2025 Gitti…

Peki bize ne bıraktı, 2026’dan ne bekliyoruz?

Evet doğrusuyla yanlışıyla, eğrisiyle büğrüsüyle, bir yılı daha ardımızda bıraktık.
Takvim yaprakları değişti ama insanlığın omuzlarındaki yük hafiflemedi.
2025; kimileri için kazanım, kimileri için kayıp, çoğu insan için ise sabır yılı oldu.

Savaş görüntülerine alıştık…

Cinayetler, operasyonlar, tutuklamaları gördük
Çocukların ağlamasına, kadınların hayattan koparılmasına, şehirlerin haritadan silinmesine neredeyse duyarsızlaştık.
Ekonomik kriz, geçim sıkıntısı, adaletsizlik, güvensizlik ve gelecek kaygısı dünyanın ortak dili haline geldi.

Peki 2025 bize ne getirdi ne götürdü?

Öğreten ama yoran bir yıl oldu.

2025, bize şunu öğretti;
Hiçbir şey kalıcı değil,

Ne güç, ne para, ne de koltuklar.

Ekonomik olarak dünya hâlâ toparlanma sancısı yaşıyor.
Enflasyon, gelir adaletsizliği, üretim krizleri; sadece az gelişmiş ülkelerin değil, gelişmiş ülkelerin de temel sorunu oldu.
Zengin daha zenginleşirken, orta sınıf eridi, yoksulluk görünür hale geldi.

Siyasette sertleşme arttı.
Hak, hukuk ve adalet kavramları sıkça konuşuldu ama çoğu yerde uygulanmadı.
Adaletin geciktiği her coğrafyada, umut biraz daha eksildi.

En ağır bedeli ise yine masumlar ödedi.
Çocuklar büyüyemeden öldü.
Kadınlar korunamadı.
İnsan hayatı, çıkar hesaplarının gölgesinde değersizleşti.

Ama 2025 aynı zamanda bir uyarı yılıydı.
“Böyle devam edemezsiniz” diyen bir yıl oldu.

Peki 2026 yılı yeni bir umut mu, yoksa 2025’in tekrarı mı?

Asıl soru şu;
Evet, 2026, 2025’in tekrarı mı olacak, yoksa bir kırılma noktası mı olacak?

Dünya artık bir yol ayrımında.
Ya çatışmayı normalleştirecek,
Ya da barışı yeniden inşa etmeye cesaret edecek.

Barış gelecek mi?
Gelir…
Ama yalnızca silahların susmasıyla değil, vicdanların konuşmasıyla.

Ekonomi düzelecek mi?
Düzelir…
Ama sadece rakamlarla değil, sofralara yansıdığı gün düzelecek.

Hak, hukuk, adalet tesis edilecek mi?
Edilir…
Ama güçlülerin değil, mazlumların hukuku esas alındığında.

Çocuklar, kadınlar öldürülmeye devam edecek mi?
Bu sorunun cevabı bizim elimizde.
Sessiz kalırsak evet,
Karşı durursak hayır.

Ama yeni bir yol haritası şart.

2026’dan mucize beklemek yerine, akıl beklemeliyiz.
Öfke yerine sağduyu,
Çıkar yerine insanlık,
Kutuplaşma yerine ortak akıl.

Yıllardır devam eden savaşlar, bu ülkeler için ne yapılmalı.
Adalet, güvenlikten daha öncelikli olmalı.
Çünkü adalet yoksa güvenlik de sürdürülemez.

Toplumlar için ne olmalı,
Birlik duygusu yeniden inşa edilmeli.
Aynı fikirde olmak değil, aynı gelecekte buluşmak önemli.

Bireyler için ne peki;
“Bana dokunmayan yılan” anlayışı terk edilmeli.
Çünkü dünya artık küçük, sorunlar bulaşıcıdır.

Ve 2026’dan bir temennimiz olsun.
Çocukların oyuncak sesi, bomba sesini bastırsın.
Kadınlar korkuyla değil, güvenle yaşasın.
Adalet, saraylara değil sokaklara insin.
Ekonomi, raporlarda değil mutfakta düzelsin.
İnsanlık, teknolojiden hızlı ilerlesin.

Yeni yıl; daha az nefret, daha çok merhamet, daha fazla adalet getirsin.

Çünkü dünya artık yeni bir yıla değil, yeni bir vicdana ihtiyaç duyuyor.

Dün Galata Köprüsü’nde Filistin için başlatılan barış yürüyüşün tüm dünyaya yayılmasını, üç gün sonra açıklanacak enflasyon oranıyla işçi ve memur maaşlarının herkese yetebileceği bir yıl olsun.

Yeni yıl, eski yaralarla devam etmesin.