Hepimiz yaşamın temel bir amacının mutluluk olduğuna inanırız. Peki, bazı insanlar neden bu en temel insani duyguyu, başkalarını inciterek, aşağılayarak ya da onlarla alay ederek "çalmaya" çalışır? Bu sorunun cevabı genellikle, gerçek, özgün mutluluğu bilmeyen birinin iç dünyasında gizlidir.
Buna en çarpıcı ve en tanıdık örneği, okul koridorlarında görürüz. Ortaokul veya lisedeki zorba çocuk, çoğu zaman sadece "kötü" değildir; o, evde şiddete, sürekli eleştiriye veya duygusal ihmale maruz kalmış, sevilmeyi tatmamış bir çocuktur. Evde deneyimlediği aşağılanma ve mutsuzluk yüküyle okula gelir. Okul ortamında ise, bu acısını hafifletmek için geçici bir güç hissi yaratacak bir yol arar: Başkalarıyla alay ederek, onları iterek ya da küçük düşürerek hem geçici bir üstünlük kurar hem de diğer çocukları güldürerek sosyal kabul görür. Bu, onun için sahte bir tatmindir. O an, diğerlerinin kahkahaları arasında mutlu olduğunu düşünür. Oysa içten içe, kendisine acı veren o yetişkinin davranışını taklit ettiğini, yani acıyı yeniden ürettiğini çok iyi bilir.
Zorbalığın bu dinamiği, bazen daha sofistike bir şekilde yetişkin hayatına, hatta entelektüel ortamlara taşınır. Eğer bir insan, gerçekten içsel bir mutluluğu deneyimleyemiyorsa, zekasını, ünvanını veya bilgisini bir kalkan olarak kullanabilir. Örneğin, bir toplantıda, sırf kendi bilgisini parlatmak uğruna bir meslektaşının fikrini iğneleyici bir şekilde alaya almak, sadece "ben senden daha zekiyim" mesajını vermek içindir. Bu, bireye geçici bir ego tatmini verir, ancak bu, kalıcı bir mutluluk değildir. Bu, bir unvan, bir başarı ya da başkasını geride bırakma gücü üzerinden inşa edilmiş, karşılaştırmaya dayalı bir sahte mutluluktur.
Gerçek mutluluk, ego tatmininden kökten farklıdır. Eğer keyif aldığınız şey, bir başkasının sizden daha düşük bir konumda olduğunu bilmek ise; eğer yükselmek size ancak diğerlerinin "ezildiğini" gördüğünüzde iyi hissettiriyorsa, bu bir güç oyunudur, bir karşılaştırma bağımlılığıdır. Bu tatminin kökeninde, kendi öz değerinizi, başkalarının eksikliği ya da başarısızlığı üzerinden tanımlama zorunluluğu yatar. Oysa bir insanın gerçekten mutlu olmak için ne bir başarıya, ne bir ünvana, ne de diğer insanlardan üstün kılan herhangi bir dışsal şeye ihtiyacı olmamalıdır.
Gerçek, özgün mutluluk, dışsal onay, güç ya da karşılaştırmalardan bağımsızdır. Kendi varoluşunuzla barışık olmaktan, anın getirdiklerini kabul etmekten ve en önemlisi, kendinizi sevgiyle kabul etmekten doğar. Başkalarını aşağılayarak gülen bir kişi, aslında kendi mutsuzluğunu ve sevilme ihtiyacını dışa vuruyordur. Bize düşen, bu döngüyü fark etmek ve mutluluğu dışarıda, başkalarının üzerinde bir güç arayışı yerine, içeride, kendi kabulümüzde aramaktır.
Randevu ve iletişim için [email protected] adresinden ulaşabilirsiniz. Daha kapsamlı çalışmalarıma @psikologmerveak adresinden ulaşabilirsiniz.