Evlilikte anlayışlı bir eş olmak sevgi ister, fedakârlık ister, emek ister.
Anlayışlı bir eş olmak farklılıkları ayrılık sebebi olarak değil, zenginlik olarak görmekle mümkündür. Anlayışlı bir eş olmak çok da kolay bir şey değildir. Zira sevgi ister, fedakârlık ister, emek ister. Anlayışı evvelâ kendimiz göstermeliyiz, ilk hamleyi karşıdakinden beklememeliyiz. Evliliklerde anlayışlı olmak hep karşıdakinden beklendiği için birliktelikler sürdürülebilir olmaktan çıkıyor. "İnadım inat" tavrı çiftleri ayrılık çıkmazına sürüklüyor. Bu da yuvaların dağılıp yok olmasına, huzur ve güven suikastına sebep oluyor.
Anlayış (müsamaha) karşılıklı olunca anlamlıdır. Anlayışlı olan kişilerin anlayış görmesi onların en doğal hakkıdır. Anlayışlı hareket edenler, bunu karşıdakilerden göremeyince kendilerinin saf yerine koyuldukları hissine kapılıyorlar. Bu da sürdürülebilir anlayışı sekteye uğratarak şiddetin ve nefretin fitilini ateşliyor. Sonuçta da öfke patlamaları yaşanıyor. Biraz sabır, tahammül ve sağduyu belki de bu ani tepkileri önleyecektir. Onun için öncelikle ve özellikle yapılması gereken şey konuşmak değil, susmak ve dinlemektir.
Karşımızdaki kişiye göstermediğimiz anlayışı ondan beklemek ve bunu bir hak olarak görmek haksızlıktır. Anlayış, davranışlar kadar duygu ve düşüncelerimizin ifadesinde de saklıdır. Hissettiklerinizi doğru zamanda ve doğru biçimde karşınızdakine aktaramazsanız güttüğünüz maksat hasıl olmaz. Bunun içindir ki doğru bir iletişim dili, nerden baksan, çok önemlidir. Bu hususta sorgulayıcı ve yargılayıcı bir dilden ve üslûptan özenle kaçınmalıyız.
Evliliği en çok yıpratan sebeplerin başında sadakatsizlik gelse de, birbirini anlayamamak da en az onun kadar önemlidir. Zira sadakatsizliğin kökeninde de birbirini anlayamamak veya yanlış anlamak yatar. Nice insan bunun ağır bedelini ödemektedir.
Kadınlarla erkekler evlenince bir çırpıda eş olduklarını zannediyorlar.
Kadınlarla erkekler evlenince bir çırpıda eş olduklarını zannediyorlar. Oysa evlilik cüzdanına sahip olmak belki resmiyette karı koca (eş) olduğunuzu gösterse de gerçekte eş olduğunuzu göstermekten çok uzaktır. Eş olmak resmiyetten çok, samimiyeti ve aidiyeti gerektiren bir durumdur. Samimiyet ve aidiyet (sevgi ve bağlılık) yoksa bir araya gelmeniz ve birlikte yaşamanız evli olduğunuzu göstermez. Evliliklerde cüzdanlara atılan ıslak imzadan daha önemlisi gönüllere imza atabilmektir. Bu da sevgi, saygı ve muhabbetin karşıdakine yansıtılmasıyla mümkündür. Bunu yapabilenler gerçek anlamda eş olurlar.
Eş olmak lafla olmaz. Tek bir çatı altında bir araya gelerek yuva kurmaya çalışanların öncelikle eş olma olgunluğuna (yeterliliğine) sahip olmaları gerekir. Zira eş olma olgunluğuna sahip olmayanlar evliliklerini uzun vadede yürütemezler. Kısa zamanda çil yavrusu gibi dağılırlar. Eş olma olgunluğuna sahip olmak, hayatın iyisini de kötüsünü de paylaşmayı gerektirir. Onun içindir ki evlenirken "İyi günde, kötü günde, hastalıkta, sağlıkta" klişe ifadesini kullanırız. Bu yürek sözleşmesi, evlilik bağının teşkili için olmazsa olmazdır.
Evlilikte başarılı olmak ancak ortak bir sevgi ve hoşgörü dili ikame etmekle mümkündür. Zira evlilik aldığından fazlasını hesap kitap yapmadan gönül rızasıyla vermektir.
Evliliklerin yıpranması sonucu bazı evler zamanla otele, hatta hapishaneye döner.
Evlilik insan hayatını düzene koyan, onu serkeşlikten kurtaran, aranılan mutluluğu içinde bulduğumuz bir dünya cennetidir. Fakat bu cennet doğru dizayn edilmezse zamanla cehenneme dönüşebilir. Başka bir açıdan bakarsak büyük beklentilerle kurulan evliliklerin yıpranması sonucu bazı evler zamanla otele, hatta hapishaneye döner. Erkek (veya kadın) akşamleyin eve korkarak gidiyorsa o ev, ev olmaktan çıkmıştır, otele veya hapishaneye dön(üş)müştür. Zira otel sadece barınma amaçlı kullanılan soğuk bir yerdir. Hapishane ise kader mahkumlarını ağırlar. Hiç kimse otelde veya hapishanede keyfine kalmak istemez.