Futbolda milyonlar konuşur, ama son sözü sahadaki yürek söyler.

Trabzonspor ile Rizespor arasındaki karşılaşma bunun en güzel örneklerinden biriydi. Kâğıt üzerinde 185 milyon avroluk Trabzonspor, 48 milyon avroluk Rizespor’un karşısındaydı. Arada yaklaşık dört katlık bir piyasa değeri farkı vardı. Ancak futbol, hesap makineleriyle oynanmıyor.

Sahaya çıktığınızda paranız değil, mücadeleniz konuşuyor.

Trabzonspor maça çok kötü başladı. Orta sahada oyunun hâkimi Rizespor’du. Ev sahibi ekip daha agresif, daha istekli ve ne yaptığını bilen bir görüntü sergiledi. Bordo-mavililer ise rakibin baskısı karşısında oyunu kontrol etmekte zorlandı. Rizespor iki hızlı hücum geliştirdi, iki gol buldu.

Üstelik savunmada yapılan hatalar birbirine benziyordu. İlk golde yaşananlardan ders çıkarılamadı, ikinci gol de aynı bölgeden geldi.

Burada teknik heyetin tercihlerini sorgulamak gerekiyor. Sakatlıktan yeni çıkan Mustafa Eskihellaç’ın böylesine tempolu bir maçta ilk 11’de başlaması doğru muydu? Bana göre bu karşılaşmada Cabral tercih edilebilirdi. Çünkü futbol yalnızca isimlerden ve formadan ibaret değildir.

Oyuncunun fiziksel durumu, maç ritmi ve rakibin oyun planına vereceği cevap da önemlidir.

Rizespor, Trabzonspor’u iyi analiz etmişti. Muci ve Salah üzerindeki baskıyı artırdı, oyunu sertleştirdi ve bordo-mavililerin hücum organizasyonlarını bozdu. Trabzonspor’un kapanan ve agresif oynayan takımlara karşı yaşadığı sorun bir kez daha ortaya çıktı. Dar alanda çözüm üretecek, rakip savunmanın kilidini açacak bir oyuncuya ve daha etkili bir hücum planına ihtiyaç vardı.

İlk yarıda sahada istediğini yapamayan bir Trabzonspor vardı. Fakat futbolun güzel tarafı da burada başlıyor. İkinci yarıda Muci ve Salah sorumluluk almaya başladı. Gelen golle birlikte takımın özgüveni yükseldi, hücumların temposu arttı. Aral’ın golüyle skor eşitlendi, Franculino’nun golüyle Trabzonspor 3-2 öne geçti. Rizespor pes etmedi ve Laçi’nin mükemmel golüyle skoru 3-3’e getirdi. Ancak Trabzonspor da geri adım atmadı. Muci’nin orta sahadan Franculino’ya gönderdiği harika pas, maçın en özel anlarından biriydi. Dört asistle karşılaşmaya damga vuran

Muci, yalnızca yeteneğini değil, sorumluluk almaktan korkmadığını da gösterdi. Franculino’nun golüyle Trabzonspor bir kez daha öne geçti.

Bu maçın özeti aslında çok açık: İlk yarıda rakibine teslim olan bir Trabzonspor, ikinci yarıda kendi karakterini hatırladı. Elbette savunma hataları görmezden gelinemez. Teknik heyet bu yanlışları mutlaka değerlendirmeli. Ancak geriye düştüğünde mücadeleyi bırakmayan, yeniden ayağa kalkıp cevap veren bir takımın ortaya koyduğu iradeyi de teslim etmek gerekir.

Trabzonspor’un büyüklüğü yalnızca piyasa değeriyle, yıldız oyuncularıyla veya geçmişte kazandığı kupalarla ölçülmez. Bu takımın asıl gücü, zor zamanlarda gösterdiği dirençtir. Hayat cesurları sever! Futbol da cesaret edenleri ödüllendirir. Trabzonspor bu maçta hem hatalarını gördü hem de geri adım atmadığında neler yapabileceğini gösterdi. Bundan sonrası, ikinci yarıdaki o cesareti maçın başından itibaren sahaya yansıtabilmekten geçiyor.