Bazıları kalem tutmuyor artık… Sapan taşıyor! Bir cümleden taş çıkarıp Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan’ın üzerine atıyorlar. Önce aynaya bakın! Türk futbolu, Şenez Erzik, Mahmut Özgener ve Mehmet Ali Aydınlar dönemlerinden bu yana “tertemiz ve şeffaf” bir düzenin içinde değildi. Hele 1995-96 ve 2010-11 dönemleri, Türk futbolunun hafızasına kolay silinmeyecek izler bıraktı.

Bugün Ertuğrul Doğan’ın üzerine çamur atmaya çalışanlar önce kendi kapılarının önünü süpürsün. Çünkü o kapının önü zehirli çiçeklerle sarılmış. Kurutmaya kalksanız bile üzerinizdeki leke çıkmaz! Bir hakem tartışması yaşandı diye Türk futbolunun yıllardır biriken bütün günahlarını Trabzonspor Başkanı’nın sırtına yüklemeye çalışmak neyin hesabıdır?

Yavaş!

Hakem tartışmaları Ertuğrul Doğan’la başlamadı. Özgür Yankaya meselesi de Türk futbolunun keşfedilmemiş kıtası değil! Başkan bir hakemle ilgili “istemiyoruz” demiş.

Peki sonra ne olmuş?

27 Şubat 2026: Trabzonspor–Fatih Karagümrük maçında VAR.

9 Mart: Kayserispor–Trabzonspor maçında VAR.

13 Mayıs: Gençlerbirliği–Trabzonspor kupa yarı finalinde yine VAR.

Şimdi soruyorum:

Hani hakem Trabzonspor maçlarından çekilmişti? Hani büyük bir organizasyon vardı? Hani Başkan bir şey söylemiş, düzen yerinden oynamıştı? Öyleyse bu hakem nasıl oldu da Trabzonspor’un maçlarında görev yapmaya devam etti? Demek ki mesele başka! Bir cümleyi cımbızla çekip büyütmek kolay. Asıl zor olan, Türk futbolunun yıllardır kanayan yaralarına neşter vurmaktır. Ama bazıları neşterden korkuyor. Çünkü yaranın derinine indikçe kimin ne kadar kirli olduğu ortaya çıkacak!

Ertuğrul Doğan eleştirilebilir.

Yanlış yaptıysa eleştirilir.

Hatta gerektiğinde en sert şekilde eleştirilir. Ama bir başkanın söylediği bir cümleyi bahane edip Trabzonspor Başkanı’nı Türk futbolunun bütün kötülüklerinin sorumlusu gibi göstermek, gazetecilik değildir. Bu olsa olsa algı mühendisliğidir! Bir cümleden yangın çıkarmaya çalışanlar, yıllardır yanan futbol düzenine neden su taşımıyor?

Neden asıl meseleleri konuşmuyor?

Neden geçmişin hesabını sormuyor?

Çünkü kolay olan hedef seçmektir.

Zor olan gerçeğin üzerine gitmektir.

Şunu da herkes kafasına kazısın:

Ertuğrul Doğan Trabzonspor’un üzerinde değildir.

Ama Trabzonspor Başkanı’nı hedef göstererek Trabzonspor’u yıpratmaya çalışmak da kimsenin haddine değildir.

Sözünüz varsa söyleyin!

Eleştiriniz varsa ortaya koyun!

Belgeniz varsa masaya bırakın!

Ama bir cümleden Trabzonspor’a darağacı kurmaya kalkmayın.

Çünkü Trabzonspor’un başkanı değişir…

Yönetimi değişir…

Hocaları gelir, geçer…

Ama Trabzonspor kalır!

Ve Trabzonspor üzerinden prim yapmaya çalışanlar şunu unutmasın:

Bu camia dün kurulmadı.

Ne algıyla yıkılır… Ne çamurla kirletilir… Ne de birkaç kalem erbabının sapan taşıyla susturulur!

SÖZÜNÜZ VARSA SÖYLEYİN. AMA TRABZONSPOR BAŞKANINDAN ÖNCE HEDEF TAHTASINA KOYULACAK ÇOK İSİM VAR!

