NATO'nun kuruluşundan bu yana Türkiye, ikinci kez NATO Liderler Zirvesi'ne ev sahipliği yapıyor.

İlk zirve 2004 yılında İstanbul'da düzenlenmişti.

Aradan geçen 22 yılın ardından liderlerin yeniden Türkiye'de buluşması, Ankara'nın ittifak içindeki stratejik öneminin ve Türkiye'nin uluslararası diplomasi masasındaki ağırlığının önemli bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Uluslararası siyasette bazı gelişmeler vardır ki, yalnızca takvimde yer alan rutin bir organizasyon olarak görülemez.

Çünkü devletler arasında hiçbir büyük karar tesadüfen alınmaz.

Hele ki dünyanın en güçlü askeri ittifakı olan NATO'nun zirvesine ev sahipliği yapmak.

Bu, sadece toplantı salonunu hazırlamak değildir.

Bu, aynı zamanda "Dünya seni dinlemeye geliyor" demektir.

Türkiye'nin NATO Zirvesi'ne ev sahipliği yapacak olması da işte tam olarak böyle okunmalıdır.

Son yıllarda dünyanın merkezinde yaşanan hemen her krizde Türkiye'nin adını görüyoruz.

Rusya-Ukrayna savaşı,

Orta Doğu'daki çatışmalar,

Suriye meselesi,

Karadeniz'in güvenliği,

Tahıl Koridoru,

Enerji hatları,

Terörle mücadele,

Göç yönetimi.

Bütün bu başlıkların ortak noktasında artık Türkiye bulunuyor.

Eskiden gelişmeleri uzaktan izleyen bir Türkiye vardı.

Bugün ise gelişmelerin yönünü belirleyen bir Türkiye var.

Bunun en önemli göstergelerinden biri de uluslararası liderlerin Türkiye'ye bakışıdır.

ABD Başkanı Donald Trump'ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a duyduğu saygıyı dile getiren açıklamaları da bu çerçevede değerlendirilebilir.

Liderler arasındaki kişisel diyaloglar elbette önemlidir.

Ancak asıl önemli olan, bu diyaloğun arkasındaki devlet gücüdür.

Çünkü uluslararası ilişkilerde hiçbir lider, sadece nezaket olsun diye başka bir ülkeye önem vermez.

Devletler çıkarları doğrultusunda hareket eder.

Bugün Türkiye'ye verilen önem de büyük ölçüde sahip olduğu jeopolitik konumdan, askeri kapasitesinden, diplomatik etkinliğinden ve bölgesel ağırlığından kaynaklanmaktadır.

Türkiye artık sadece NATO'nun bir üyesi değildir.

NATO içinde görüşü dikkate alınan, veto hakkını gerektiğinde kullanan ve birçok konuda denge kurabilen ülkelerden biridir.

Bu da ülkenin masadaki ağırlığını artırmaktadır.

NATO Zirvesi'nin Türkiye'de yapılacak olması, dünyaya verilen güçlü bir mesajdır.

Bu mesajın satır aralarında şunlar yazmaktadır.

Türkiye'siz güvenlik mimarisi kurulamaz.

Türkiye'siz Karadeniz konuşulamaz.

Türkiye'siz Orta Doğu denklemi tamamlanamaz.

Türkiye'siz Avrupa'nın güvenliği de eksik kalır.

İşte asıl mesele budur.

Bir ülkenin büyüklüğü yalnızca ekonomik rakamlarla ölçülmez.

Masaya kaç devlet başkanını oturttuğunuzla,

Kriz anında telefonun ilk size açılmasıyla,

Sizin ne düşündüğünüzün merak edilmesiyle ölçülür.

Bugün Türkiye tam da böyle bir noktadadır.

Elbette içeride farklı siyasi görüşler olacaktır.

Demokrasinin gereği de budur.

Ancak uluslararası alanda Türkiye'nin elde ettiği diplomatik kazanımları, siyasi rekabetin ötesinde değerlendirebilmek gerekir.

Çünkü güçlü devletler, yalnızca sınırlarını değil; masadaki ağırlıklarını da koruyabilen devletlerdir.

NATO Zirvesi'nin Türkiye'de düzenlenmesi de işte bu ağırlığın en somut göstergelerinden biridir.

Dünya bazen bunu tek bir fotoğraf karesiyle anlatır.

Aynı masanın etrafında toplanan onlarca lider,

Ve o masanın ev sahibi olan Türkiye.

İşte bütün mesele budur.