Hiç uzatmaya, “Oradan seçildi de, şuraya geçti.” Ya da, “Oy ile seçildi, davet ile gitti!” Dahası, “Hizmet almak için kabul etti!”
Veya, “Yolsuzluktan kurtulmak için parti değiştirdi.” gerekçeleri ile siyasetteki transferi yıl boyu açık tutarak ben diyeyim “Ahalinin”, siz söyleyin “Halkın” kafasını karıştırmaya, gündemi her daim meşgul etmeye gerek yok!
Nasıl futbolda belli dönemlerde transfere izin veriliyor.
Siyasette de yıl içinde belli bir zaman dilimi seçilip, (Meclisin kapalı olduğu Temmuz-Ağustos olabilir) belediye meclisi, il genel meclisi, belediye başkanı ve milletvekili olanların transferi için de yasal dönem uygulaması yapılsın. Böylelikle gündem de, insanlar da meşgul edilmesin!
GAZETECİ NE YAPAR?
Kaç kez yazdık, kaç kez dile getirdik, kaç kez hatırlattık?
Ben diyeyim 20, siz söyleyin 3 kez. Demek ki yetmemiş!
Demek ki “Birine 40 gün deli dersen deli olur” ibaresine uymamız biraz daha yazıp, hatırlatmamız lazım.
Özellikle de bizim mahalledekilere, gazetecilere, medya, ya da basın mensuplarına…
Neyi mi?
Mesleğimizin ustalarından rahmetli Nezih Demirkent’in 40 yıl önce dile getirdiği sözünü.
“Gazeteci kamuoyu oluşturmaz, oluşan kamuoyunu aktarır.”
Bugün ise tam tersiyle “Gazeteci kamuoyu oluşturur” şekliyle icra ediliyor.
40 yıl sonra aradaki fark şu:
“40 yıl önce meslek kamuoyu denilen toplumun bütünü için yapılır idi, şimdi ise birilerinin ve bir yerlerin çıkarı için gazeteci diye yutturulanlar ile icra ediliyor.”
*
Yeri gelmiş iken, şu sıralar sunilik adına gündemi meşgul etmesi için kamuoyuna servis edilen futbolda olup bitenlerle ilgili yorum yapanlar ve yazı yazanlara da bir hatırlatma yapalım.
Adliyeye intikal etmişler ile ilgili olarak hakimlerden önce kesinleşmiş karar mercii olduğunuzu sanarak mesleğinizi icra etmeyin! Dahası böyle yaparak suç işlemiş de olmayın!
ŞİDDETLE KINAMAK!
Özellikle ben diyeyim “Ortadoğu’yu”, siz söyleyin “Müslüman Ülkeleri’ni”, birileri desin “Arap Alemi’ni” ABD ile birlikte kan gölüne çeviren İsrail’in saldırıları söz konusu olduğunda yarım asırdır en fazla duyduğumuz açıklamadır; “Şiddetle kınıyoruz!”
Öyle ki bu “Şiddetli kınama” şekli, hayatımızın hemen hemen yerine sirayet etmiş durumda.
Nasıl mı?
Kıssadan hisse:
Kabine açıklanmış, bakanlar makamlarına oturmuş. Yeni dışişleri bakanı bürokratları toplamış ve “Bana dış politika anlayışımız hakkında bir rapor hazırlayın” demiş.
İki gün sonra bir rapor getirmişler. Bakmış dosyanın içinde bir tek sayfanın üzerinde 10 – 15 satır yazı. Şaşırmış ve “Bu ne?” der gibi dudaklarını büzmüş, sonra okumuş.
Suudi Arabistan’ın Riyad kentinde farklı ülkelerden gelen bir turist gurubu, bir dinlenme yerine gelerek buz gibi kola ısmarlamışlar. Kolalar gelince bardakların tümünde birer karasineğin olduğunu fark etmişler.
İngiliz başka bir bardakta yeni kola istemiş.
İsveçli aynı bardakta yeni kola istemiş.
Finlandiyalı sineği bardaktan çıkardıktan sonra kolayı içmiş.
Çinli sineği yemiş kolayı içmemiş.
Yahudi sineği Çinliye satmış.
Japon değerlendirilmek üzere sineği Tokyo’ya göndermiş.
Yunanlı kolanın yarısını içtikten sonra itiraz ederek kolanın yenisini istemiş.
Norveçli kolayı içtikten sonra sineği balık yemi olarak kullanmış.
