Türkiye genelinde son yıllarda giderek artan yorgunluk, isteksizlik, uykusuzluk ve tahammülsüzlük hali; bireysel bir motivasyon sorunu olmaktan çıkmış durumda. Psikologlara göre yaşanan tablo, toplumsal ölçekte bir sinir sistemi çöküşüne işaret ediyor.
Psikolog Merve Ak, bu durumun yanlış yorumlandığını belirterek, “Toplum olarak uzun süredir sürekli tetikteyiz. Ekonomik belirsizlik, zihinsel yük, ekran maruziyeti ve düzensiz uyku sinir sistemini kalıcı stres moduna sokuyor.
Modern yaşamın temposunun bedeni gevşemeye izin vermediğini vurgulayan Ak, “Sinir sistemi rahatlayamadığında beden dinlenemez. Dinlenemeyen beden ise bağışıklık düşüşü, hormonal bozulma, sindirim problemleri ve duygusal dalgalanmalarla yanıt verir” ifadelerini kullandı.
Uzmanlara göre bu süreçte en sık görülen belirtiler arasında kronik yorgunluk, unutkanlık, sabah dinlenmeden uyanma, iç sıkıntısı ve hiçbir şeyden keyif alamama yer alıyor. Bu belirtiler çoğu zaman ‘hayatın stresi’ olarak normalleştirilse de, aslında bedenin alarm verdiği bir tabloya işaret ediyor.
Psikolog Merve Ak, sorunun görmezden gelinmesi halinde psikosomatik hastalıkların artabileceğine dikkat çekerek, “Sebebi bulunamayan baş ağrıları, mide-bağırsak sorunları, çarpıntılar ve ani öfke patlamaları bu sürecin doğal sonucudur. Aynı zamanda tahammül azalır, ilişkiler zayıflar ve toplumsal kopukluk derinleşir” dedi.
“Bu ülkede insanlar tembel değil” diyen Ak, “Asıl sorun uzun süredir devam eden sinir sistemi yorgunluğu. Sürekli dayanmak zorunda olmak beden için sürdürülebilir değildir” ifadelerini kullandı.Uzmanlar, çözümün daha fazla zorlamakta değil; sinir sistemini sakinleştirmeyi yeniden öğrenmekte başladığını vurguluyor.
PSK. MERVE AK UYARIYOR: BU BELİRTİLER BASİT YORGUNLUK DEĞİL
Bir gecelik uykuyla geçmeyen yorgunluk, sinir sisteminin sürekli alarmda olduğunun göstergesidir.
Sabah dinlenmeden uyanmak, bedenin gece boyunca kendini onaramadığını gösterir.
Tahammülün belirgin şekilde azalması, kişilik değişimi değil; zihinsel aşırı yüklenmenin sonucudur.
Unutkanlık ve dikkat dağınıklığı, beynin hayatta kalma modunda çalıştığını düşündürür.
Nedensiz çarpıntı, mide ve baş ağrıları, bastırılan stresin bedensel ifadesi olabilir.
Bu belirtiler uzun süre devam ediyorsa, sorun daha fazla dayanma gücü değil;
sinir sisteminin dinlenmeye ve yeniden düzenlenmeye ihtiyaç duymasıdır.
Beden Alarm Veriyor
Bir gecelik uykuyla geçmeyen yorgunluk, sinir sisteminin sürekli alarmda olduğunun göstergesidir.
Sabah dinlenmeden uyanmak, bedenin gece boyunca kendini onaramadığını gösterir.
Tahammülün belirgin şekilde azalması, kişilik değişimi değil; zihinsel aşırı yüklenmenin sonucudur.
Unutkanlık ve dikkat dağınıklığı, beynin hayatta kalma modunda çalıştığını düşündürür.
Nedensiz çarpıntı, mide ve baş ağrıları, bastırılan stresin bedensel ifadesi olabilir.
Bu belirtiler uzun süre devam ediyorsa, sorun daha fazla dayanma gücü değil;
sinir sisteminin dinlenmeye ve yeniden düzenlenmeye ihtiyaç duymasıdır.
SABAH: KAFEİN + AÇLIK → KORTİZOL PATLAMASI
Sabah kahvaltı yapmadan içilen kahve, bedeni uyandırmak yerine stres hormonlarını artırıyor. Açlıkla birleşen kafein, kortizol seviyesini yükseltiyor.
Psikolog Merve Ak, “Beden sabah saatlerinde zaten doğal olarak kortizol salgılar. Aç karnına kafein alındığında bu denge bozulur. Çarpıntı, huzursuzluk ve gün boyu süren gerginlik bu yüzden başlar” dedi.
