Trabzon ile Tahran arasında uçak seferlerinin başlaması, başlı başına büyük bir eksikliğin giderilmesinin de ötesinde kazanımdır.

Çünkü yer aldığı coğrafya da, hal ve hareketleri ile “Dost” sayabileceği tek gerçek mana da devlet İran’dır.

Zaten Ortadoğu’da İran ve Mısır’ın dışında “devlet” denebilecek ülke yok gibidir.

Her ne kadar Türkiye, bu gibi sülale hükümetlerini “Devlet” sayarak aynı bildiriye imza atmış olsa da!

Yarım asırlık meslek hayatımda en fazla gidip, gezip gördüğüm ülke olan İran, kim ne derse desin (dahası bizde kendine göre din anlayışı, cemaat tarikat icat edip İran’a sallayanlar), her halde birlikte hareket edilecek, aynı anlaşmanın altına tereddütsüz imza atılacak tek komşu devlettir.

Hele hele, Tebriz merkezli 30 milyonu aşkın Doğu Azeri’nin varlığı da söz konusu ise…

Hiç uzatmaya gerek yok!

Ezcümle; şeytan ve onunla işbirliği yapanların hedefe oturttukları ülke İran ise, demek ki bu devletin yaptıkları büyük oranda doğrudur. Yazdıklarımın doğru, gerçekçi olup olmadığını anlamak için iki ülke, ille de Trabzon-Tahran arasındaki seferlere itibar edin.

FINDIKTA ÜRETİCİ, ÇİFTÇİ OLMAK…

Tarım da çiftçi, yani gerçek manada üreten ve üretici olmak!

Öyle kolay kolay elde edilecek, hele hele söz konusu fındık olduğunda, senede sadece toplamak için bahçeye girerek elde edilebilecek bir tanım-tarif değildi. Kullanılacak hak da hiç değildir!

Ezcümle, hiç uzatmadan “Üreten yani çiftçi kimdir?” sorusunun cevabını, gerçek fındık üreticiliği yanında, bahçeden boğaza kadar sektörü çok iyi bilen ve de bildiğini de paylaşan Giresun eşrafından sevgili dostum Özer Akbaşlı’dan alalım mı?

İşte Sayın Akbaşlı’nın, literatürde de literatürde yer alan ve de “üretici” olarak da nitelendirilen çiftçi kimliğinin tarifi:

Çiftçi:

Tarım arazisinde yaşayan,

Tarımsal üretim yapan,

Tarımsal üretimi ile geçinen,

Toprak, hava, su ve yetiştirdiği ürün konusunda deneyimini, tecrübesi olan insana denir.”

SAPLA SAMAN BİRBİRİNE KARIŞINCA…

Halk arasında deyim olarak da kullanılan bir ibaredir; “Sapla samanı karıştırmamak.”

“İyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı veya önemli ile önemsiz olanı birbirinden ayırt edememek” anlamında da kullanılır.

Birbirine benzeyen ama değer veya nitelik olarak farklı olan iki durumu birbirine karıştırma durumunu da anlatır.

Sadece insan ilişkilerinde değil, toplumsal konularda da böyle bir karışıma gitmemek, müsaade etmemek, yol açmamak en doğrusudur.

Sanırım doğru olduğu için de Türkiye toplumunda karıştırmamak yerine, tersinin yapılması tercih ediliyor!

Karışıklık, yanlış ile doğru, helâl ile haram, artı ile eksi, hele hele “kafa karışıklığı” hemen hemen her yerde tercih edilen bir hâl haline getirilmiş, dahası “almış başını gidiyor!”

Kıssadan hisse:

Sarhoşun biri bindiği halk otobüsünde, “Bu otobüste öndekiler hırsız, arkadakiler değil” diye sesle bağırınca aracın şoförü sert bir şekilde frene basmış. Basınca da arkadakiler ile öndekiler, yani herkes birbirine karman-çorman olmuş. Sarhoş da şoföre seslenerek; “Herkesi birbirine kattın” demiş!

FINDIKTA İŞÇİLİK ÜRCERETİ KARMAŞASI…

Şu “fındık toplama işçiliği” için sözü edilen günlük toplama ücretlerinin şehirlere göre çok farklı olmasını bile anlamak zor!

Zaten fındıkta “Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu” bile anlamada zorlaşmadı mı?

Her neyse!

Biz şu fındık toplama işçilik ücretlerine takılalım bugün.