İrlandalı sineği ezip kolayla karıştırıp İngiliz’e içirmiş.
Amerikalı 5 milyon dolarlık tazminat davası açmış.
Arabistan hükümeti özür dileyerek 10 milyon dolar tazminat ödemiş.
Bakan bıyık altından gülerek rapordan hoşlandığını belirtmiş.
Ama “İyi güzelde bu turist gurubunun içinde bizden biri yok muymuş?” diye de sormadan edememiş.
“Varmış efendim” diye cevaplamışlar.
Bakan devam etmiş, “Peki o zaman bizimki ne yapmış?” diye sorduğunda
bürokratların içinden en tecrübeli olanı bir adım öne çıkıp cevap vermiş:
’’Olayı, şiddetle kınamış!’’
EHLİYET-LİYAKÂT-SADAKÂT…
Üçünden sacayağı olmaz mı?
Olmaz olur mu?
İşinde bilgisi ile EHLİYET’i bulunan, deneyim ve ahlâki ile de LİYAKAT sahibi olan birinin SADAKAT’ini de göz önünde bulundurarak SACAYAĞI oluşturmasına imkân verilemez mi?
Verilir verilmesinede, SADAKAT’i birilerine değil deişine olur ise…
DÜNDEN BUGÜNE
Fındık fiyatı düştü. Ne olacak?
10 yıl önce söz konusu fındık olduğunda mevcut durum ile alâkalı olarak bugüne sirayet edecek şekilde şöyle demişiz:
*
Olacağı şu:
Fındıkta fiyat çıkarken “Biz yaptık” diye böbürlenerek sahiplenenler var ya!
Şimdi düştüğü için; “Tüccarlar indirdi. İhracatçılar yaptı. Yabancılar aşağıya çekti“ diyecekler.
Bunda da hayret edilecek bir şey yok ki!
En başından beri böyle yapmıyorlar mı?
Hani daha önce de yazdık ya; “İyi işler bizden. Kötü işler başkalarından” deyip duruyor, hatta “Ne yapalım Allah’tan” bile diyebiliyorlar değil miydi? Aynen!
Hem de, “Başınıza gelen iyilikler benden. Kötülükler ise kendinizden” buyuran Cenab-ı Allah’ın ayetine rağmen!
Haa! O ki fiyattan dem vurduk…
Dün yolda beni yakalayan arkadaşım; “Neden düşeceğini bana söylemedin. Zarar ettim” diye sitem edince, “Ben çıkacak da demedim, düşecek de. Ama öyle, ama böyle… Düşüren desensin, çıkaran da” sitemimi alınca, “Haklısın” diyerek yürüdü gitti.
Bundan sonra ne olur?
Geçmişteki tablo tekerrür eder mi?
Geçmişe bakmak lazım!
Ne demişti Mehmet Akif:
“Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar,
Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?”
KISSADAN HİSSE
Üç Seyyah ve Fil Yavrusu…
Bugün, “Anlayana sivrisinek saz” diyerek Mesnevi’den kıssamız.
Olay: Hindistan ormanlarında seyahat eden aç ve çaresiz üç yolcu, yolda yaşlı ve bilge bir adamla karşılaşır.
Bilgenin Uyarısı: Bilge onlara otlara ve yabani meyvelere razı olmalarını, sakın ormandaki fil yavrularına tamah edip onları avlamaya kalkmamalarını söyler.
Tamahın Sonu: Yolcular bir süre sonra çok acıkırlar. Ormanda çok sevimli ve semiz bir fil yavrusu görürler. İçlerinden biri bilgenin nasihatini hatırlatsa da, diğerleri nefislerine yenik düşer ve tamah ederek fil yavrusunu avlamaya kalkışırlar. Anne fil durumu fark eder, yavrularını korumak için saldırır ve üç yolcu bu açgözlülükleri yüzünden canlarından olur.
Hisse: Azla yetinmeyip hırsla büyük bir nimete ya da harama el uzatmak, eldekini de kaybetmeye ve yıkıma yol açar.
HAYVANLARI KORUMAK…
1931 yapılan Dünya Hayvanları Koruma Federasyonu Toplantısında 4 Ekim “Hayvanları Koruma Günü” olarak ilan edildi.
Edilirken de gerekçe olarak, “Hayvanların korunması ve beslenmesi” seçildi.
Ancak günümüzde bu gerekçenin değiştiğini, “Hayvanları insanlardan korumak için” çaba göstermek gerektiğini söylemek, abesle iştigal olmaz sanırım!