ABD Başkanı Trump’ın İran ile ben diyeyim “Savaşa son verme”, siz söyleyin “Barış” anlaşmasına vardığı söyleniyor.
Daha öncesinde birkaç kez söylenmesine rağmen icraata geçirilemeyenler gibi olur ise şaşmayın!
Çünkü Ortadoğu için bu türlü anlaşmalarda savaş ile barış arasında ince bir çizgi vardır. Hep de öyle olmuştur.
O nedenledir ki yazar David Fromkin 1989’da bunun için “Barışa Son Veren Barış” adlı kitabı bile yazmıştır.
Her neyse!
Biz gelelim “Trump’ın İsrail’i dışlayarak, İran ile barış anlaşması yaptığı”ndan dem vurulmasına…
İster “hayalperestler” deyin!
İster “Geçmişi unutanlar” deyin!
İsterseniz “Coni ile İsrail’i tanımayanları” deyin!
Ne derseniz deyin!
Bunların ahvaline bir bakar mısınız?
ABD’nin Ortadoğu’da kendi hesabına değil de, İsrail’in hedeflerine yönelik olarak yer aldığını bilmeyenlerin gaflet ve delaletine…
80 yıldır tüm olup bitenler Büyük Ortadoğu Projesi’nde satır satır, kalem kalem yazılı olup, icraatın buna uygun olarak yapıldığını bilmeyenlerin cehaletine!
“Karakteri, huyu veya inancı uzun yıllar boyu oturmuşların, sonradan bu duruma aykırı bir şekilde değişmesinin mümkün olmadığı” anlamında kalıplaşmış bir derbi-mesel olan “Kırk yıllık Kâni, olur mu Yani” sözünü unutmalarına!

Hiç uzatmaya, evelemeye hatta gevelemeye gerek yok!
ABD’nin İsrail’i dışlayıp, hele hele Netanyahu’nun üstünü çizdiği söylemlerinden vazgeçip, “kör fili tuttuğu yere göre tarif eyler” huyundan vazgeçsinler.
Ben bu gaflet ve delalet içinde hatta bazı ihanet derecesinde olanlardan tek bir isteğim var.
Bana bir tane bugüne kadar ABD ile İsrail’in aykırı ve ihtilaf düştükleri doğru dürüst bir mevzu göstersinler yeter!
FINDIK FİYATINI 400’DEN, 300’E YÜKSELTİLER!
Kusura kalınmasın!
Benim de kafamı karıştırdılar.
Hatta “400’mü büyüktür, yoksa 300’mü?” derecesinde!
Nasıl karışmasın ki?
Geçen yılın fındığının fiyatı 300’ü aşıp, 350’e varınca, “400 olmalı” diyen zatlar, şimdi 2026 fındığının “300 liranın altında olmaması” gerektiğinden dem vuruyorlar!
Hem de, 2025 ürününden halâ elinde 100-150 bin ton fındık bulunan ve 400 lira olmasını bekleyen köylülere rağmen!
Ne denir? Ne diyeyim!
Ziya Paşa’nın, “Ayinesi iştir kişinin lâfına bakılmaz” sözünü hatırlatarak, “Bunlara inanmayın, kafa yormayın” diyesim gelmiyor değil!
Gelmiyor gelmiyor ama, sanırım bunların hesap kitabında matematik tersten okunuyor! Onun için dün “400 istediklerine”, bugün “300 verilmeli” lâfını böbürlenerek yapıyorlar!
Ama buna rağmen merak ettiğim bir şey var:
Ortada 400’lük istek var iken, bunu neden 300 olarak telaffuz eyliyorlar?
ANLAYARAK OKUMADIKTAN SONRA…
İnsan beyninin en büyük özelliği “Anlamak” üzerinedir.
Onun için anlamadıktan sonra okumanın hiçbir “Kıymeti harbiyesi yoktur.”
Onun içindir halkın, milletin, ümmetin anlamamasını isteyenlerin başta eğitim olmak üzere sistemi her alanda anlama değil, sadece okuma üzerine inşa etmeleri…
KISSADAN HİSSE
Önce fıkrayı aldığımız “En Güzel Politik Fıkralar” kitabının 1990’da basıldığını belirtelim ki, “öküzün altında buzağı aramakla” meşgul olanlar bugüne takılıp kalmasınlar!

İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Mark Rusel, İstanbul’daki bin toplantıda şöyle demişti:
-“Sıkıyönetimi kaldırarak bir adım ileri atıyorsunuz. Sonra polis yasasına çıkartıp iki adım geri geri geliyorsunuz. Neden?”
Eee… Yeniden Osmanlılığa özenince mehter marşıyla yürümeye başladık da ondan!
DÜNDEN BUGÜNE
18 Haziran 2006’da, yani bundan 20 yıl önce, aynı süre kadar spor yazarlığı yaptığımız Yeniçağ Gazetesi’nde Abdullah Özdoğan’dan alıntı yapmışız.
*
Akla, yolculuğa bilet sorulmaz…
Gitmek istediğiniz yere gidip, olmak istediğiniz kişi olabilirsiniz beyninizle. Kimse size bilet sormaz bu uzun ve kısa yolculuğunuzda.
Ruhunuzu satmış bile olsanız, aklınızdan rica edersiniz size bir bahanesini bulur.
İçinizi ferahlatacak ve sizin hoşunuza gidecek, yaptığınız en alçakça şeyde bile kendinize kendinizi haklı gösterecek bir unsur yaratır aklınız.
Gündelik hayatta, aklın beden sağlığını ve ruh direncini sağlamak için kullandığı en basit yöntemdir bu.
Ve bir gün gelir, akıl sebep üretemez olur ve kendini uzun bir yolculuğa çıkarır.
Ve bu öyle uzun bir yolculuktur ki, dönüşü olmasa bile gidilen yerden muhakkak bir kart atılır.
Aklın ömrü biter, sonu gelir.
Sadece gidilen yerlere ait güzel hikâyeler ve uzun masallar kalır geriye.
O da aklın yettiği noktaya kadar devam eder.
Yetmediği noktada ise yapacak bir şey yok.