30 YILLIK PİSLİĞİ İKİ YILA YIKAMAZSINIZ!

İbrahim Hacıosmanoğlu’nun “İstifa etmiyorum” demesi tartışılır. Ama şu cümlesi var ki, yerden göğe kadar haklı: “100 küsur yıllık federasyonun, 30 yıllık futbol kokuşmuşluğunu iki yıllık başkanlığımda bana yıkamazsınız!”

İşte meselenin özü budur!

Türk futbolunu temizleyecekseniz, takvime göre değil, gerçeğe göre temizleyin.

1995-96 ve 2010-11 dönemlerinde Türk futbolunun yaşadığı ağır tartışmalar hâlâ hafızalardadır. O dönemlerin kararları, hakemleri, yöneticileri ve süreçleri yeniden mercek altına alınmadan “temiz futbol” söylemi eksik kalır. Bugün televizyon ekranlarında, sosyal medyada futbolun ahkâmını kesen bazı eski hakemler de çıkıp geçmişin bütün yükünü unutmuş gibi konuşuyorsa, kamuoyunun soracağı soru gayet basittir:

“Siz o gün neredeydiniz?”

Örneğin Cüneyt Çakır, Cem Papila, Fırat Aydınus, Metin Tokat, Bülent Yıldırım, Deniz Ateş Bitnel ve o dönemlerde görev yapan diğer isimlerin performansları, kararları ve süreçleri elbette kişisel suçlama üzerinden değil, belgeleriyle, kayıtlarıyla ve hukuk çerçevesinde incelenmelidir. Bu hakemler minderden kaçmamalı

Çünkü temiz futbol, birkaç dosyayı raftan indirip birkaç ismi manşete taşımak değildir. Temiz eller operasyonu yapılacaksa, eldiven geçmişe de uzanacak! Son beş yılı didikleyip son otuz yılı görmezden gelirseniz, bunun adı temizlik değil, seçici hafızadır. Türk futbolunun gerçek bir temizliğe ihtiyacı var. Temizlik yapılacaksa herkes için yapılmalı. Dünün hesabı bugünün koltuğunu korumak için değil, yarının futbolunu kurtarmak için sorulmalı. Türk futbolunda artık makyaj değil, ameliyat gerekiyor.

DÜDÜKLÜ TENCERELİLER

MHK eski Başkanı Ferhat Gündoğdu’nun tutuklanmasının ardından, Trabzonlu MHK Başkanvekili Hikmet Öksüzoğlu’nun geçici olarak MHK’nın başına geçmesi bazılarını öyle bir kaynattı ki, düdüklü tencerelerin bile basıncı düştü! Bir haftadır ortalık yangın yeri… Neymiş efendim? Hikmet Öksüzoğlu, 19 yıl önce Trabzonspor kongre üyeliğinden çıkarılmış!

Eee?

Ne olmuş yani? 19 yıl önce sona ermiş bir üyelik bugün hangi futbol kuralını, hangi hakem kararını, hangi yönetmeliği bozuyor?

Yoksa mesele başka mı?

Çünkü insan ister istemez soruyor:

Ahmet Güvener, Sabri Çelik, Serdar Tatlı, Zekeriya Alp, Yusuf Namoğlu, Kuddusi Müftüoğlu, Oğuz Sarvan, Mustafa Çulcu ve rahmetli Bülent Yavuz, MHK koltuğuna otururken bu hassasiyetiniz neredeydi?

O zaman neden kimse eline büyüteci alıp “Bu başkan hangi takımı tutuyor?” diye dolaşmadı?

Neden o günlerde futbolun adaleti bu kadar kutsal değildi?

Ama Trabzon’dan bir isim geldi mi…

Hop!

Alarm!

Sireni açın!

Futbolun adaleti tehlikede!

Yahu geçin bu işleri…

Sizin derdiniz Trabzonspor kongre üyeliği değil.

Sizin asıl derdiniz, Trabzonlu bir ismin o koltuğa oturması!

Çünkü yıllardır rahatça kurduğunuz cümlelerin arasına Trabzon’dan bir isim girince ezberiniz bozuluyor.