65 bin hektarlık fındık bahçesine sahip olmasına rağmen fındıktan geçinenlerin oranının yüzde 5’i bile bulmadığı Trabzon’da günlük ücret için 3 bin liradan söz konusu edilince, diğer illere bir bakayım dedim.

Fındığı konu edinen tarih kitaplarında, “Fındığın Başkenti” olarak yer alan, ancak artık bu unvanı elinde bulunduramayan Giresun’da gerçekakl bir fındık çiftçisi olan şunu iletti:

“17 işçinin ulaşım masraflarını karşıladım. Yemek, yatak da dahil bana günlük maliyeti 2.400 TL.”

Eeee! Trabzon’da sadece öğle yemeği dahil 3.000 TL’den aşağı söz eden yok.

Ona rağmen çok kişi de, “Onu da bulamıyorum” diye yakınıyor.

Ben de, “Kahramanmaraş Caddesi, Uzunsokak’da cebinde 200 TL bile olmayan yüzlerce, binlerce boş, volta atan var ki” diye tekrar yazacağım ama biliyorum ki pek işe yaramayacak.

Hatta “yayla şenliklerinde, kent merkezlerindeki konserler de vur patlasın çal oynasın” diye çalışma yerine eğlenmeyi tercih edenlerin “Durmak yok, yola devam” dercesine hareket etmeleri…

İşte bundan dolayı, yani halk arasında “En büyük ibadetin tembellik olduğu” kabul edilir hale geldiği için, yazsan ne olacak, yazmasan ne?

TESADÜFÜN BU KADARI!

4 Nisan 2015’de, yani bundan yaklaşık 11 yıl önce Fenerbahçe otobüsünün kurşunlanması ile yaşanan, ancak son günlerin gündem maddesi olan “Faili Meçhul” hanesine kayıt edilerek rafa kaldırılan saldırı meslektaşım Enis Yıldırım’ın yayınladığı kitap ile adeta “Zamanlama da buluştu.”

Mesleğinin, hele hele “Adliye-Polis Muhabirliği” olarak tanımladığımız kısmın adeta “Ustalaşmış uzmanı” olan Enis Yıldırım’ın, “Kod Adı 126. Faili Meşhur Hedefteki Şehir Trabzon” adı vererek 15 gün önce kamuoyu ile buluşturduğu kitap, konuya ilgi duyanlar için ben diyeyim “Adliye Dosyası”, siz söyleyin “Bilgi Kaynağı.”

İşin ilginç tarafı, söz konusu saldırı ile ilgili Adalet Bakanlığı’nın dosyayı raftan indirmesi ile Enis Yıldırım’ın kitabının kamuoyu ile adeta aynı zamanda buluşması.

Ama “Şeytanın Avukatlığını” yapıp, “Öküzün Altında Buzağı arayarak” bu güncel eşleşmeye, “Birlikte ve bilinçli hareket” yakıştırması yapmak asla doğru değil.

Belki; “Tesadüfün bu kadarı!” denilebilir.

FIKRALAR DA ANLATIYOR, AMA ANLAYABİLENE!

Fıkralar ait oldukları toplumları kâh güldürüp, kâh düşündürüp, kâh da "anlayana sivrisinek saz" hesabıyla tarif ederler.

Kimisi geçmişten günümüze, kimisi bugünden geçmişe seyahat eder, kimisi de "geçmiş geçmiştir, gelecek gelecektir, bugün ise gerçektir" diyerek bugünü anlatırlar.

Bazen Temel olurlar, bazen de Teyo Pehlivan olup, içimizde gezinip dururlar. Hemi de taa içimizde. Nasreddin Hoca misali.

"Yıllar önce de 40 yaşındaydım demiştin" diyenlere Nasreddin Hoca'nın cevabı; "Er olan sözünden dönmez. Yıllar sonra da sorsanız yine aynı" olmuş.

HABERİN NASIL YAPILIR?

Üstat, rahmetli Hasan Pulur (1932-2015), "Bizim ustalarımız bize hep şunu öğretirlerdi" diyerek "Sağlam Haber" için yapılması çabaları ve gösterilmesi gerekenleri şöyle öneriyor:

-"Bir şeyi duyduktan sonra soruşturacaksınız. Karşılıklı çift kontrol yapacaksınız. Konunun uzmanlarıyla görüşeceksiniz. Hedef alınan insanı bulacaksınız. Ancak bu işlemlerden sonra haber olabilir."