Bu durum, sinir sistemini daha güne başlarken tehlike varmış gibi çalışmaya zorluyor.
ÖĞLEN: HIZLI YEMEK → İNSÜLİN DALGALANMASI
Öğle yemeği çoğu zaman aceleyle yeniyor. Hızlı karbonhidratlar, düzensiz öğünler ve ekran başında yemek yaygınlaşıyor.
Ak’a göre bu tablo, kan şekerinde ani iniş çıkışlara neden oluyor. “İnsülin dalgalanması yaşayan beden, kısa süreli enerji verse de ardından ani bir yorgunluk ve zihinsel bulanıklık yaşar. ‘Öğleden sonra çöküşü’ diye tarif edilen hal tam olarak budur.”
Bu noktadan sonra beden, günü toparlamak yerine idare etmeye geçiyor.
AKŞAM: EKRAN + YORGUNLUK → UYKU SABOTAJI
Gün bitiyor ama beden duramıyor. Ekranlar kapanmıyor, zihin hâlâ uyarılıyor. Fiziksel yorgunluğa rağmen uykuya geçiş zorlaşıyor.
Psikolog Merve Ak, “Akşam saatlerinde maruz kalınan ekran ışığı ve zihinsel uyarım, melatonin salgısını baskılar. Yatakta geçirilen süre artar ama uyku derinleşmez” dedi. Sonuç: Dinlenmeden geçen bir gece ve ertesi güne taşınan yorgunluk.
Bu döngü tekrarlandıkça beden şunu öğrenir:
Sürekli tetikte kal
Dinlenmeyi ertele
Sinyalleri bastır
İnsanlar dinlenemediklerini düşünüyor ama asıl sorun şu: Beden gün boyu kendini korumaya çalıştığı için gece onarım yapamıyor.”
BU DÖNGÜ NASIL KIRILIR?
(Psikolog Merve Ak’tan beden dostu küçük müdahaleler)
Sabah bedenle temas kurarak başla:
Güne ilk 30 dakika aç karnına sadece kafein yüklemek yerine, birkaç lokma bile olsa besin almak sinir sistemine “güvendeyim” sinyali verir.
Öğlen yemeğini hızdan koru:
Yemek süresini uzatmak değil; yemeğe gerçekten odaklanmak insülin dengesini belirgin biçimde rahatlatır.
Akşam zihni kapatmadan yatağa girme:
Yatak, günün devamı değil; günün kapandığı yerdir. Ekranla girilen yatak, bedeni hâlâ görevde tutar.
Dinlenmeyi sona değil, araya koy:
Beden en çok gün içinde kısa duraklarda toparlanır. Akşama kadar “dayanmak” onarım sağlamaz.
Döngü büyük değişimlerle değil,
bedene gün içinde verilen küçük izinlerle kırılır.
BEDEN GÜN İÇİNDE SANA HANGİ SİNYALLERİ VERİYOR?
Öğleden sonra belirgin enerji düşüşü
Nedensiz huzursuzluk ya da iç sıkıntısı
Odaklanmakta zorlanma, dalgınlık
Küçük şeylere aşırı tepki verme
Akşam saatlerinde çarpıntı veya mide hassasiyeti
Bu sinyaller “idare et” çağrısı değil; yavaşla ve düzenle çağrısıdır.
Psikolog Merve Ak’a göre bedenin dili, bastırılan duyguların en dürüst tercümanıdır. “İnsan zihni birçok şeyi görmezden gelebilir. Ama beden bunu yapamaz. Konuşamadığımız yerde beden devreye girer” diyor.
Modern insan duygularını tanımakta değil, yönetmekte zorlanıyor. Öfkeyi yutuyor, üzüntüyü erteliyor, korkuyu görmezden geliyor. Zihin susuyor ama beden susmuyor.
BAŞ AĞRISI MI, BASTIRILMIŞ ÖFKE Mİ?
Sebebi bulunamayan baş ağrıları, diş sıkmalar, boyun tutulmaları…
Tıbbi olarak açıklanamadığında çoğu zaman “stresten” denip geçiliyor.
Oysa Psikolog Merve Ak’a göre bu belirtiler çoğu zaman ifade edilemeyen duygularla ilişkili. “Sürekli kendini tutan, sınır koyamayan, ‘hayır’ diyemeyen kişilerde baş ve boyun bölgesi çok sık alarm verir” diyor.
Öfke dışa çıkamadığında, beden onu kaslara yükler.
Zihin ‘idare et’ der, beden ‘taşıyamıyorum’ diye bağırır.
BEDEN NE ZAMAN KONUŞMAYA BAŞLAR?
