Türkiye günlerdir fon soruşturmasını konuşuyor.

Ortaya atılan iddialar, soruşturmanın kapsamı ve dosyada adı geçen isimler kamuoyunun dikkatini çekiyor.

Bu isimlerden biri de İstanbul Milletvekili Fatma Betül Sayan Kaya.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, yürütülen soruşturma kapsamında Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın tüm mal varlıklarının dondurulmasına ilişkin ilgili kurumlara gönderdiği yazıyla süreci başlattı.

Şimdi gözler yargıda.

Burada çok hassas bir çizgi var.

Kimse daha yargılanmadan suçlu ilan edilemez.

Ama kimse siyasi kimliği, makamı, mevkisi veya mensubu olduğu parti nedeniyle ayrıcalık göremez, hukukun dışında da tutulamaz.

İşte asıl mesele budur.

Çünkü vatandaşın görmek istediği şey aslında çok basit.

Adalet herkese eşit mi?

Eğer soruşturma sonucunda suç unsurları ortaya çıkarsa, bunun gereği yapılmalıdır.

İster AK Partili ister CHP’li ister sıradan vatandaş olsun

İster milletvekili

İster eski bakan

İster Partinin önemli bir ismi olsun.

Hiç fark etmemeli.

Suç varsa hukuk işlemeli.

Eğer suç yoksa, yine hukuk işlemeli ve kişi aklanmalıdır.

Ama dosya ortada kalır, soruşturma sessizliğe gömülür, kamuoyunun kafasındaki sorular cevapsız bırakılırsa işte o zaman başka bir sorun ortaya çıkar.

Adalete güven sorunu.

AK Parti'nin adına baktığınızda ilk harfi ‘A’dır.

Yani ‘Adalet.”

Bu sadece bir parti adı değildir.

Aynı zamanda yıllardır verilen siyasi mesajın da temel taşlarından biridir.

O nedenle bugün AK Parti açısından asıl sınav, soruşturmanın kime uzandığı değil, hukukun nereye kadar uzanabildiğidir.

Eğer bir siyasetçi hakkında ciddi iddialar varsa, soruşturma sonuna kadar götürülmeli delil varsa ortaya konulmalıdır.

Suç varsa gereği yapılmalıdır.

Suç yoksa da kişi aklanmalıdır.

Bunun ortası olmamalıdır.

Çünkü Türkiye'nin artık “Bu kişi kim?” sorusundan çok, “Bu ülkede hukuk kime nasıl uygulanıyor?” sorusuna cevap aradığını düşünüyorum.

Sıradan vatandaş hakkında en küçük iddiada devletin bütün mekanizmaları harekete geçiyorsa, siyasetçi hakkında da aynı hassasiyet gösterilmelidir.

Çünkü hukuk devleti olmanın ölçüsü, güçlüye ne yaptığıdır.

Güçsüze ne yaptığı değil.

Milletvekilliği dokunulmazlığı da suç isnadını ortadan kaldıran bir zırh değildir.

Ancak dokunulmazlığın kaldırılması ve yargı sürecinin işletilmesi de mutlaka anayasal ve hukuki prosedürler içerisinde gerçekleşmelidir.

Yani ne siyasi koruma ne de siyasi linç sadece hukuk.

Aslında AK Parti'nin bugün ihtiyacı olan şey de tam olarak budur.

Kamuoyunun önüne çıkıp uzun uzun savunma yapmak yerine sürecin şeffaf, hukuka uygun ve sonuna kadar işletilmesini sağlamaktır.

Çünkü milletin vicdanı çok hassastır.

Bir vatandaşın cebinden çıkan birkaç bin liranın hesabı soruluyorsa, milyonlarca liralık iddiaların da hesabı sorulmalıdır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın fonla ilgili açıklaması da bu doğrultudadır.

Kim olursa olsun, nerede durursa dursun, hangi makamda bulunursa bulunsun, Devlet karşısında herkes eşit olmalıdır.

Eğer soruşturma sonunda suç sabit olursa gereken ceza verilmeli.

Eğer suç sabit olmazsa da kimse zan altında bırakılmamalı.

İşte o zaman millet şunu söyler, “Devlet görevini yaptı.”

Çünkü adaletin güzelliği de buradadır.

Adaletin kime uygulandığı değil, herkese eşit uygulanıp uygulanmaması önemlidir.

Bugün Fatma Betül Sayan Kaya'nın dosyası üzerinden tartışılan mesele aslında bundan çok daha büyük.

Mesele bir kişi değil, mesele bir parti değil.

Mesele Türkiye'de adalete duyulan güvenin korunmasıdır.

AK Parti'nin “A”sı Adalet olması bunun en güçlü göstergesidir.

Kim olursa olsun hukuk karşısında hesap verebilmeli.

Ne ayrıcalık ne imtiyaz ne koruma ve ne de siyasi intikam.

Sadece hukuk.

Çünkü milletin istediği aslında çok açık ve net,

Adalet yerini bulsun.

Kim suçluysa cezasını çeksin.

Devlet, vatandaşına bir kez daha şunu gösterebilsin;

“Bu ülkede makamlar geçici, hukuk kalıcıdır”

Ve AK Parti'nin “A”sı, “Adalettir” tabela üzerinde bir harf değildir.