Osmanlı İmparatorluğu döneminde 1909’da teşebbüs edilen, ancak araya sokulan Birinci Dünya Savaşı nedeniyle kurulamayan Trabzon Ticaret Borsası 3 Haziran 1926’da genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk icraatlarından biri olarak hayata geçirilmişti.

Aradan geçen bir asırlık sürede hasat zamanı geldiğinde rahmetli Anamın, “Ölüler bile dirilir” dediği fındığın ticareti başta olmak üzere tarımsal ürünlerin tescilini kotasında bulunduran borsanın son çeyrek asırdaki faaliyetleri içinde yer almak, gazetecilik mesleğinin dışında ikinci uğraş alanım olmuştur.

Hem de üretimden tüketime kadar özellikle “Fındık Hastalığı”na yakalanarak!

Ama “illeti olan değil, zevk veren bir hastalık” diye tarif eylersem daha doğrusu olur! Yani bu da hastalığın bile tercih edilen halleri var demektir!

“Çok çalışıp, çok üretip, çok satıp, çok kazanacağız” ve de bunu “Hep birlikte yapacağız” anlayışına hizmet eden projeli-projesiz çalışmalara ilklerin şehri olan Trabzon adına imza atanların içinde olmak hastalığı başlı başına bir şifa kaynağı bile yapmıştır.

Bunun içindir ki, geride bırakılan bir asır için “Bir Borsadan Ötesi” diyerek bir kitapta satırlara da sığdırmaya çalıştık.

“En yüksek medeniyette bile ayrıcalık” olan kitap yakında “Nice asırlara” diyerek yakında yayınlanacak.

FINDIĞI DEĞERLENDİRMEDE, YILMAZ BÜYÜKAYDIN FARKI…

Herkesin değilse bile çokların adeta “At gözlüğü takarak”, tamamen kendi penceresinden bakıp, “Kendi doğrusundan başka doğru kabul etmeyecek derecede yobazlıkla da” kelâm eyleyenlerin cirit attığı fındıkta, söktürü topyekün ele alıp, bir bütün kabul edenleri doğrular adına “ayrıcalıkla insanlar” diye sayarım!

Ama ne ilginçtir ki, bunların sayısı o kadar az ki!

Hele hele milletten vekâlet alarak kamu adına görev yapan siyasiler söz konusu olunca…

Hem de fındık üzerinden güdülen siyasi çıkar hesaplarının zerresinin 1983’den bu yana yapılan genel ve yerel seçimlerde sandığa olumlu veya olumsuz hiç etki etmediği uyarımızı akıllarını gezmeye gönderip, kulak tıkayanlar söz konusu ise…

Ama fındık üretilen illerden seçilerek millete vekalet edenlerin içinde arada bir de olsa, “En kötü gerçek en güzel yalandan iyidir” diyerek mevcuda doğru yerden bakanlar da olmuyor değil.

Fındığın üreticiden tüketiciye kadar olan sürecini bir bütün halinde değerlendiren bu ender vekillerden biri Trabzon Milletvekili Yılmaz Büyükaydın oldu.

Nereden mi bu kanaate vardım?

Davet edildiği fındıkla ilgili zirveye işlerinin yoğunluğu nedeniyle katılamadı, ama gönderdiği telgraf bakış açısını ortaya koydu.

Aynen şöyle idi:

“Zirvenin ülkemizin en önemli tarımsal ve ihracat ürünlerinden biri olan fındığın geleceğine ışık tutacağına yürekten inanıyorum. Fındık üretecimizin emeği, sanayicimizin yatırımı, ihracatçımızın gücü ve tüketicinin güveniyle değer kazanacak stratejik bir üründür. Bu nedenle sektörün tüm paydaşlarının ortak akıl etrafında buluşması büyük önem taşımaktadır. Sürdürülebilir üretimden katma değerli ihracata, çevresel duyarlılıktan, küresel rekabet gücüne kadar her alanda atılacak adımların ülkemiz ve bölgemiz adına hayırlı sonuçlar getirmesini temenni ediyorum.”

TÜRK GÜREŞİ’NDEN, TÜRK FINDIĞINA…

Bizim gibi ama bizden çok çok ileride, hem ilmi, hem sosyal, hem de ticari temelde fındığı çok ama çok tahlil eden, ettiği için de gerçek manada “Fındık Profesörü” diyebileceğimiz bir isimdir Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Celal Tuncer.

