ı Galatasaray savunmasının üzerine sürdü. Salah’ı Liverpool’da oynadığı gibi oynattı.
Muçi’yi ise on numarada özgür bıraktı. Ve ortaya bambaşka bir Trabzonspor çıktı. Muçi topu ayağına aldığında hücumun aklı oldu. Saviolo ve Salah hızlarıyla Galatasaray savunmasının dengesini bozdu. Trabzonspor, rakibine nefes aldırmayan geçişlerle adeta fırtına gibi esti. Ama bu galibiyetin sessiz kahramanlarını da unutmamak gerekiyor.
Fabinho ve Melih…
Belki manşetlerde onların isimleri Salah kadar parlamadı ama sahada birbirlerinin açığını kapattılar. Biri bastı, diğeri kapattı. Biri mücadele etti, diğeri oyunu taşıdı. İşte takım olmak biraz da buydu. Trabzonspor’un Galatasaray karşısındaki görüntüsü sadece üç puanın hikâyesi değildi.
Bu, doğru oyuncuyu doğru yerde oynatmanın hikayesiydi.
Reis’in yaptığı en önemli şey belki de buydu. Elindeki futbolcuları değiştirmeden, onların sahadaki rollerini değiştirdi. Fakat gecenin ardından üzerinde düşünülmesi gereken başka bir konu daha var. Trabzonspor’un özellikle maçın son bölümünde fiziksel olarak düştüğünü hep birlikte gördük. Bazı oyuncuların 60-70. dakikalardan sonra yorulduğu, takımın temposunun aşağıya indiği açıkça ortaya çıktı. İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Acaba Trabzonspor sezon başındaki Avusturya kampında yeterince çalışmadı mı? Bu sorunun cevabını elbette zaman gösterecek. Fakat şimdi Reis’in önünde önemli bir fırsat var.
Milli ara… Bu ara Trabzonspor için yalnızca dinlenme zamanı olmamalı. Eksiklerin giderildiği, fiziksel seviyenin yükseltildiği, oyun sisteminin daha fazla çalışıldığı bir yeniden yapılanma süreci olmalı. Çünkü Reis iki günde takımın ruhuna dokundu. Şimdi elinde çok daha değerli bir şey var: Zaman.... İki günlük çalışmayla Galatasaray karşısında rakibini sahadan silen bir Trabzonspor izledik. Şimdi insan ister istemez düşünüyor: İki haftalık çalışmanın sonunda bu takım nereye gelir? İşte asıl heyecan burada başlıyor. Çünkü Trabzonspor’un ihtiyacı sihir değildi. Doğru dokunuştu. Reis o dokunuşu yaptı. Şimdi sıra, o dokunuşu kalıcı hale getirip fırtınayı büyütmekte…
SAHADA 3 GOL HAYATTA BİR DERS!
Salah’ın Trabzonspor’a gelişini eleştirenler vardı.
“Yaşı geçmiş…” “Eski Salah değil…”
“Liverpool onu formsuz olduğu için gönderdi…”
Daha Trabzonspor formasını giymeden hüküm verenler, şimdi tabelaya bakıyor. Çünkü Salah, bordo-mavili formayla çıktığı 6 maçta 7 gol, 2 asist üretti. Dju’nun pasıyla attığı gol ile verdiği tek ayaklı fotoğrafta ise ben bu futbolu tek ayağımla oynarım mesajı gibi idi.
Galatasaray karşısına çıktığında, eleştirilerin üzerine adeta imzasını attı: Üç gol! Salah’ın Galatasaray’a verdiği en büyük cevap attığı üç gol değildi. Asıl cevap karakteriydi. Başkan Ertuğrul Doğan’ın maç sonrası sözleri de tam olarak bunu anlatıyordu: “Salah sadece bir dünya yıldızı değil, karakteri de yıldız olan bir isim.”
İşte mesele burada!
Çünkü yıldız olmak başka, yıldız gibi yaşamak başka. Salah Trabzon’a gelir gelmez şehri tanımaya, insanıyla bütünleşmeye, yaylalarına çıkmaya başladı. Gösterişe ihtiyaç duymadı. Kendisini anlatmak için büyük laflar etmedi.
O, sahada futboluyla; hayatın içinde karakteriyle konuştu. Galatasaray’a üç gol attı. Bir zamanlar “Artık eski Salah değil” diyenlerin karşısına çıktı ve lafla değil, oyunuyla cevap verdi. Çünkü futbolda bazen en etkili cevap mikrofonun başında verilmez. Tabelaya yazılır. Salah’ın tabelaya yazdığı ise yalnızca üç gol değildi. “Ben hâlâ buradayım.” Ve belli ki daha söyleyecek çok sözü var...
