Arthur Ashe, tenis tarihinin en büyük sporcularından biri olmasının yanında, hayatı boyunca ayrımcılıkla, hastalıkla ve kayıplarla yüzleşmiş bir düşünürdü. 1943'te Virginia'da doğan Ashe, siyah bir çocuğun tenis kortlarına adım atmasının bile cesaret gerektirdiği bir dönemde büyüdü.
Bu zorluklar onu yalnızca bir şampiyon değil, aynı zamanda hayatın anlamını sorgulayan bir filozof hâline getirdi.
Onun yaşam felsefesi, zaferlerden çok yenilgilerle ve hastalıkla yoğrulmuş bir olgunluğun ürünüdür.
Ashe, 1975'te Wimbledon'ı kazanarak tarihe geçti; ancak onun asıl mirası kortlardaki başarıları değil, insanlığa dair söyledikleridir.
1983'te geçirdiği kalp ameliyatı sırasında yapılan kan nakli ona HIV virüsü bulaştırdı ve 1992'de hastalığı kamuoyuna açıklandı.
Bu açıklama, dönemin önyargılarıyla dolu toplumunda büyük bir sarsıntı yarattı.
Ashe, hastalığını bir utanç değil, bir sorumluluk olarak kabul etti ve kendini HIV/AIDS konusunda farkındalık yaratmaya adadı.
Hastalık sürecinde hayranlarından binlerce mektup aldı ve her birine tek tek yanıt yazdı.
Bu mektuplar, ona hayatın geçiciliğini ve anlamını yeniden düşündürten bir ayna işlevi gördü.
Ashe, bir mektubunda "Tanrı bana neden bunu yaptı?" diye sormak yerine, "Tanrı şimdi benden ne yapmamı istiyor?" diye sormayı seçtiğini yazmıştı (Ashe ve Rampersad, 1993).
Bu yaklaşım, onun kaderini sorgulamak yerine onunla yaşamayı öğrenen bir bilgelik taşıdığını gösterir.
Ashe'in hastalığını özümsemesi; inkâr ya da isyan üzerinden değil, kabullenme ve eyleme dönüşme üzerinden gerçekleşti.
HIV pozitif olduğunu öğrendikten sonra bile tenis okulları açmaya, gençlere eğitim vermeye ve ayrımcılıkla mücadele etmeye devam etti.
Ona göre hayat, başına gelen olaylarla değil, o olaylara verdiği yanıtlarla anlam kazanıyordu.
Bu düşünce, varoluşçu felsefenin "İnsan kendi seçimlerinden sorumludur" ilkesiyle örtüşür niteliktedir.
1993'de zatürre nedeniyle hayatını kaybeden Ashe, arkasında yalnızca kupalar değil, bir düşünce mirası da bıraktı.
Onun en ünlü sözü olan "Tanrı'ya neden bunu bana verdiğini sormak yerine, bana verdiği gücü ne için kullanmam gerektiğini soruyorum" cümlesi, hayat felsefesinin özetidir.
Bu söz, acıyı anlamsız bir yük olarak görmek yerine onu bir dönüşüm aracına çevirmeyi önerir.
Ashe, hastalığının kendisini yok etmesine izin vermedi; onu başkalarına umut olmak için kullandı.
Ashe, bize kaybetmenin de bir öğretmen olduğunu, asıl zaferin hayatta kalma biçimimizde saklı bulunduğunu gösterdi.
Onun hayatı, "Neden ben?" sorusunun insanı çıkmaza sürüklediğini, "Şimdi ne yapabilirim?" sorusunun ise kapıları açtığını kanıtlar.
Bugün hâlâ HIV ile yaşayan milyonlarca insan, ona borçlu olduğu farkındalığın ışığında yaşamaktadır. Arthur Ashe, kortta olduğu kadar hayatta da kaybetmeyi değil, kaybederken nasıl insan kalınacağını öğretti.