Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması, yalnızca bir savunma anlaşması değil, Türkiye’nin İslam dünyasındaki stratejik konumunu yeniden şekillendirme girişimi olarak okunmalı.

Elbette çok önemli bir anlaşma, sürekli ateş çemberi içerisinde bulunan Ota Asya’nın güvenliği için önemli bir adım.

Umarım önümüzdeki süreç içerisinde Mısır gibi büyük ülkeler de bu anlaşmaya dahil olur.

Anlaşmanın bütün maddeleri ve özellikle uygulama mekanizmaları henüz kamuoyuna yeterince açıklanmadığından sonuçlarını şimdiden kesin hüküm olarak değil, stratejik bir ihtimal olarak değerlendirmek gerekir.

Yıllarca, İran, Irak, Suriye, Yemen, Kuveyt, Suudi Arabistan, Lübnan ve tabi ki küçük şeytan İsrail’in saldırgan tutumu, Filistin ve Gazze’de Müslümanlara karşı katliamları ve bölgede etkili güçler karşısında böyle bir anlaşma yapmak, ittifak kurmak son derece kıymetlidir.

Devam eden İran-ABD-İsrail savaşının ortaya çıkardığı bu tabloda çok daha önemli.

Katar’ın ABD üsleriyle ilgili çıkışı bir yana, diğer Körfez ve Arap ülkelerinin kriz karşısında ortak ve güçlü bir refleks ortaya koyamaması, Mekke Anlaşması'nın artık zorunlu olmasını gerektirdi.

İslam dünyasında bugüne kadar çok sayıda birlik kuruldu.

Ama kriz geldiğinde ortak hareket edilemedi, yaptırım uygulanamadı, güç birliği oluşturulamadı.

Belki Mekke Anlaşması'nın asıl kırılma noktası da burası olacak.

İlk kazanım caydırıcılık elbette.

Türkiye’nin savunma sanayii, Pakistan’ın nükleer gücü ve Suudi Arabistan’ın ekonomik kapasitesi aynı güvenlik çerçevesinde buluşması üç ülkenin özellikleri birbirini tamamlaması doğru işletilirse çok ciddi bir stratejik güçtür.

Peki hani durumlarda bu ittifak işletilecek.

Herhangi bir saldırı anında mı yokta füze saldırısı, İHA, siber saldırı, terör saldırısı veya vekil güçler üzerinden yapılan saldırı aynı kapsamda mı tutulacak?

Daha önemlisi, bir ülke saldırıya uğradığında diğerleri otomatik olarak savaşa mı girecek, yoksa sadece istişare mi yapılacak?

Anlaşmanın gerçek gücünü burada görmüş olacağız.

Pakistan'ın nükleer kapasitesi anlaşmaya ciddi bir caydırıcılık kazandırıyor eve ama Türkiye bir NATO üyesi.

Dolayısıyla bu yapı NATO'nun alternatifi olarak değil, Türkiye'nin çok yönlü dış politikasını güçlendiren yeni bir güvenlik mekanizması olarak düşünülmeli.

“İslam NATO'su kuruluyor” demek için ise henüz erken.

Çünkü Türkiye'nin, Suudi Arabistan'ın ve Pakistan'ın bölgesel öncelikleri aynı değil.

En önemli soru işaretlerinden biri de İran ve İsrail.

Mekke Anlaşması İran veya İsrail'e karşı kurulmuş bir cephe görüntüsü verirse bölgedeki gerilim daha da büyüyebilir.

Oysa Türkiye açısından doğru olan, anlaşmayı “bize saldırılmasını önlemek, savunma kapasitemizi artırmak ve bölgesel istikrar sağlamak” çerçevesinde tutmaktır.

Peki Türkiye ne kazanacak?

Asıl mesele burada.

Savunma sanayii ihracatı,

Ortak teknoloji,

Suudi sermayesi,

Pakistan'la stratejik iş birliği.

Ve Türkiye'nin İslam dünyasındaki diplomatik ağırlığının artması.

Şayet bunlar gerçekleşirse Mekke Anlaşması gerçekten tarihi bir adım olur.

Ama sadece liderlerin fotoğraf verdiği, açıklamaların yapıldığı ve birkaç tatbikatın gerçekleştirildiği bir anlaşma olarak kalırsa etkisi sınırlı olur.

Benim kanaatim şu;

Mekke Anlaşması önemli bir başlangıçtır.

Ama henüz sonuçları kesinleşmiş tarihi bir ittifak değildir.

Türkiye'nin yapması gereken, bunu Batı'ya karşı bir cepheye dönüştürmeden kendi stratejik gücünü artıracak şekilde kullanmasıdır.

Çünkü Türkiye'nin gücü sadece Doğu'ya veya Batı'ya yaslanmak değil, her iki dünyanın da kapısını açık tutabilmektir.

Şimdi bu üç soru cevap bekliyor,

Hangi durumda askeri yükümlülük doğacak?

Taraflar otomatik olarak birbirlerinin savaşına mı girecek?

Bu anlaşma NATO üyeliğimizle nasıl bağdaştırılacak?

Ve belki de en önemli soru,

Devam eden İran-ABD-İsrail savaşında Mekke Anlaşması ilk sınavını verecek mi?

Çünkü anlaşmalar imza gününde değil, kriz günlerinde değer kazanır.