SALAH GOL OLUP YAĞDI
Evet arkadaşlar, beklenen maç başladı. Trabzonspor-Galatasaray maçıyla birlikteyiz. Maçın başlarında Mohamed Salah sahneye çıktı ve 1-0 öne geçtik. Golden sonra biraz savunmaya çekildik. Galatasaray bu fırsattan yararlanarak pozisyonlar buldu ancak sonuç alamadı. Saviolo’nun harika golüyle farkı ikiye çıkardık. Ardından Dju’nun baskısı sonrası Salah’a gelen mükemmel pası, Mohamed Salah soğukkanlı bir şekilde gole çevirdi ve 3-0 öne geçtik. İlk yarıda harika bir kontra atak futbolu oynadık. Özellikle Fabinho’yu çok beğendim.
İkinci yarıya, tam tahmin ettiğim gibi, daha defansif başladık. Galatasaray çok baskı kurdu fakat yine sonuç alamadı. Derken Okan Buruk kırmızı kart gördü. Ardından Mohamed Salah üçüncü golünü atarak skoru 4-0’a getirdi.
Bir süre sonra Galatasaray’dan bir oyuncu da kırmızı kart gördü. Maçın sonlarına doğru Trabzonspor oyunu tamamen kontrolü altına aldı ve oldukça rahat bir futbol sergiledi. Son dakikalarda kartlar peş peşe çıktı ve ardından son düdük geldi.
Trabzonspor, Galatasaray’ı 4-0 mağlup etti. Maçta öne çıkan oyuncular Onana, Melih, Fabinho ve günün yıldızı Mohamed Salah oldu. Bu isimlerin hepsini tek tek tebrik ederim. Dev derbinin kazananı Trabzonspor! Thomas Reis için de çok güzel bir başlangıç oldu. Reis’i ayrıca tebrik ederim.
(Efe Kaan ÖZTÜRK)
ÇOCUĞU SEVİNDİRMEK
Futbol bazen bir çocuğun hayalinin gerçeğe dönüşmesidir. Kanseri yenerek hayatının en zorlu mücadelesinden çıkan minik Ela, Galatasaray maçı öncesinde Papara Park’ın çimlerine adım attı. Yüzündeki gülümseme, o günün en güzel skoruydu.
Binlerce balon gökyüzüne yükselirken, sanki Ela’nın geride bıraktığı korkular ve gözyaşları da gökyüzüne uğurlandı. Trabzonspor yönetimi yine bir ilke imza atarak bu kez bir kupa ya da üç puan için değil, bir çocuğun mutluluğu için sahadaydı. Çünkü bazı galibiyetler tabelaya yazılmaz. Bazı goller kaleye değil, çocukların yüreğine atılır. O gün Trabzonspor’un kazandığı en güzel şey, minik Ela’nın gülümsemesiydi.
REŞİT ABİNİN FAROZ MACERASI
Geçen haftaki yazımda, “Bu Reşit Abi’de ne cevherler var?” demiştim ya… Yanılmışım. Adamın her gün başka bir anısı çıkıyor! Mahallede herkes ona Reşit der, tiyatroda ise nüfustaki adıyla Harun… Bir gün tiyatroya yeni müdür atanır. Sohbet sırasında müdür, Trabzon’u, özellikle de Faroz’u görmek istediğini söyler. “Harun Bey, bugün Faroz’a inelim. Hem senin mahalleyi de görelim.”
Atapark’tan aşağıya doğru yürürler. Sokak sokak, sohbet ede ede Faroz’a varırlar. Limanın içindeki kooperatife doğru giderken arkalarından bir ses yükselir: “La Reşit! La Reşit!” Reşit Abi hiç dönüp bakmaz. Çünkü sesin sahibini tanımaktadır: Çocukluk arkadaşı Faş Temel! Faş Temel, Reşit’ten cevap alamayınca vitesi yükseltir: “La Reşit! Tiyatroyu yediğiniz yetmedi mi?” İşte o anda müdürün antenler dikilir.
“Tiyatro” lafını duyan müdür tam arkasını dönmeye hazırlanırken Reşit Abi hemen koluna girer: “Boş ver müdür bey… Bizim mahallenin akıllısı çoktur!” Ve hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam ederler. Faroz’da deniz dalgalıdır ama asıl dalga Reşit Abi’nin arkasından gelmektedir! Bazı insanların nüfusta bir adı, mahallede başka bir adı vardır. Reşit Abi’nin ise görünen o ki, her ortamda ayrı bir hikâyesi var!