Türkiye bugün iki önemli gündemin arasında gidip geliyor.
Bir tarafta büyüyen fon soruşturması, diğer tarafta vatandaşın cebini doğrudan ilgilendiren ekonomi, enflasyon ve alım gücü.
Fon meselesi elbette önemli.
Çünkü finans piyasasında güven zedelenirse bunun faturası sadece yatırımcıya değil, ekonominin tamamına çıkabilir.
Ama sokağın gündemi biraz daha farklı.
Vatandaşın gündemi mutfak.
Emeklinin gündemi maaşı.
İşçinin gündemi geçim.
Memurun gündemi ay sonu.
Çiftçinin gündemi mazot, gübre, yem ve ürününün fiyatı.
Esnafın gündemi ise siftah yapıp yapamadığı,
Yani Türkiye'nin ekonomi gündeminin merkezinde hâlâ aynı soru duruyor,
Vatandaşın alım gücü nasıl artırılacak?
Özellikle emekliler,
Yıllarca çalışmış, prim ödemiş, devlete hizmet etmiş milyonlarca insan bugün maaşının hayat pahalılığı karşısında yetersiz kaldığını söylüyor.
Emekli diyor ki “Ben bu maaşla nasıl geçineceğim?”
İşçi diyor “Zam geliyor ama fiyatlar daha hızlı artıyor.”
Çiftçi diyor “Üretiyorum ama kazandığım para maliyetimi karşılamıyor.”
Memur diyor ki “Geçim her geçen gün daha da zorlaşıyor.”
Siyaset ise bütün bu sesleri duyuyor.
Duymak zorunda.
Çünkü önümüzdeki dönem siyasetin en önemli başlıklarından biri hiç kuşkusuz vatandaşın cebine dokunmak olacak.
Şimdi gelelim biraz daha ileriye,
Önümüzdeki yıl bu aylarda erken seçim ihtimali üzerinden siyaset yeniden hareketlenecek. Ekonomik alanda yeni adımlar mutlaka atılmalıdır.
Seçim takvimi kesinleşmiş değil, ama siyaset seçim ihtimalini her zaman hesap eder.
Vatandaşın ekonomik beklentilerinin yükseldiği bir dönemde de iktidarın bu beklentilere cevap verecek politikalar geliştirmeli.
Benim tahminim şudur,
Para muslukları erken açılabilir.
Emekliye yeni bir destek gelebilir,
İşçiye ücret artışı kesinlikle yapılır,
Memura iyileştirme, çiftçiye yeni destek paketleri gelir.
Esnafa kolaylık sağlanır,
Belki sosyal yardımlarda genişlemeye de gidilir.
Yani toplumun farklı kesimlerine yönelik ekonomik rahatlatma adımlarının önümüzdeki dönemde daha fazla konuşulacağını düşünüyorum.
Çünkü siyaset sandığı sever.
Ama sandık da cebi sever.
Fakat burada çok önemli bir gerçek var.
Vatandaş artık sadece “Ne kadar zam alacağım?” diye bakmıyor, “Aldığım zam ne kadar dayanacak?” diye bakıyor.
Çünkü maaşa zam yapıyorsunuz, ardından kira artıyor.
Markete gidiyorsunuz, fiyat değişmiş.
Pazara gidiyorsunuz, fiyatlar artış.
Faturaya bakıyorsunuz, o da yükselmiş.
Akaryakıta bakıyorsunuz, o zaten yerinde durmuyor.
Dolayısıyla mesele sadece vatandaşa daha fazla para vermek değil, verilen paranın satın alma gücünü korumasıdır.
Asıl başarı budur.
Emekliye 5 bin lira verip onun alım gücünü birkaç ay sonra enflasyona teslim ederseniz bu kalıcı bir çözüm değildir.
İşçiye zam verip temel ihtiyaç fiyatlarının aynı hızla yükselmesine izin verirseniz, yapılan zammın bir anlamı yok.
Seçim günü geldiğinde vatandaşın elinde hesap makinesi olur.
Kim ne söyledi, kim ne vaat etti, kim ne verdi?
Kim verdiği sözün arkasında durdu?
Ama en önemlisi cebimde ne kaldı?
İşte bütün mesele burada.
Ve vatandaşın en büyük sorusu da aslında çok basit “Ben yarın bugün olduğumdan daha rahat yaşayabilecek miyim?”
Cevabı kim verecek?
Siyaset verecek.
Ama son sözü yine vatandaş söyleyecek.
Bana göre para muslukları da yakında açılır.