Nasıl bir ülke olduk?

Adeta suç makinesi üretir olduk.

Günde onlarca hatta yüzlerce insan gözaltına alınıyor.

Kimi fon soruşturmasından, kimi cinayetten, kimi kara para aklamaktan, kimi dolandırıcılıktan, kimi silah kaçakçılığından, uyuşturucudan, FETÖ’den, hırsızlıktan, faili meçhul cinayetlerden, aklınıza gelmeyecek kadar bin bir suç çeşidi.

Her taraftan başka bir suç haberi geliyor.

Televizyonu açıyorsunuz; suç.

Sosyal medyaya giriyorsunuz; suç.

Gazeteyi okuyorsunuz; suç.

İnternete bakıyorsunuz; yine suç.

Bahis, Borsa, cinayet, dolandırıcılık, hırsızlık, kaçakçılık, şantaj, sahtecilik, yolsuzluk, organize suçlar.

Elbette her gözaltına alınan suçlu değildir. Gözaltı başka, tutuklama başka, mahkûmiyet başkadır ama hukukun da temel kuralı bellidir.

Suçluluğu kesinleşinceye kadar herkes masumdur evet lakin benim derdim tek tek soruşturmalar değil.

Ben toplum olarak geldiğimiz noktayı sorguluyorum.

Bu kadar insan neden sürekli suç soruşturmalarının içerisinde?

Bu kadar insan neden adliyelerin kapısında?

Ve daha önemlisi biz neden bu hale geldik?

Her şeyi ekonomiye bağlamak kolaycılık olur.

Elbette geçim sıkıntısı, işsizlik ve gelir dağılımındaki bozukluk bazı suçların zeminini etkileyebilir ama mesele sadece para değildir.

Mesele aynı zamanda ahlak meselesidir.

Vicdan meselesidir. Eğitim meselesidir. Aile meselesidir.

Toplum meselesidir.

“Ne pahasına olursa olsun kazanayım” anlayışının normalleşmesidir.

Kolay para kazanma hırsıdır, gösteriştir. Tüketim çılgınlığıdır, dezenformasyondur.

Yozlaşmadır, değerlerin aşınmasıdır.

Ve belki de hepsinden önemlisi, “Bana bir şey olmaz” anlayışıdır.

Çünkü suçtan önce bir zihniyet oluşur.

İnsan önce yanlışı normalleştirir. Sonra küçük yanlışa göz yumar. Sonra daha büyüğüne, derken bir gün kendisini suçun ortasında bulur.

Bugün bizi asıl düşündürmesi gereken yalnızca suçların çokluğu değil, suçun sıradanlaşmasıdır.

“Yine mi?” deyip geçiyoruz.

Suç sokakta kalmaz.

Spora girer, futbola girer, iş dünyasına girer, finansa girer, aileye girer.

Futbol da bu açıdan toplumun aynasıdır.

Para, güç, şöhret ve kazanma hırsı her şeyin önüne geçtiğinde sadece spor değil, toplumun değerleri de yara alır.

Bu yüzden mesele yalnızca birkaç futbolcu, hakem veya kulüp başkanı meselesi değildir.

Mesele çok daha büyüktür.

Biz nasıl bir toplum olmak istiyoruz?

Çocuklarımıza “Dürüst ol, çalış, hakkını ara” mı diyeceğiz? Yoksa “Bir yolunu bul, yeter ki kazan” mı?

İşte asıl soru budur.

Cezaevlerinde kaç bin insan var bilmiyorum ama bildiğim şudur.

Bir ülkede suç haberleri bu kadar çoğalıyorsa, yalnızca adliyelere bakarak meseleyi çözemezsiniz.

Topluma bakacaksınız.

Aileye, okula, sokağa, televizyona, sosyal medyaya bakacaksınız.

Çocukların ne izlediğine, gençlerin kimi örnek aldığına bakacaksınız.

Çünkü suçla mücadele yalnızca polisle, savcıyla, hâkimle ve cezaeviyle yapılmaz.

Suç ortaya çıktıktan sonra müdahale edilir.

Asıl mesele, suçu ortaya çıkaran zemini kurutmaktır.

Bir toplumda ahlak zayıflıyorsa, vicdan susuyorsa, haksız kazanç özendiriliyorsa, kolay para kutsanıyorsa orada sadece suçlu sayısı artmaz toplumun kendisi yara alır.

O yüzden artık dönüp kendimize sormalıyız, biz ne ara böyle olduk?

Nasıl oldu da suçun neredeyse her çeşidiyle aynı anda konuşur hale geldik?

Nasıl oldu da her sabah yeni bir soruşturma, yeni bir gözaltı, yeni bir tutuklama haberiyle uyanır olduk?

Bir toplumun geleceği sadece yollarla, binalarla, fabrikalarla kurulmaz, ahlakla, adaletle, vicdanla ve güvenle kurulur.

Bunlar yoksa en büyük ekonomiyi kursanız ne olur?

İnsan insana güvenmiyorsa, haksız kazanç normalleşiyorsa, suç sıradanlaşıyorsa asıl toplumun kaybettiği nokta burasıdır.

Artık kendimize gelmenin zamanıdır.

Suçlu kim, bunu hukuk belirlesin.

Kim suç işlemiş, kim işlememiş, bunu mahkemeler belirlesin.

Ama biz de daha büyük sorunun cevabını arayalım neden suç üreten bir toplum haline geldik.

Suç üreten zihniyeti, yozlaşmayı ve toplumsal zemini sorgulayalım.

Sahi ne oldu bize.