Son katıldığı toplantıda öyle bir ben diyeyim “Benzetme”, siz söyleyin “Kıyaslama” yaptı ki, kelimenin tam ifadesiyle, “Taşı gediğine oturttu!”

Hiç uzatmayıp Celal Hoca’nın, “Türk fındığı vazgeçilemez, hakimiyetine sön verilemez” diye cevallenenlere Türk Güreşi-Türk Fındığı ikilemindeki durumu hatırlatan sözünün içeriğini hatırlatayım:

“Bir zamanlar dünya güreş minderlerinde Türkün gücünün hakimiyeti vardı, dolayısıyla şampiyonlukları kimseye kaptırmıyorduk. Şimdi durum ne? Bazen bir dünya şampiyonasında zar zor madalya alıyoruz. Korkarım ki böyle giderse Türk fındığı da Türk Güreşi gibi olacaktır.”

TESPİTİN DOĞRUSU MUSTAFA DEMİRCİ’DEN…

Türk fındığına üretici, sanayici ve ihracatçı olarak hizmet edenlerden biridir Mustafa Demirci. Görele’ de dir.

Son yaptığı açıklamalardan birinin şu kısmını iyi anlamak, iyi değerlendirmek ve ona göre de yol yardam hesabı yaparak, hareket etmek gerekmez mi;

İşte Sayın Demirci’den birkaç net tespit:
“Avrupalı sanayiciler sezon başı fındık fiyatlarını yüksek buldukları için alternatif arayışlara yöneldi. Hatta çikolata üretiminde fındıkla birlikte badem gibi farklı ürünler de kullanmaya başlandı. Geçmiş yıllarda da fiyat politikamız karşısında farklı maddelere yöneldikleri olmuştu. Görünen o ki mevcut şartlarda pazarımız risk altındadır. Dolayısı ile fındık fiyatlarındaki düşüşün temel nedeni ihracattaki gerilemedir.”

KISSADAN HİSSE

Şeytanın masumluğu!
Şeytan, bir gün büyük bahçeli koskoca bir malikaneye girmiş. Sonra merdivenleri çıkmış, boynunda ip olan bir kuzu görmüş. Şeytan ipi çıkarmadan sadece biraz gevşetmiş. Kuzu malikanenin önünde bulunan aynada kendini görüp şaşırınca; bir hamle yapıp aynayı kırmış. Gürültüye duyup gelen evin hizmetçisi kuzuya söylenmiş:
-"Eyvah, sen ne yaptın? Ben şimdi burayı nasıl temizleyeceğim? Evin beyi bunu duyunca kesin beni kovar!"
Hizmetçi kuzuya bir tekme atmış. Kuzu merdivenlerden düşünce, ip yetmemiş ve kuzunun boynunu kesip onu öldürmüş. Gürültüyü duyan, evin uşağı gelmiş; neler olduğunu sormuş. Kadın anlatınca, çok kızan uşak bağırmaya başlamış:
-"Bunu nasıl yaparsın? Bey şimdi ikimizi de kovacak! O kuzu onun için çok değerliydi."
O hırsla kadını hafifçe itmiş. Kadın dengesini kaybedince, merdivenlerden düşmüş, boynu kırılmış ve ölmüş. Biraz sonra eve gelen evin hanımı, olanları öğrenince; sinirlenmiş. Tam uşağı dövmek için uşağa yaklaşırken, uşak diz çöküp yalvarmış:
-"Hanımefendi, lütfen beni bağışlayın ve beni kovmayın!"
Uşağın üstüne hızla gelen evin hanımı, ona çarpıp dengesini kaybedince; merdivenlerden yuvarlanmış ve ölmüş. Evin beyi olanları öğrenince, belinden silah çekip uşağı vurmuş, sonra kendi kendine söylenmiş:
-"Eyvah! Ben ne yaptım? Bir kuzu, bir aynanın kırılması ve sevmediğim karım için elimi kana bulamaya, katil olmaya değer miydi?"
Çok üzülen evin beyi silahı kafasına dayamış ve bir kurşun da kendine sıkmış.
Bütün bu olanları bir kenardan sırıtarak izleyen şeytan, kendini savunmuş:
-"Ben hiç bir şey yapmadım ki, sadece kuzunun boynundaki ipi gevşettim; o kadar."

Kıssadan hisse: Son yıllarda kimler kimlerin ipini gevşetip etrafı kıssadaki hale nasıl getirdi?