Ne kadar da ilginç! Başkasının takım aidiyetine “detay” diyenler, Trabzon söz konusu olunca 19 yıl öncesinin kongre üyeliğini dosyanın kapağından çıkarıp masaya koyuyor.

Bu ne büyük hassasiyet!

Keşke aynı hassasiyeti futbolun bütün aktörlerine karşı yıllardır gösterebilseydiniz.

Bir insanın memleketi ne zamandan beri mesleğinin önüne geçti?

Trabzonlu olmak suç mu?

Trabzonspor kongre üyeliği geçmişte sona ermiş bir insanın bugün görev yapması, futbol adaletini tek başına tartışmalı hale mi getiriyor?

Eğer öyleyse, buyurun bütün geçmişi masaya yatıralım.

Ama herkese aynı cetvelle!

Öyle Trabzon’a gelince metreyi uzatıp, başkasına gelince cetveli cebinize koymak yok.

La düdüklü tencereciler!

Sizinki adalet arayışı değil.

Sizinki, alışılmış düzeninize Trabzon’dan bir vida daha eklenmesinden duyduğunuz rahatsızlık.

Ve belli ki bu rahatsızlık öyle küçük de değil.

Tencere kaynıyor…

Buhar çıkıyor…

Kapak titriyor…

Biraz daha böyle devam ederseniz, o düdüklü tencerenin kapağı gökyüzünü görecek!

Demek ki yaranız büyük.

Hem de öyle böyle değil…

Düdüklü tencerenin kapağını uçuracak kadar büyük!

BİR BAŞKANIN YÜREĞİ, BİR ŞEHRİN UMUDU

Bayburtspor’un başında genç bir yürek var: Bünyamin Yazoğlu. Başkanlık koltuğuna oturup sadece transfer listesine bakmadı. Önce kulübün evine baktı. Tesisleri baştan aşağı yeniledi, 2. Lig seviyesinde örnek gösterilecek bir yaşam alanı oluşturdu. Yanına bir de antrenman sahası kazandırdı. Bazı başkanlar takım kurar, bazıları ise gelecek kurar. Yazoğlu’nun heyecanı gözlerinden okunuyor. Verdiği emek, attığı her adımda kendini gösteriyor. Transferden tesise, sahadan kulübün yarınlarına kadar hiçbir ayrıntıyı eksik bırakmamaya çalışıyor. Bayburtspor’un yeniden eski günlerine dönmesi için büyük bir mücadele veriyor.

Şimdi mesele sadece Bayburtspor’un eski günlerine dönmesi değil. Hedef Bölgesel Amatör Lig’de şampiyon olup yeniden 3. Lig’e çıkmak. Başkan Yazoğlu ve ekibi kendilerine düşen görevi harfiyen yerine getirdi. Kulübün ihtiyaçlarını tamamladı, takımın önünü açtı ve mücadele için gereken şartları hazırladı. Şimdi top sahadaki oyuncularda. Onlardan beklenen, bu emeğin karşılığını sahada vermeleri ve Bayburtspor formasını son düdüğe kadar mücadele ederek taşımaları. Başkan savaş veriyor. Takım savaşacak. Şehir de bu emeğin yanında duracak. Bayburtspor yalnızca bir futbol takımı değil; bir memleketin ortak sevdasıdır. Şimdi hep birlikte, o sevdayı yeniden zirveye taşıyacak hikâyenin ilk sayfasını açma zamanı.

FAROZ’UN OLLİ’SİNE DOKUNAN ELLER

Bu fotoğrafa önce “yorumsuz” demek istedim. Çünkü bazı kareler, kelimelerden daha fazlasını anlatır. Faroz’un herkes tarafından sevilen, mahallenin adeta maskotu olan Olli lakaplı Metin… Hafta içerisinde Orhan kardeşimiz, Metin’in uzayan tırnaklarını kesti.

Küçücük bir iyilik gibi görünür belki. Ama insanlığın ölçüsü bazen tam da böyle küçük anlarda saklıdır. Bir el tırnak keser, bir gönül kazanır. Faroz’da hayat biraz da böyle güzeldir.