Bu filmi daha önce de gördük. Hem de defalarca.

Çaykur Rizespor’da işler kötüye gittiğinde, alınan sonuçlar beklentilerin altında kaldığında, teknik direktörün koltuğu sallanmaya başladığında bir bakıyorsunuz ki gündemin merkezinde Trabzonspor var.

Hikmet Karaman’dan İlhan Palut’a, şimdi de Recep Uçar’a…

İsimler değişiyor, teknik direktörler değişiyor ama tartışma biçimi değişmiyor. Sahadaki başarısızlık konuşulacağına, Trabzonspor üzerinden yeni bir gündem oluşturuluyor. Takımın futbolu, taktik tercihleri, puan kayıpları ve teknik sorumlulukları bir kenara bırakılıyor; iki şehir arasındaki hassasiyetler tartışmanın merkezine taşınıyor.

Ne güzel memleket.

Sahada kaybet, mikrofonun başında Trabzonspor’u konuş.

Peki, bu kadar kolay mı?

Recep Uçar’ın Trabzonspor karşılaşmasının ardından yaptığı, “Rize-Trabzon maçının Rizeliler için ne anlam ifade ettiğini biliyorum” açıklaması, ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor. Bir teknik direktörün görevi, iki şehir arasındaki rekabetin hassasiyetlerini öne çıkarmak mı, yoksa takımının sahadaki performansını değerlendirmek mi?

Elbette Rizespor için Trabzonspor maçının ayrı bir anlamı olabilir. Trabzonspor için de Rizespor karşılaşmasının kendine özgü bir rekabet değeri vardır. Futbolun doğasında rekabet vardır. Her iki takımın taraftarı da kazanmak ister. Bunların hiçbirine itirazımız yok.

Ancak rekabet başka, iki şehrin insanını karşı karşıya getirebilecek bir dil kullanmak başkadır.

Trabzonspor ile Çaykur Rizespor arasındaki maçın sonucu ne olursa olsun, iki şehrin kardeşliği bir futbol müsabakasının çok üzerindedir. Bu kardeşlik, bir teknik direktörün açıklamasına, bir maçın skoruna ya da bir sezonun başarısına kurban edilemez.

Kaldı ki Trabzonspor’u hedefe koymakla Rizespor’un sorunları çözülmez. Kötü futbol iyi futbol olmaz, kaybedilen puanlar geri gelmez, taktik hatalar ortadan kalkmaz.

Bir teknik adamın sorumluluğu, zor günlerde daha da büyür. Hesap vermesi gereken yer mikrofonların karşısında kurduğu cümleler değil, sahadır. Taraftarın beklentisine cevap veremiyorsa bunun nedenlerini açıklamalı, eksiklerini değerlendirmeli ve çözüm üretmelidir.

Sağa sola çamur atarak, tartışmanın yönünü değiştirerek, şehirlerin hassasiyetlerini gündeme taşıyarak teknik direktörlük yapılmaz. Başarısızlığı halının altına süpürmek adamlık değildir.

Recep Uçar’a açıkça söyleyelim;

Trabzonspor üzerinden gündem oluşturarak kendi üzerindeki baskıyı dağıtabileceğini düşünüyorsan yanılıyorsun.

Futbolda hiçbir teknik direktörün koltuğu garanti değildir. Başarı varsa takdir görürsünüz, başarısızlık varsa eleştirilirsiniz. Bu, mesleğin doğasında vardır. Kimse teknik direktörlerden her maçı kazanmalarını beklemiyor. Ancak herkes, sonuçların sorumluluğunun üstlenilmesini bekliyor.

Hikmet Karaman’ın, İlhan Palut’un ardından aynı tartışma biçiminin yeniden gündeme gelmesi, üzerinde düşünülmesi gereken bir meseledir. Burada mesele kişisel bir hesaplaşma değil; teknik adamların kendi sorumluluklarını yerine getirmesi ve açıklamalarında iki şehrin kardeşliğini gözetmesidir.

Recep Uçar, sen de bu anlayışın peşinden gidersen bu saatten sonra uçamazsın.

Bugün Trabzonspor’u hedef göstermek sana geçici bir gündem kazandırabilir. Ancak yarın sahada sonuçlar değişmediğinde yine aynı sorularla karşı karşıya kalırsın. Çünkü futbol kamuoyu, açıklamalardan önce sahaya bakar.

Şimdi gelelim asıl meseleye…

Trabzon ile Rize birbirine düşman iki şehir değildir. Komşudur, kardeştir. Aynı Karadeniz’in dalgalarıyla büyümüş, benzer kültürü paylaşmış, sevinciyle de acısıyla da birbirine yakın durmuş iki şehirdir.

Aralarında futbol rekabeti vardır, olacaktır da. Trabzonspor kazanır, Rizespor kazanır. Taraftarlar birbirine takılır, maçın heyecanını yaşar. Düdük çalar, doksan dakika biter. Hayat devam eder.

Ama kardeşlik devamlıdır.

Bir teknik direktörün açıklamasıyla bu kardeşliğin bozulacağını sananlar, iki şehrin insanını yeterince tanımıyor demektir. Trabzonlu ile Rizeli arasındaki bağı birkaç tartışmalı cümleyle koparamazsınız. Bu şehirlerin insanları, futbolun rekabet olduğunu; komşuluğun, dostluğun ve kardeşliğin ise çok daha büyük bir değer taşıdığını çok iyi bilir.

O nedenle kimse Trabzon ile Rize arasına nifak tohumu ekmeye kalkmasın. Kimse kendi mesleki sorumluluğunu iki şehrin hassasiyetlerinin arkasına gizlemesin. Kimse bir maçın sonucunu şehirler arasında husumet üretmenin bahanesine dönüştürmesin.

Futbol birleştirmeli, ayrıştırmamalıdır. Teknik adamlar da kullandıkları dilin sorumluluğunu taşımalıdır.

Recep Uçar’a da kendisinden önce aynı tartışmaların içinde kalan teknik direktörlere de son sözümüz şudur,

Trabzonspor’u konuşacağınıza futbolunuzu konuşun. Başarısızlığınıza kılıf arayacağınıza eksiklerinizi giderin. İki şehrin kardeşliğini tartışmaya açacağınıza sahada mücadele edin.

Çünkü Trabzonspor da Rizespor da bu bölgenin değeridir.

Trabzon da bizimdir, Rize de bizimdir.

Rekabet sahada kalır, kardeşlik baki kalır.

Anladın mı Recep Uçmaz!

Trabzon-Rize kardeşliğini kimse bozamaz.