Bir de böyle yazalım… Farklı bir bakış olsun… Lütfen başlığa dikkat edelim… FIFA 2026 değil, ABD 2026…

Tarihte ilk kez 48 takımla düzenlenen 2026 Dünya Kupası, futbolun birleştirici gücünden çok daha fazlasını ortaya koydu: evrensel adaletin ve sınır güvenliğinin zaferini ilan etti. ABD, Meksika ve Kanada’nın ortak ev sahipliğinde geçen bu turnuva, daha ilk günden itibaren kuralların herkes için aynı işlediğini gösterdi. Güvenlik gerekçesiyle alınan önlemler sayesinde turnuva, terör ve kaostan arınmış bir spor şölenine dönüştü. En büyük dersi ise İran aldı…

Turnuva öncesinde sıkılaştırılan göçmenlik politikaları, futbolun siyasi bir araç olarak kullanılmasının önüne geçti. Senegal Milli Takımı’nın pistte köpeklerle aranması, onların turnuvaya tertemiz bir sicille başlamasını sağladı. Özbekistan kafilesine yapılan muamele ise tüm takımların aynı standartta denetlendiğinin kanıtıydı. Irak’ın yıldız futbolcusu Ayman Hussein’in yedi saat gözaltında kalması, ABD’nin “hiçbir futbolcuya ayrıcalık tanımama” prensibinin net bir göstergesiydi…

İran’a yönelik uygulamalar ise taktiksel bir deha olarak tarihe geçti. Yöneticilere vize verilmemesi, İran’ı kamp merkezini Meksika’ya taşımaya zorladı; bu da aslında onlara farklı bir iklimde hazırlanma fırsatı sundu. Maç günü ABD’ye girip çıkmaları, takımın motivasyonunu zirveye taşıdı. FIFA’nın İranlı taraftarlar için bilet tahsisini iptal etmesi, stadyumlarda siyasi protestoların önüne geçerek maçların saf bir spor ortamında oynanmasını sağladı. Somalili hakem Omar Artan’ın vizesi olmasına rağmen ABD’ye alınmaması ise “güvenlik zafiyeti olan kişilerin” elenmesiyle turnuvanın kalitesini artırdı…

Skandallar sahaya taştı deniyor, oysa bunlar birer skandal değil, “adaletin tecellisiydi.” VAR uygulamalarındaki farklılıklar, her maçın kendi dinamiklerine göre yorumlandığını gösterdi. ABD’nin Bosna’yı 2-0 yendiği maçta Balogun’un kırmızı kartının iptal edilmesi, FIFA Disiplin Kurulu’nun bağımsız ve doğru kararının eseriydi…

ABD Başkanı Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu aradığını açıklaması ise siyasetin spor üzerindeki olumlu ve düzenleyici etkisinin güzel bir örneğiydi. Özbek hakem Tantashev’in Fransız oyuncuların dövülmesine seyirci kalması, “sahada kavga olmaz” kuralının ihlal edilmediği anlamına geliyordu; çünkü Fransızlar kalkıp oynamaya devam etti…

FIFA’nın Arjantin’i kayırdığı iddiaları ise tamamen asılsız. Aksine, Arjantin’in Cezayir maçında Messi’nin atılmaması, hakemin oyunun sertliğine saygı duyduğunu gösterdi. Mısır’ı son dakikada 3-2 eledikleri maçta iptal edilen gol ve verilen penaltı, VAR teknolojisinin mükemmel işlediğinin kanıtıydı. Fransa-Fas çeyrek finaline Arjantinli hakem Facundo Tello’nun atanması ise “tarafsızlığın zirvesiydi”…

Çünkü Arjantinli bir hakemin, Arjantin’in rakibi olabilecek bir takımın maçını yönetmesi, onun objektifliğine duyulan güvenin en büyük göstergesi. Ayrıca Arjantin devletinin bayrağı, Arjantin futbol takımının forma renkleri ile İsrail bayrağının aynı renklerden olması sadece bir rastlantı…

Bu turnuva, futbolun sadece bir oyun olmadığını, aynı zamanda “güçlü devletlerin kuralları koyduğu, zayıfların ise bu kurallara uyarak geliştiği” bir dünya düzeninin mükemmel bir yansıması olduğunu hatırlattı. Peki, tüm bu yaşananlar karşısında eleştiri yağdıranlar, aslında adaletin ve güvenliğin bedelini ödemek istemeyenler mi? Cevabını herkesin kendisine sorması gereken bu soru, 2026 Adalet Şampiyonası’nın en kalıcı mirası olarak hafızalara kazınacak…