Duygular uzun süre bastırıldığında
İhtiyaçlar sürekli ertelendiğinde
Kişi kendine yabancılaştığında
Beden önce fısıldar.
Anlaşılmazsa yükseltir.
Yine duyulmazsa rahatsız eder.
Psikolog Merve Ak, “Psikosomatik belirtiler düşman değil, rehberdir. Sorun bedenin konuşması değil, bizim dinlemememizdir” diyor.
Daha güçlü olmakta değil. Daha çok dayanmakta hiç değil.Çözüm, bedenin sinyallerini ciddiye almakta başlar.“Bu neden oluyor?” sorusunu sormakta başlar.
Ve en önemlisi, duygulara yeniden alan açmakta başlar.Çünkü beden susmaz.Ama dinlersen, seni iyileştirmeye çalıştığını fark edersin.
Psikolog Merve Ak
Beden konuştuğunda susmak değil, anlamak gerekir.
TREND vs GERÇEK
Psk. Merve Ak yazıyor
Sosyal medyada sağlık, bilgiyle değil hızla yayılıyor.Bir cümle, bir video, bir “bende işe yaradı” yorumu…
Ama beden, trendlerle değil biyolojiyle çalışıyor.
Bu hafta en çok konuşulan üç iddia ve işin bilimsel karşılığı:
TREND DİYOR Kİ: “Detoks yap, bedenini temizle”❌
GERÇEK: Beden zaten bunu yapıyor
Detoks kürleri ve arınma içecekleri, bedeni “kirlenmiş” gibi gösteriyor.
Oysa sağlıklı bir bedende toksinleri temizleyen sistem zaten aktif: karaciğer, böbrekler ve bağırsaklar.
Sorun toksin değil; düzensiz uyku, sürekli stres ve aşırı yük.
Bunlar değişmeden yapılan detokslar, çoğu zaman bedeni rahatlatmaz; daha da yorar.
TREND DİYOR Kİ: “Soğuk duş mucize”
GERÇEK: Herkes için uygun değil
Soğuk duş bazı kişilerde uyarıcı ve toparlayıcı olabilir.
Ama kaygı düzeyi yüksek, panik eğilimi olan ya da sinir sistemi zaten tetikte çalışan bireylerde tam tersi etki yaratabilir.
Bu kişilerde soğuk duş rahatlatmaz; alarmı artırır.
Yani mucize değil, kişiye bağlı bir uygulama.
TREND DİYOR Kİ: “Mindfulness her derde deva”
GERÇEK: Bazı kişilerde ters tepebilir
Mindfulness doğru zamanda ve doğru kişide çok kıymetlidir.
Ancak travma geçmişi olan bazı bireylerde zihni yavaşlatmak, bastırılmış içerikleri aniden yüzeye çıkarabilir.
Bu da huzur değil; kaygı artışı yaratır.
Her teknik herkese iyi gelmez.
PSK. MERVE AK’TAN KISA NOT
Sağlıkta en tehlikeli cümle şudur:
“Herkese iyi geliyor.”
Bedenler aynı değil.
İhtiyaçlar aynı değil.
İyileşme yolu da aynı değil.
Trendleri denemeden önce sorulması gereken tek soru var:
“Bu benim bedenime uygun mu?”
SON 7 GÜNDE BEDENİN SANA NE ANLATIYOR?
Kısa Kendini Yoklama Testi
Psk. Merve Ak
Kısa Kendini Yoklama Testi
Psk. Merve Ak
Aşağıdaki soruları son 7 günü düşünerek cevapla.
Her soruya “Evet” ya da “Hayır” demen yeterli.
Sabah uyanıyorsun ama hâlâ yorgun musun?
Uyumana rağmen dinlenmemiş gibi hissediyor musun?
Gün içinde enerjin aniden düşüyor mu?
Özellikle öğleden sonra halsizlik ve isteksizlik oluyor mu?
Eskiden seni germeyen şeyler şimdi daha mı çabuk sinirlendiriyor?
Tahammülünde belirgin bir azalma var mı?
Dikkatini toplamakta zorlanıyor musun?
Bir işe odaklanmak ya da okuduğunu anlamak eskisine göre daha mı zor?
Dinlensen bile bedenin toparlanmıyor mu?
Boş zaman ya da hafta sonu geçse de yorgunluk sürüyor mu?
CEVAPLAR NE ANLAMA GELİYOR?
🟢 0–1 “Evet” | HER ŞEY YOLUNDA
Bedeninle uyumun iyi. Mevcut ritmini koruman yeterli.
🟡 2–3 “Evet” | BEDEN UYARIYOR
Beden yük almaya başlamış.
Biraz yavaşlamak ve kendine alan açmak iyi gelir.
