Bu makale, Türk A Millî Futbol Takımı'nın 2026 yılı UEFA Uluslar Ligi'nde şimdiye kadar oynadığı iki maçlık genel performansının teknik, taktik, fiziksel ve özellikle psikolojik yönden yeterli olmadığı düşüncesinden yola çıkılarak kaleme alınmıştır.
İki karşılaşmada da erken gol sonrası psikolojik düşüş ve skor dezavantajında aceleci karar verme eğilimi belirginleşmiş; Fransa maçında özgüven dalgalanması, İtalya maçında ise tarihsel baskı ve hakem kararlarına aşırı tepki, konsantrasyonu zayıflatan farklı psikolojik faktörler olarak öne çıkmıştır.
Türkiye, üst düzey rakipler karşısında psikolojik dalgalanmaları yönetme ve baskı sürekliliği konularında hâlâ gelişim sağlayamadığını net olarak gösterdi. Bu iki sınav, genç oyuncuların uluslararası arenada zihinsel olgunlaşması için kritik birer basamak olarak göze çarpmaktadır.
Her iki karşılaşmada gözlemlediğim noktaları sizinle paylaşmak istiyorum. Öncelikle şunun altını çizelim: Bu iki maçta da oynanan oyun karşısında hem İzmit hem de Bursa seyircisinin tepkileri gayet normaldir. Ben de bunların üstüne tüm Türk halkının tepkilerini eklemek istiyorum. Sporda en güzel dersi taraftarlar verir. Umarım taraftar tepkileri dikkate alınır. Demek ki villa ve para verilerek bazı şeyler aşılamıyor. Başarı için iyi bir psikoloji, yani ruh, fiziksel yeterlilik ve futbol bilgisiyle birlikte takım liderinin motivasyonu gerekiyor.
Evet, motivasyon çok önemli bir kavram. Fakat motivasyon için söz konusu olayın içinde olan araçların; teknik direktör, teknik ekip, futbolcular ve ilgili federasyonun özellikle birbirlerini anlayabilecek dil ve kültür düzeyinde olmaları gerekir. Peki, bu dil ve kültür düzeyi ve birlikteliği bizim millî takımımız için söylenebilir mi? Futbolcu ve teknik direktörün karşılıklı konuşurken birbirlerini anlamaları gerekir. Buna teknik heyeti de katabiliriz. Milli Takım'da teknik ekip ve Montella futbolcuları nasıl motive ediyor? Türk kültürü farklı; Avrupa, İtalya kültürleri farklı. Bazen tek bir kelime bir futbolcuyu ateş yumağı hâline getirir. Montella ve ekibi bunu sağlayabilir mi? Sanmıyorum. Hem de hiç sanmıyorum.
Müsabakayı TV ekranından izledim. Herkesin bildiği gibi, yorumcu yılların deneyimli teknik direktörü Fatih Terim'di. Bir Türk insanı olarak Fatih Hoca'nın sayısız yorumunu dikkatlice izledim ve çok beğendim. Maçı mükemmel okuyan bir teknik direktör… Maçın her anında Millî Takım'ın neler yapması gerektiğini, çözüm olacak önerilerini dakika, dakika yorumlayarak bu işe yıllarını boşuna vermediğini bence tüm futbolseverlere teknik direktörlüğün ne olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Fatih Terim'den söz etmişken, Türkiye yıllar önce 15 Haziran 2008 tarihinde oynanan EURO 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası A Grubu üçüncü maçında Çek Cumhuriyeti'ni 2-0 geriden gelerek 3-2 mağlup etmiş ve çeyrek finale yükselmiştir. Bu muhteşem maçta Türk Millî Takımı'nın teknik direktörü Fatih Terim'di. Bu maçta millî takım 2-0 yenik durumda iken 75. Dakikada Arda Turan maçı 2-1 duruma getirmiş, 87. ve 89. Dakikada Nihat Kahveci'nin attığı gollerle millî takım sahadan 3-2 galip ayrılarak çeyrek final biletini almıştır. Bunları şimdi, bu zamanda niçin yazıyorum, biliyor musunuz? Söyleyeyim; bir teknik direktör bir takımı ve bir futbolcuyu nasıl motive eder sorusunun cevabını vermek için… İşte bu maç özelinde Fatih Terim'in hocalığı ve motivasyon şekliyle ilgili birkaç not yazmak istiyorum.
Devre arasında futbolcular soyunma odasına gidiyorlar. Fatih Hoca geliyor ve takımın ikinci yarıda nasıl ve ne şekilde oynaması gerektiği ile ilgili taktikler veriyor. Fatih hoca tam bu sırada Nihat'a dönerek arkadaşlar, Nihat'ı ikinci yarı oyuna alıyorum." diyor. Diyor ama Nihat birinci yarıdan itibaren oyunun içinde… Nihat şaşkınlık içinde Fatih Hoca'ya bakıyor. Ve içinden şöyle düşünüyor: "Demek ki ben hiç oyunda değilmişim," diyor kendi kendine. Bu sözleri Nihat Kahveci'den bir TV programında gördüm ve duydum… Nihat ikinci yarıya çıkıyor ve 87. ve 89. Dakikalarda iki gol atıp maçın içinde olduğunu ispat ediyor. Ve Milli Takım çeyrek finale çıkıyor. Bunun adı bir motivasyondur. Fatih Hoca böyle bir teknik direktör işte… Bunu hiçbir yabancı teknik direktör yapamaz. Çünkü dil de farklı, kültür de…
Aklıma gelmişken, o maçta kalecimiz Volkan Demirel, 90+2. Dakikada kırmızı kart görüp oyundan atılıyor. Milli Takım'ın oyuncu değiştirme hakkı bittiği için kaleye Tuncay Şanlı geçiyor. Bu da motivasyonun başka bir şeklidir. Yani futbolcular her şeylerini ortaya koyuyorlar. Peki, bu iki maçta bunlardan eser var mı? Burada motivasyonun tanımını tekrar yapmaya gerek yok. Sportif anlamda söylemek istersek, bir sporcuya söylenen söz ve davranışlarla olmayacak, yapılamayacak işlerin yaptırılabilmesi diyerek kaba bir tanım yapabiliriz.
Türk sporcusunu yabancı teknik direktörler ve yabancı teknik ekip, motivasyonel düzeyde müsabakaya hazırlayamaz diyelim ve bu işe noktayı koyalım. Varlığı ile yokluğu belli olmayan Federasyona duyurulur. Kanıtları ortada…
Öğr. Gör. Ed. Yılmaz ÇAKMAK