Bundan 15 yıl önce 18 Haziran’da aramızdan ayrılan Orhan Kaynar’ın (1948-2001), Kasım-2000’de Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’nin yayın organı olan MANŞET Gazetesi’ndeki yazısını paylaşacağız.
Dürüst Gazetecilik…
Bizim meslek, hem zevkli, hem yorucudur.
Zorluğu günün 24 saatinde olaylarla iç içesiniz. Gecenin ilerlemiş saatinde gelen telefona kayıtsız kalamazsın.
Zevkli yanı ise işinizi doğru yapmanın rahatlığıdır. Şayet gerekli yerlere inandırıcı mesajınızı verebilmiş, hele hele neticesini de almışsanız, onun zevkine doyum olmaz.
Ama her şeyin başı dürüst olmaktan geçer.
Günümüzde çok satılık kalem olduğu zaman zaman gündeme gelir. Bu iddiaları okudukça, yüzüm kızarıyor. “Acaba neden?” diye de kendime sormadan edemem.
Para için mi? Bilinmez ki!

Acaba para denilen “İllet”, “Onur”dan daha mı önemlidir?
Parayı her zaman kazanabilirsiniz, ama kaybettiğiniz onuru nasıl kurtarabilirsiniz ki?
Bazı tipler vardır, herhangi bir işletmeye telefon edip, bir dileğini iletir. Ancak istemi yerine getirilmedi mi çalakalem karalama kampanyasına başlar! İşte en tehlikeli tipler bunlardır.
Gazeteci kisvesine bürünmüş, tamamen çıkar peşinde koşan bu tipler “asalak” sınıfına girerler. Ömürlerince bir arpa boyu yol alamazlar. Ve bir gün gelir, yok olup giderler.
O nedenle mesleğimizi sevdiğimiz kadar onurumuzu korumayı da bilmeliyiz. Dürüst gazetecilikten hiç ödün vermemeliyiz.
NELER OLUP BİTİYOR DA, DUYUP, GÖRÜP, ANLAYAN VAR MI?
Yandaş ve yoldaş olmayan televizyonların haberlerini izleyip…
Gazetelerin asayiş haberlerini okuyup…
Sosyal medyayı da takip edip…
Etrafta olup bitenlere de göz atıp…
Ardından da “Bu ülkede neler olup bitiyor?” sorusuna cevap aramaya kalkar iseniz; “Yandınız” demektir!
Çünkü asayiş adına “olup bitenlerin” dahası insan hayatına mal olan “ölümün binbir çeşidini” duyar, görür, okur ve anlamaya çalışırsınız.
Çalışmadan önce ünlü düşünür Albert Camus’un; “Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın” şeklindeki derin felsefi tespitini anlamak yetmez, kavramak da gerekir!
*
Tedbir alınmadığı için yaşanan kazalar…
Cana kıymanın normalleştiği zamanlar…
Hem de, “Cennet onların ayağı altındadır” buyurulan analara kıyabilecek, ailesini yok edebilecek kadar…
Allah’ın verdiği iradeyi sabır ile kullanmayıp anlık feveranlar, saldırılar…
Kendi canına kıyabilme derecesinde cinnete varmalar…
“Neler oluyor? Nereye gidiyoruz?” dedirten bir gidişat!
Ezcümle; ölüme sebebiyet veren onlarca, yüzlerce, binlerce ben diyeyim “Yanlış”, siz söyleyin “Hata!”
Ve de tüm bunlar için yapılması gerekenleri, farklı gündemlere kapılarak, kapıları açarak, öteleyerek duymayıp, görmeyip ve anlamayıp seyir eyleyen görevliler, erk sahipleri, yönetenler!
Ezcümle; “Bin(diril)mişiz bir alâmete gidiyoruz kıyâmete” gibi bir ahvâl…
BUGÜNKÜLERİN DÜNKÜLERİ…
Siyasetin gündeminin ilk sırasına yerleşen, (ya da yerleştirilen) CHP merkezli ahvâli izleme yerine devlet ve siyaset adamı, yazar Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun (1889-1974) “Politikada 45 Yıl” anılarının yer aldığı 1968 baskılı kitabın 230’uncu sayfasına “Dünden Bugüne” diyerek takılıp kalmadım değil.
Önceki sayfaları okuyup da 230’a gelindiğinde “taşları yerli yerine oturtmada” kolaylık yaşanıyor. Ama burada o kadar yerimiz yok.
Sadece “dün-bugün” hesabına mukayese yaptıran bir bölümü paylaşalım:

“…İşte yöneticileri bu hale düşmüş olan bir muhalefet partisiyle üst üste kazandığı üç seçim zaferinin sarhoşluğu içinde kendinden geçmiş bir iktidar partisi arasındaki siyasi mücadele böylece çığırından çıkmış, bir karşılıklı saldırı halini almıştı.

…Böylelikle siyasi mücadele alanı, davacının kim, davalının kim olduğu anlaşılamayan bir mahkeme halini almıştı. Zira burada her iki taraf birbirlerini ay aynı delillere dayanarak, aynı suçlarla suçlamakta adeta yarışa girmiş gibiydi. Bunun karşısında Yargıç durumunda bulunan tarafsız halk efkârı nasıl bir hüküm vereceğini şaşırıp kalmıştı.”
DÜNDEN BUGÜNE
Kandırmak!
16 Haziran 2007’de kaleme almışız.
İnsanları kandırmak kolaydır.
Zaten insanoğlu, biraz da kolay yolu tercih ettiği için, “kanmaya” hazırdır!
Ancak, akıl denilen üstünlük ile donatılan insanın başkalarından çok kendini kandırması, bunu daha da ileriye getirerek, Yaratanı bile kandırdığını zannedecek şekilde hareket ettiğinin farkına varmaması kadar, kelime anlamıyla yalanla haşır neşir olması var ya; işte en kötüsü bu!
Hele hele, bazıları var ki; çabalarına öylesine bir ilahi kılıf bularak işe koyulup, sonra da gerçekmiş gibi inanarak hayatlarını sürdürüyorlar ki; sormayın!
Boşuna dememişler; “Şeytan büyük günahlarını işleyeceğini zaman, işe onları ilahi bir hüviyete büründürmekle işe başlar” diye!
KISSADAN HİSSE
Adamın biri bir politikacıya sorar:
–Efendim, siyasette nasıl bu kadar başarılı ve popüler olabiliyorsunuz? Sırrınız nedir?
Politikacı gülümseyerek yanıtlar:
–"Çok basit! Ben insanlara olta değil, tuttukları balıkları vaat ediyorum. Böylece herkes kendi hayalindeki balığı yemiş gibi mutlu oluyor.