🔴 4–5 “Evet” | BEDEN DUR DEMEYE BAŞLAMIŞ
Bu tablo geçiştirilecek bir yorgunluk değil.
Beden toparlanmak için destek istiyor.
Psikolog Merve Ak ile ilgili detaylı bilgi almak ve randevu oluşturmak isteyenler, [email protected] e-posta adresi üzerindenya da Instagram: @psikologmerveak hesabı aracılığıyla iletişime geçebilir.
Gün içinde pek çok kişi farkında olmadan yemek yiyor. Tok olmasına rağmen atıştıran, canı sıkıldığında mutfağa yönelen ya da stresli bir günün ardından kendini tatlıyla ödüllendiren bireylerin sayısı her geçen gün artıyor. Bunun adı duygusal açlık.
Duygusal açlık gerçek bir açlık türü olmayıp, daha çok kişinin duygularını bastırmak veya rahatlamak için yemeğe yönelmesiyle ortaya çıkan hatalı bir davranış biçimidir. Özellikle stres, üzüntü, yalnızlık, öfke ve sıkıntı gibi duygular bu durumu tetikliyor.
Duygusal açlık genellikle aniden başlıyor. Kişi kısa sürede belirli yiyecekleri, özellikle tatlı, çikolata, hamur işi ya da paketli besinleri istiyor. Fiziksel açlıktan farklı olarak mide kazınması yerine “canım çekti” ifadesi öne çıkıyor. Yeme sonrası ise çoğu zaman rahatlama değil, suçluluk ve pişmanlık hissi yaşanıyor.
Fiziksel açlık ise yavaş yavaş gelişiyor, kişi her besine açık oluyor ve doyduğunda yemek doğal olarak sonlanıyor. Diyetisyen Yaren Işıklı, bu iki açlık türünü ayırt edebilmenin sağlıklı beslenmenin temel adımlarından biri olduğunu vurguluyor. Çünkü duygusal açlık kontrol altına alınmadığında, kilo artışı, yeme atakları ve besinle sağlıksız bir ilişki kaçınılmaz hale geliyor.Toplumda sıkça yanlış anlaşılan bir nokta da bu durumun irade eksikliğiyle ilişkilendirilmesi. Oysa duygusal açlık bir zayıflık değil, farkındalıkla yönetilmesi gereken bir davranış biçimi. Yemek, bu noktada beslenme ihtiyacından çıkıp geçici bir rahatlama aracına dönüşüyor.
Dyt. Yaren Işıklı, duygusal açlıkla baş etmenin ilk adımının kendine şu soruyu sormak olduğunu söylüyor: “Şu an gerçekten aç mıyım, yoksa bir duyguyu mu bastırmaya çalışıyorum?” Eğer açlık fiziksel değilse, yemeğin yerini kısa bir yürüyüş, nefes egzersizi, su içmek ya da birkaç dakika durup duyguyu fark etmek alabiliyor.
Sağlıklı beslenme yalnızca kalori hesabı ya da yasak listeleriyle sınırlı değildir. Asıl önemli olan, yeme davranışının arkasındaki nedeni anlayabilmek. Çünkü gerçek açlık mideyle başlar, duygusal açlık ise zihinde. Bu farkı görebilen bireyler, hem bedenlerini hem de duygularını daha sağlıklı bir şekilde yönetebiliyor.
FİT MOLA
Fırında Fit Mücver
Kızartmadan, hafif ve dengeli Sebzeyi daha hafif ve doyurucu bir şekilde sofraya taşımak isteyenler için fırında fit mücver iyi bir alternatif. Kızartma olmadan hazırlanan bu tarif, lif ve protein dengesiyle hem mideyi yormaz hem de uzun süre tok tutar.
Malzemeler:
1 küçük pırasa (ince doğranmış)
1 orta boy kabak (rendelenmiş, suyu sıkılmış)
1 orta boy havuç (rendelenmiş)
2 adet yumurta
3 yemek kaşığı yoğurt
2 yemek kaşığı zeytinyağı
4 yemek kaşığı yulaf unu
1 çay kaşığı kabartma tozu
Tuz, karabiber, pul biber
50 g lor peyniri veya az yağlı beyaz peynir
Yapılışı:
Pırasayı çok az suyla, yağ eklemeden yumuşayana kadar çevirin.
Kabak ve havucun suyunu iyice sıkın.
Yumurta, yoğurt ve zeytinyağını bir kapta çırpın.
Tüm sebzeleri ve peyniri ekleyin.
Yulaf unu, kabartma tozu ve baharatları ilave edip karıştırın.
Karışımı yağlı kâğıt serili kalıba dökün.
180 derece fırında 25–30 dakika pişirin.