Bazı gerçekler vardır.

Siyasi görüşlerin ötesindedir.

Partilerin, ideolojilerin ve günlük tartışmaların çok üstündedir.

Söz konusu vatan olduğunda, bayrak olduğunda, ezan olduğunda ve milletin bekası olduğunda artık hesaplar değişir.

Çünkü bu coğrafyada yaşamak, dünyanın en rahat ülkesinde yaşamak değildir.

Bu topraklar, bin yıldır bedel ödenerek vatan yapılmıştır.

Bugün Türkiye'nin etrafına bir bakın...

Kuzeyimizde savaşın gölgesi,

Güneyimizde terör koridorları,

Doğumuzda bitmek bilmeyen krizler,

Batımızda ekonomik ve siyasi baskılar,

Adeta ateş çemberinin tam ortasındayız.

Böyle bir coğrafyada devlet yönetmek, sıradan ülkeleri yönetmeye benzemez.

Bazen masada satranç ustası olacaksınız,

Bazen sahada bir komutan,

Bazen de milyonların umudunu ayakta tutacak bir devlet adamı.

Ben kendi adıma şuna inanıyorum.

Bugün Türkiye'nin başında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gibi tecrübeli bir lider, yanında da devlet meselelerinde uzun yılların tecrübesine ve birikimine sahip MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli gibi bir siyasetçi olmasaydı, ülkemiz çok daha ağır güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kalabilirdi.

Bu elbette bir değerlendirmedir; farklı düşünenler de olabilir.

Ancak benim kanaatim budur.

Suriye'nin düştüğü durumu gördük.

Irak'ın yıllardır toparlanamayan hâlini gördük.

Rusya-Ukrayna savaşını gördük.

Azerbaycan-Ermenistan savaşını yaşadık.

İran’ın ve Körfezin içine düştüğü durumu gördük.

Yakın coğrafyamızdaki istikrarsızlıkların nelere yol açtığını hep birlikte izledik.

Türkiye'nin de benzer tehditlerle karşı karşıya olduğu bir dönemde, güçlü devlet yönetiminin önemini inkâr etmek kolay değildir.

Recep Tayyip Erdoğan'ı seversiniz,

Sevmezsiniz,

Desteklersiniz,

Eleştirirsiniz.

Bu, demokrasinin doğal sonucudur.

Ama benim için mesele bir parti meselesi değildir.

Ben Erdoğan'ı da Devlet Bahçeli'yi de; makamlarından dolayı değil, Türkiye'nin birliği, devletin bekası, ay yıldızlı bayrağın gölgesinde huzur içinde yaşayabilmemiz için verdiklerine inandığım mücadele nedeniyle sonuna kadar destekliyorum.

Çünkü benim siyaset üstü gördüğüm üç kutsal vardır.

Vatan,

Millet,

Bayrak.

Bunların yanında makamların da, koltukların da, günlük siyasi hesapların da hiçbir anlamı yoktur.

Ben çocuklarımızın geleceğini düşünüyorum.

Torunlarımızın yarınlarını düşünüyorum.

Bu ülkenin parçalanmadan, bölünmeden, dış müdahalelere teslim olmadan yoluna devam etmesini düşünüyorum.

İşte bu yüzden güçlü devlet anlayışını önemsiyorum.

Gittiğim her yerde insanlarla konuşuyorum.

Esnafla,

Çiftçiyle,

Memurla,

Emekliyle.

Farklı siyasi görüşlerden insanlarla.

Hepsinin ortak kaygısı aynı,

"Türkiye bu zor coğrafyada ayakta kalmalı."

Elbette bu hedefe nasıl ulaşılacağı konusunda farklı siyasi görüşler vardır.

Ancak herkesin ortak temennisinin güçlü, huzurlu ve güvenli bir Türkiye olduğu açıktır.

Çünkü mesele sadece bugünü kurtarmak değildir.

Mesele, yüz yıl sonrasına güçlü bir Türkiye bırakabilmektir.

Bu yüzden siyaset gelip geçer.

İsimler değişir,

Partiler değişir.

Ama değişmeyen tek gerçek vardır.

Bu bayrak inmeyecek.

Bu ezan dinmeyecek.

Bu millet diz çökmeyecek.

Ve bu vatan, dün olduğu gibi yarın da birlik ve beraberliğini koruyarak yoluna devam edecektir.

Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.

Allah devletimize güç, milletimize birlik ve dirlik versin.

Çünkü söz konusu Türkiye olduğunda, gerisi teferruattır.